GÖZLEMEVİ

GÖZLEMEVİ

  • Fazıl Say’ın sanat yönetmenliğindeki 10. Uluslararası Antalya Piyano Festivali “Fazıl Say ve Arkadaşları” başlıklı konserle açıldı.


    Fazıl Say’ın sanat yönetmenliğindeki 10. Uluslararası Antalya Piyano Festivali “Fazıl Say ve Arkadaşları” başlıklı konserle açıldı. Hem de ne açılış! Gözlerim Hıncal Uluç’u, Güneri Civaoğlu’nu, Müzik Direktörü Çiğdem Erken’i, Devlet Opera ve Balesi’nin Geçmiş Dönem Genel Müdürü Remzi Buharalı’yı, Vecdi Sayar’ı, Fikret ve Filiz Otyam’ı, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akaydın’ı; Panayot Abacı’yı, Tarık Akan’ı, Balerin Acun Günay’ı ve daha kimleri kimleri ikide bir ayağa fırlayıp “bravo” diye çığrışırlarken yakaladı. Doğaldır ki, onlar da zaman zaman benim “coşkulu” bağırtıma kulak kabarttı.
    Konser, Dimitri Shostakovich’in (1906–1975) 1944 yılında bestelediği; Piyanist Fazıl Say, günümüzün önde gelen Keman Virtüözlerinden Cihat Aşkın ve Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın Solo Viyolonselcisi Çağ Erçağ tarafından icra edilen Piyano Trio No.2 Mi Minör Op. 67’nin Allegretto bölümüyle başladı. Güçsüzlük, etkisizlik, önemsizlik duygusu sabahtan beri her yanımı kaplamıştı, kurtulamıyordum, bu eser cuk oturdu. Konser öncesi AKM’nin yanındaki “café”de Tarık Akan ve Acun Günay ile birer kadeh şarap içerken duyumsamıştım güçsüzlük, etkisizlik, önemsizlik duygularını. Konser sırasında, bir tarlanın ortasına dikilmiş sokak lambası gibiydim, ışığım karanlığımda boğuluyordu. Üzüntümün nedenlerini derinliklerde aramamaya karar verdim. Keman ve viyolonselin, piyanodan taşan canlı ve keskin ritimli temanın peşinde birlikte iz sürdüklerine tanık olmaktan zevk çıkarmaya çabaladım. Giderek, zamanın çevremde kanat çırpıyor olması bir hoşuma gitti, ama bir hoşuma gitti ki, sormayın gitsin. Piyano, keman ve viyolonsel eşliğinde bir söyleşi tutturmuştu. Her üç çalgıya da virtüöz görevler yükleyen bölüm, capcanlı yan temaları da işleyerek finale ulaştı. Eserin icrası sona erdiğinde “çok mutluyum” diye avazım çıktığı kadar bağırmamak için kendimi zor tuttum.
    Piyano Trio’yu, Brahms’ın (1833–1897) Macar Dansları’nın en popüleri olan Dans No. 5 izledi. Güçlü vurgulamalarla gelişen Allegro bölmede ve özellikle Vivace’nin parlak ve rubatolu biçiminde virtüöziteler pek güzel sergilendi. Keman, Cihat Aşkın’ın elinde konuşur gibiydi. Salonu törensel bir hava sardı. Cihat Aşkın, türlü seslerin ekseninde gezindi, durmadı, doymadı; Çigan tarzı süslemeleri, bilinen armoni kurallarına göre uyumsuz sayılan notalarla birleştirdi. Yetinmedi, bir de tersini yaptı. Yani, iki ya da daha çok sesi, tek ses izlenimi verecek biçimde uyarladı. Bitirdi.
    Aynı üçlünün “Nihavent Longa”sı ise bu eserin sadece oyun havası denilip geçilemeyecek bir beste olmadığını kanıtlarcasına icra edildi. Cihat Aşkın ve Çağ Erçağ, esere klasik biçem içinde bir palet dolusu renk kattı. Fazıl Say’ın, temanın canlı bölümlerinde virtüözlüğünü öne çıkaran müthiş başarısı dinleyicileri/izleyicileri derinden etkiledi. Piyano kemanı ve viyolonseli, gizemli havada ve de aynı eş biçemde yeni arayışlara özendirirken, tuhaftır ama, bir eziklik içinde olduğumu yeniden duyumsadım.
    Fazıl Say’ın destek verdiği 1998 doğumlu Berfin Aksu’yu Feliks Mendelssohn’un (1809–1847) Keman Konçertosu”nun ilk bölümüyle çılgınca alkışladık. Usta Bandoneonist Tolga Salman, Tango Devrimcisi Astor Piazzola’nın (1921–1992) “Oblivion” ve “Libertango”suyla üçlüye katıldı ve parçaların içine sinmiş acıyı, nefreti, hüznü ve daha birçok duyguyu dinleyiciye iletti, dinleyici de alkışlarıyla aldı kabul etti.
    Fazıl Say’ın genel seçim sonrası Deniz Baykal’a yazdığı mektupta: … Ne zaman Türkiye’nin sol-laik oy bölünmesinden kurtulacağız? Ne zaman, diye soruşunu mutlaka anımsayacaksınız. O mektubunda: Tarikatlar çoktan almış başını gitmiş, dinci siyaset başa geçmiş... Neden? Neden karşı siyaset üretilmemiş? (...) CHP’nin başına, sizin yerinize, ‘iktisadi ve gerçekçi fikirleri-projeleri olan’ birisini istiyoruz. Deyişi de belleklerinizden silinmemiştir umarım. Deniz Baykal’a şöyle bir örnekleme getirmişti Fazıl Say: Piyano ile ney fevkalade güzel beraber müzik yapabilir Deniz Bey! Yeter ki beste iyi olsun... Ve buradaki iyiden kasıt, iki enstrümanı da çok iyi tanımaktan geçer... Piyano ile ney beraber müzik yaparken, nelere dikkat edilmesi gerektiğini bilmekten geçer... Bu örnek Baykal’ın belleğinde nasıl biçimlendi bilemem, ancak Fazıl Say, beraber müzik yapılırken nelere dikkat edileceğini bildi. Programın altıncı bölümünde piyanosunu TRT İstanbul Radyosu’nun ney sanatçısı, 1979 doğumlu Burcu Karadağ’ın neyi ile birleştirdi, Karadağ da pek güzel üfledi. “Katibim” şarkısında piyano, ney ile bir kavşakta buluştu konuştu.
    Piyano ve ney buluşma ve konuşmasından sonra, Fazıl Say’ın arkasında durduğu bir diğer genç yetenek, 1997 doğumlu Sesim Bezdüz öne geldi ve Muammer Sun’un (1932) “Köçekçe”siyle kırsal kökenli halk müziklerinin keman-piyano ikilisi için evrensel biçeme göre sunulmasının mükemmel örneğini verdi. Sesim Bezdüz, daha sonra “Nâzım Oratoryosu”ndan “Kız Çocuğu”nu da seslendirecekti.
    Veee “Kız Çocuğu”ndan sonra Nâzım Hikmet ile sürdü gece. Sahnede bir kez daha ve yeniden devleşen Genco Erkal, kendine özgü ses tınısı farkıyla, güzelim tonlamalarıyla “Ben İçeri Düştüğümden Beri”yi okudu. Arkasında Bariton Güvenç Dağüstün ve Bas Tolga Salman vokal yapmaktaydı…
    Sonra Bariton Güvenç Dağüstün’ün ıpıl ıpıl sesinden “Bugün Pazar”…
    Genco Erkal’dan “Vatan Haini”…
    Güvenç Dağüstün’den “Memleketim”…
    Genco Erkal’dan “Yaşamaya Dair”…
    Veee… Dinleyicinin/Seyircinin tümü ayağa dinelip, “bis” bekledi.
    “Bis” gelmedi.
    Antalyalıların anılarına kazınan konser, işte böyle bitti.
    ÜSTÜN AKMEN
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.