‘iĞNEARDINA KARŞI iĞNE OYASI’

‘iĞNEARDINA KARŞI iĞNE OYASI’

“Ev-eksenli çalışma en yakınlarımızın dahi bizim çalıştığımızı kabul etmediği bir çalışmadır.”


“Ev-eksenli çalışma en yakınlarımızın dahi bizim çalıştığımızı kabul etmediği bir çalışmadır.” Konuşan kadının sesi karıncalanıyor sanki… Öyle ya, evinde yan gelip yatıyor, dışarı iş yapıyor, karışanı görüşeni yok; amiri, memuru… Ne olmuş evinin yemeği, temizliği, anasının ya da kaynanasının, çocuğunun bakımını da yaparsa?.. İşi zaten. Bu seslerin ördüğü duvarı anlatıyor konuşmacı; ısmarlama salça, örgü, dikiş yapmanın iş sayılmayışı dünyada bir bizde değil ki...
Nedense burun direğim sızlıyor; “Kadının çalıştığı paranın bereketi olmaz” sözünü aile çevresinden ikide bir dinlemiş, çocukları beş yaşına gelene kadar eve düzelti redaksiyon almış, radyoya arkası yarın yazmış ama bunların yanında iyi ev kadını olmayı yakalayamamış, (yani yaprak sarmamış, gömlek kolalamamış, camları üç günde bir silmemiş, misafiri su böreğiyle ağırlayamamış) biri olarak... Her gün 9-6 çalışmaya başladığımda önce çocuklarımın incecik sesleriyle karşı koyuşları: “Annesi evde olanlar ne mutlu çocuklar...”
Daldım, bir şey kaçırdım mı acaba?.. Kaçırmamışım, açıklamalar devam ediyor:
“1994 yılında başlayan örgütlenme çalışmalarımız gelir ve hak örgütlenmesi olarak devam ediyor. Yerel yönetimlerden taleplerimiz doğrultusunda bazen destekler görerek çalışırız. Kamu temsilcileri ile iş birliği içinde olmaya, birlikte çalışma özen gösteriyoruz.”
Ev-eksenli çalışanlar sendikalaşıyor. Fındıkzade’de bir otel salonu. 15 yıl önce başlamışlar çalışmalara. Urfa, Gaziantep, Mersin, Hatay Samandağ, Malatya, Muğla… Oya yapanlar, örgü örenler, dikiş dikenler, salça yapıp turşu kuranlar, tarhana hazırlayıp makarna kesenler… Ismarlama iş yapan büyük mağazaların adsız küçük işçileri... Her biri bir küçük işletme. Salonda bir iki erkek var; çevirmen, sendika temsilcisi. DİSK adına Nebile Irmak, DİSK’in de ev işlerinde çalışanları örgütleme çalışmaları olduğunu, kayıt dışı çalışanları örgütlemenin önemini vurguluyor. Destek sözü bu bence.
Hak-İş Başkan Yardımcısı Mustafa Paçal’ın konuşması yalnızca bir hayırlı uğurlu olsun dileği. Konuşmalar, (konuşmaları yöneten Dünya Evde Çalışanlar Federasyonu’ndan Jane Tate) iyi dilekler, destekler bildirileri: Avusturya Giyim Sendikaları, Sokak Çalışanları/Satıcıları, Temiz Giysi (giysi işçilerinin yaşam koşullarını tüketicilere duyuran örgütlenme, DESA’dan tanıyoruz onları)...
Madeira Adası’ndan gelen nakış işçisi, 1974’ten sonra sendikalaşabildiklerini söylüyor. Yeni haklarını: Dini bayramda yevmiyeleri işliyor, nakış malzemesi için para ödemiyorlar falan. Çeviri üç aşamalı: Nakışçı Portekizce konuşuyor, bir kadın İngilizceye çeviriyor, İngilizceden de Türkçeye… Bu durum aksamalara yol açıyor elbet. Ama dünyada ev-eksenli çalışanların örgütlenmesinin önemini vurguladığı şu cümle aklıma kazılıyor: “Örgütlenirsek bizi birbirimizle rekabete zorlayamayacaklar.”
En anlamlı destek, yasal sayılmak için savaş veren Çiftçi Sendikası genel başkanından: Birbirimiz için varız. En ilginç yakınma Bulgar ev eksenli çalışanlardan, vahşi kapitalizmin hepimizin bildiği koşullarını sayıyor. Kimse eski sosyalist koşulları soramıyor. O ara Madeira Adası nakışçılarının, işlerinin örnekleri geziyor elden ele: İki bal rengi ipek örtü. Üstünde toz temiz ancak yalın, iğneardı bir iki desen. Bizim Samandağlılar karşılaştırmayı bilen yapsın der gibi iğne oyalarını seriyorlar masaya: İğneyle yapılmış dantelden küçük masa örtüleri, sehpa örtüleri... Göz nurları...
Sendika bildirimini valiliğe vermek için vilayete giderken, bana anlatılan; ünlü bir markaya kazak örme öyküsünün, beynimde çınlayan cümleleri: “Sokakta görsen almayacağın kadar kötü yünü, çeşitli bedenlere göre kalıpları veriyorlardı. En küçük hata gördüklerinde kazağı söktürür yeniden ördürürler, aldığımız para kazak başına beş lira, örmesi bir hafta on gün. Mağazadaki fiyatı bunun yüz katından fazla…”
Emeğin yüz katından fazla fiyatlara satılan onca malı anımsattılar yeniden bize. Yolları açık olsun örgütlenen tüm emekçilerin!..


Kadınlar şiddete karşı sokaklarda olacaklar

ANKARA Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde, şiddete tepkilerini sokaklarda, alanlarda göstermeye hazırlanıyor.
Ankara Kadın Platformu, 25 Kasım’a ilişkin yapacağı eylemleri dün basın toplantısıyla açıkladı. Ankara Kadın Dayanışma Vakfı’nda düzenlenen basın toplantısına, çok sayıda kadın katıldı.
Platform adına konuşan Nurşen Ayaz, sadece Türkiye’de 7 ay boyunca istatistiklere yansıyan kadın ölümlerinin 953 olduğunu, bunlara intihar süsü verilmiş ölümlerin sayısının eklenmesiyle sayının daha da artacağını söyledi. Ayaz, “Dolapdere’de sabah evlerinden işyerlerine giden 7 kadının işe gitmek için servis adı verilen kamyonette boğularak can vereceklerini, üstelik işveren tarafından ölümlerinden sorumlu tutulacaklarını düşünebilir miydik? Ya da Ceylan’ın oyun oynadığı yerde koyun otlatırken kafasına havan mermisinin isabet edeceğini...” diye sordu.
Bölgeye özgü görülen ve meşrulaştırılan kadın ölümlerinin çok uzakta olmadığını, ülkenin her yerinde yaşanan şiddetin kulaklarını çınlattığını belirten Ayaz, “Korucu katliamlarının ardı arkası kesilmiyor” dedi.
25 Kasım’da kadınlara yönelik şiddete “dur” demek için sokaklarda olacaklarını ifade eden Ayaz, Ankara’da yapacakları bir dizi eylem ve etkinlikleri şöyle sıraladı:
*14 Kasım’da saat 13.00’ta Sincan Cezaevi önünde basın açıklaması yapılacak.
*17 Kasım’da saat 12.30’da Ankara’daki belediyelere kadınların taleplerinin yer aldığı bir metin fakslanacak ve YKM önünden İzmir Caddesi’ndeki PTT’ye yürünecek.
*19-20 Kasım’da KESK’li kadınların İzmir’de yapılacak duruşmasına katılım sağlanacak.
*22-23-24 Kasım’da Yüksel Caddesi’nde stantlar açılacak.
*25 Kasım 2009 tarihinde saat 12.00’de YKM önünden Yüksel Caddesi’ne yürüyüş düzenlenecek. (Ankara/EVRENSEL)
Sennur Sezer
www.evrensel.net