10 Kasım 2009 05:00

SAĞLICAK

İletişim; genel olarak insanlar arasındaki bilgi, düşünce ve duygu alışverişi olarak tanımlanabilir.

Paylaş

İletişim; genel olarak insanlar arasındaki bilgi, düşünce ve duygu alışverişi olarak tanımlanabilir. Dil ortaklığı üzerinden biçimlenir ve ortaklaşabilmeyi amaçlar.
İletişimsizliğin temeli olan dil sorununu çok kez anlayamıyoruz ve anlatamıyoruz. Ya da dilimiz dönmüyor… Anlatabilmek çok kez yaşanmışlıklar üzerinden gerçekleşiyor…
“İki Dil Bir Bavul” filmi iletişim sorunu yaşanan bir bölgede gündelik yaşamın bir kesitini en yalın haliyle anlatıyor. Kısa sayılabilecek filmden iletişim üzerine uzun mesajlar alabilirsiniz.
Bölgeye görevli olarak gelen Türk kökenliler ağırlıklı olarak askerler, öğretmenler ve sağlık personeli olarak sıralanabilir. Askerlerin pek fazla iletişime gereksinim duymadığı da söylenebilir. Ancak öğretmenler ve sağlık personelinin iletişim kurmadan ya da ‘aynı dili’ konuşmadan görevlerini sürdürmeleri de pek olası değil…
Film bir Türk öğretmenin Kürt köyünde iletişim kurabilme çabalarını anlatıyor.
Filmin girişi elinde bavuluyla ilk görev yeri olan bir köy sağlık ocağına giden hekimi anımsattı. Yani kendimi… Benzer sıkıntıları aynı bölgede sağlık ocağı hekimi olarak görev yaparken yaşamıştım.
Filmde olduğu gibi ilk kez gördüğüm sağlık ocağının kapısını anahtarla kendim açmamıştım, çünkü açıktı. İçeriye girdiğimde kendi ayak sesimden başka bir ses duyabilmek umuduyla bütün kapıları tek tek açıp içeriye baktım. Kimse yoktu. En sonuncusu olan gözden ırak kapıyı açtığımda hasta yatağında yatan, serum bağlanmış 4-5 yaşlarında bir çocukla göz göze geldiğim sahneyi filme almayı ne kadar çok isterdim…
Çocuk, serum setini oynatmadan hareketsiz bakıyordu… İletişime yönelik hiçbir söz karşılığını bulmuyordu. Bakışlar dışında hiçbir tepki alamamıştım. O sessizlik sonraki yıllarda karşılaşacağım zorlukların habercisiydi ve o bakışlar daha önce hiç tanımadığım bir bölge hakkında çok şey anlatıyordu.
Doktorsuz, hemşiresiz, ebesiz sağlık ocakları…
Her evde 10-15 nüfus ve çoğu kez adı dahi olmayan ‘kaderine’ terk edilmiş çocuklar…
Evinden başka bir dünya tanıyamamış kadınlar…
Hasta hekim ilişkisi her ikisinin iradesi dışında en kısa zamanda bulunan tercümanlarla sağlanıyor. İletişim sorunu sadece çocuklarla değil, kadınlar başta yetişkinlerle de yaşanıyor.
‘Anamnez’ yani ‘hastalığın öyküsü’ çok önemli… Birinci ağızdan dinleyemezseniz yanılabilirsiniz. ‘Öykü’ almak olanaksız hale geldiğinde, hekim sorunun çözümü için çaresizce ikinci, üçüncü ya da beşinci ağızlara tabi olur. Tercümanla birlikte hatalar da çoğalır. ‘Öksürük’ yerine ‘kusma’ olarak yapılan çeviri farklı sistemlerde farklı sorunlar aramayı gerektirir…
Sorun “hastaların değil benim” sorunum diye düşünüyordum. Onlar kendi doğallıklarıyla gününü yaşıyorlar. Kendi dilleriyle konuşmak, öğrenmek ve sağlık hizmeti almak istiyorlar…
Öğretmenlere anlatıyorum iletişim sorunumu. Diyorlar ki “Hiç Türkçe bilmeyen çocuğa vermek istediğin bilgiyi önce kendi dilinde verirsen, bu bilgiyi sonra başka bir dile çevirebilirsin”… Duvarlardaki “Türkçe’den başka bir dilde konuşmak suçtur” tabelalarına rağmen öğretmenler Kürtçe olarak başlattığı dersi Türkçe olarak sonlandırmaya çalışıyorlardı. Bu sabırlı mücadele yıllar sürüyor ve öğrenci ancak okulu bitirirken Türkçe okuma-yazma becerisini kazanabiliyordu.
Öğretmenlerin bu deneyimi bana yol gösterici olmuştu. Yanlış tanı koymamak ya da zamandan kazanabilmek için tek bir seçeneğim vardı; Kürtçe öğrenmeye çalışmak… Günler aylar geçtikçe tercüman kullanırken doğrudan anlama becerimi geliştiriyordum. Arada bir hastaya Kürtçe soru sorduğumda ise hasta ile çok daha yakın ve sıcak iletişim kurabiliyordum. Buz dağları anında eriyordu...
Yakın bir zamanda Diyarbakır Tabip Odası Kürtçe bilmediği için hastayla iletişim kurmakta güçlük çeken doktorlar için bir kitap hazırlayıp yayınladı; Kürtçe Anamnez (Anamneza bi Kurmanci). Birilerinin “Kürtçülük propagandası” olarak adlandırabileceği bu kitapla ne kadar ‘hayırlı’ bir iş yapıldığını sıkıntıyı yaşayan biri olarak şimdi çok daha iyi anlayabiliyorum.
“İki Dil Bir Bavul” filmi “Kürt açılımı” temel taleplerinden birisi olan anadilde eğitim ve konuşma hakkının ne kadar önemli olduğunu yaşanmışlıklar üzerinden anlatmaya çalışıyor…
CELAL EMİROĞLU
ÖNCEKİ HABER

Aliağa’da büyük çelişki

SONRAKİ HABER

CHP'li Mehmet Bekaroğlu: Demirtaş’ı serbest bırakın, çözüm süreci tekrar başlasın

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa