12 Kasım 2009 00:00

İktidar ideolojisini ‘görüntüyle’ yayıyor

Murat Yaykın, yeni yayınlanan “Fotoğraf İdeolojisi” kitabı ile fotoğraf alanındaki boşluğa bir tuğla koydu.

Paylaş

Murat Yaykın, yeni yayınlanan “Fotoğraf İdeolojisi” kitabı ile fotoğraf alanındaki boşluğa bir tuğla koydu. Yaykın; iktidarın, keşfi hiç de masum olmayan fotoğrafı kendi ideolojisini yaymakta, kitle kültürü oluşturmada, insanı yaşadığı dünyaya ve kendine yabancılaşmada kullandığını anlattığı kitabında, fotoğrafçının bu suça alet olmamasının yollarını tartışıyor.

Murat Yaykın kimdir? Ne iş yapar?
Sanırım bu iki sorunun yan yana gelmesi, “İnsan yaptıklarıyla kendini tanımlar” önermesinden kaynaklanıyor. Çok okurum, araştırırım ve yazarım. Bu benim günlük zamanımın uzun bir bölümünü alır. Yayınlanmış üç kitabım var. İmbros, Burada Yalnız Ölüm Var (fotoğraf albümü, sosyal belgesel bir çalışma), Aze’nin İzi (roman), Fotoğraf İdeolojisi-Algıda Gerçeğin Bozulumu (kuramsal kitap). Bir dönem Açık Radyo’da “Camera Obscura” adlı programın yapımcılığını ve sunuculuğunu yaptım. “Seni Ancak Şimdi Anlatabilirim” adını verdiğim bir kısa filmim var. Dört yıldır BirGün gazetesi kültür-sanat sayfasına yazıyorum. Şu an iki kitap üzerinde çalışmaktayım. Biri romanımın devamı, diğeri yine fotoğraf üzerine bir kitap olacak.

Sizce fotoğraf nedir? Ne olmalıdır?
Görsel bir dil, görsel bir ifade aracı. Son derece güçlü anlatım olanağı yarattığı gibi o kadar da tehlikeli olabilen bir araç. Çağına tanıklık eden, kanıt olma niteliğinin yanında görsel enformasyon özelliği taşıyan fotoğraf, sanatsal anlatımlar içinde de kullanılıyor. Fotoğrafın keşfinden sonra “görüntü” toplumlar için hep önemli oldu. Hele okumayan toplumlarda “görüntü” kolaycılığa kaçan görsel-okumalar yarattı. İktidar, keşfi hiç de masum olmayan fotoğrafı kendi ideolojisini yaymakta, kitle kültürü oluşturmada, insanı yaşadığı dünyaya ve kendine yabancılaşmada kullandı, kullanıyor. Son soruya yanıt, kitabın final cümlesinde:
“Eğer fotoğraf tarihinden bir ders alacaksak, fotoğrafın ilk yüzyılında belgeselci yolla üretilmiş görüntülerin yarattığı sonuçları göz önüne almamız gereklidir ve bu sonuçlara eleştirel sanatsal üretimleri de kattığımızda, görüntü üretiminde alacağımız yolun haritası bellidir. Ancak sanatta, sermaye kıskacından uzak, hayal gücünü pazara ezdirmeyen, bağımsız, hayata kök salan, kendi siyasetini inşa eden üretimin yolları yaratılmalıdır.”

Türkiye fotoğraf yayınlarında ne durumda?
Türkiye’de süreli fotoğraf dergiciliğinin ömrü fazla uzun olmuyor. Bunun iki nedeni öne çıkıyor. Bunlardan biri, okuma alışkanlığının zaten olmadığı bir toplumda spesifik bir derginin hayatta kalabilmesi için yeterince istikrarlı bir tiraja ulaşmasının olanaksızlığı. Diğeri, tabii ki eğitim ve kültür politikalarının olmaması, silaha ve savaşa harcanan paranın yüzde birinin bile kültüre ayrılmaması...
Fotoğraf üzerine yazılan kitaplara gelince, son dönemde biraz önce sıraladığım olanaksızlıklara nazaran bir artış söz konusu. Çeviri yayınlarının çoğunlukta olduğu bu tip kitaplara az sayıda içeriden yazar katkı sunuyor.
BU ÇAĞDA ‘GÖRME’NİN YERİNİ ‘GÖRÜNTܒ ALDI
Fotoğraf İdeolojisi -Algıda Gerçekliğin Bozulumu- kitabınızdan bahseder misiniz?
Bu kitabımda yapmaya çalıştığım şey; iktidarın dilinde görüntünün nasıl kullanıldığı, fotoğrafın keşfinden beri toplumlar için görüntünün taşıdığı anlamın nasıl değişime uğratıldığını anlatmak ve sonuç olarak fotoğrafçının üretiminde bu bilgilerin yol haritası oluşturmasını sağlamak ve böylece bilmeyerek kitle kültürüne ve iktidarın ideolojisine hizmet etme riskini azaltmaktır. Bunu yaparken yararlandığım kavramlar ve olgular hakkında çok daha fazla bilgiye merak uyandırmak ve temelde yapmaya çalıştığım görüntü/fotoğraf üzerinde iktidarın oyununu açık ederek bir muhalif bakış oluşturmak da amaçlarımdan biriydi. Kitabın bütününde var olan ana izleği ‘algıda gerçeğin bozulumu’ meselesi üzerine kurduğum kitabın alt isminden anlaşılmıştır. Bunu yapma gerekliliğini duymamın nedeni, bugün geldiğimiz çağda ‘görme’nin yerini alan ‘görüntü’nün postmodernizmin hipergerçeklikler yaratmada asal argüman olması, dolayısıyla fotoğrafı kullanması yatmaktadır. Görüntü toplumu oluşturmak postmodernizmin hedefidir ve bunun için görüntünün ana yapı taşı olan fotoğraftan -dolayısıyla televizyon ve sinemadan- yararlanır.
Önemli bir nokta da; belgesel fotoğrafın ‘gerçek’i yansıtıp yansıtmadığı tartışmaları ile egemen ideolojinin fotoğraf/görüntü dili kullanılarak algıda gerçeğin bozulumunu sağlaması arasında yakın bir ilişki olduğunu ve bu ilişkinin güveni bozan sistem eleştirisi üzerinden tartışılması gerektiğini önemsiyorum.
SANATÇI KENDİ GERÇEĞİNİN PEŞİNDE
Sık sık belgesel fotoğrafın sanat olmadığını söylüyorsunuz, neden peki?
Belgesel fotoğrafın gerçeği yansıtıp yansıtmadığı tartışmalarına verilecek yanıt, bu sorunun da yanıtı olacaktır. Belgeselcinin çalıştığı konunun gerçekliği, kendi gerçeğinden daha önce gelir. Sanat fotoğrafında ise fotoğrafçının gerçeği ön plandadır.
Bir fotoğrafçının üretirken yaratıcılığına en uygun alan kurmaca, deneysel ya da kavramsal fotoğraftır. Bu alanda fotoğrafçı kendine özgü, kişisel fotoğrafını yaratabilir. Fotoğrafçı, her türlü malzemeyi bir kurguya göre şekillendirir, onları kendi fotoğraf öznelinin nesnesi yapabilir. Bir kavramdan yola çıkarak kendi gerçeğine, oradan da izleyene ulaşmayı hedefler.
Belgeselde durum böyle değildir. Ya da böyle olmamalıdır. Belgeselde fotoğrafçı ondan bağımsız olarak, kendi gerçekliği içinde var olan malzemeyle çalışır. İnsanı da olduğu gibi kabul eder. Görüntü fotoğrafçının isteğine, keyfine, öznelliğine, dünyasına göre kurgulanmaz. Ama bunu yaparken kendi gerçeğinin (öznelinin) izini de sürmez demek istemiyorum. Ancak burada etik sorun devreye girer. Yani belgesel fotoğrafçının kendi gerçeği etik değerlerden bağımsız değildir.
Sanat fotoğrafında estetik önce gelirken etiği belirler, yönlendirir, hatta değiştirebilir de. Belgeselde ise etik önce gelir ve estetiği belirler, yönlendirir. Sanat fotoğrafında, fotoğrafçının gerçeği öncedir. Belgeselde malzemenin gerçeği önce gelir.
FOTOĞRAF HER ŞEYE MUKTEDİR DEĞİLDİR
Belgeselci için estetik önemli değil midir?
Buradan belgeselci için estetik gereksizdir sonucu ortaya çıkmaz. Nesnelerin dünyasını anlatırken, amaca ulaşmak için nesnenin gerçekliğine bağlı kalarak estetik bir dünya oluşturabilir. Bu da bir etik duruştur aslında. Belgeselci de eninde sonunda fotoğrafçıdır ve kendi gerçeğinin, öznelinin peşindedir. Burada sorun, belgesel fotoğrafçının öznel yorumuyla (yansıtmasıyla), nesnel dünyanın gerçeğinin çelişmemesi; ters düşmemesidir.
Ve son olarak, belgesel fotoğrafta ‘kurmaca’ ölçüsünün, ‘nesnel’ duruşu gölgelememesi; ona baskın çıkmaması gerekir.
Müzisyen, yazar ve aynı zamanda filozof olan John Cage’in,“Öznel deneyleri yansıtan nesnel bir oluşum yoktur. Nesne, sembol değil gerçektir” sözü önemlidir.
Buradan anlaşılacağı üzere, belgesel fotoğrafçı sanat eseri yapmak için yola çıkmaz.
Belgesel fotoğrafların yazılı metinlere ihtiyaç duyması çoğunlukla gereklidir. Çünkü fotoğraf her şeye muktedir olmadığı gibi “İyi fotoğraf her şeyi anlatmayı başaran fotoğraftır, başka hiçbir şeye ihtiyaç duymaz” lafı da koca bir yalandır. Gerekirse bal gibi de yazıya sığınılır.
(İstanbul/EVRENSEL)

KENDİ SORUNLARINA BİLE EĞİLMEDİLER

Fotoğrafçıların toplumsal muhalefetle ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ülkemizde fotoğraf derneklerinin toplumsal konulara olan ilgisinin 12 Eylül döneminden bugüne gittikçe artan muhalif bir kimlik göstermesi beklenirken; atalet, korku, siniklik...artık ne derseniz deyin, toplumun, yani aslında kendilerinin sorunlarına bile eğilmekte zayıf kalmaktadırlar. Kurdukları Fotoğraf Federasyonu’nun yarışma düzenlemekten başka ne işe yaradığını çözebilmiş değilim. Ancak yine son dönemlerde bireysel çabalarla verildiğini bildiğim muhalif fotoğrafçı girişimlerine şahit olmaktayız. Örgütlüyorlar, imza topluyorlar, yürüyorlar… Sonradan derneklerinden gelen destekleme çabaları iyi hoş da, artık reflekslerin bizatihi itici gücü olmaları zamanı çoktan geldi. Yine son dönemlerde fotoğrafçıların dayanışarak verdikleri toplumsal muhalefete iki sıkı örnek vermek istiyorum. Bunlardan biri RED FOTOĞRAF, diğeri Mehmet Özer’in Toplumsal Belgeselci Fotoğraf Atölyesi. Merak edenler internet sayfalarından ulaşabilir ve iletişim kurabilirler.

21. YÜZYILDA SANAT MALLAŞTI

Sanat nedir? Ne işe yarar? Sizce fotoğrafla ilişkisi nedir? Ya da ne olmalıdır?

Aslında tüm toplumlar sanatsal anlatı biçimlerini toplumun gereksinmelerinden ve geleneklerinden ortaya çıkarır ve yansıtırlar. Toplumsal yapıdaki her değişim, özneyi ve beraberinde sanatsal anlatım biçimlerini etkiler. 21. yüzyılda sanatın toplumsal bilinci yükseltme özelliği gitgide yitmektedir. Bu dönemde, sanat mallaşmakla kalmamış, bir başka değişle ticari ürün haline gelmiştir. Dev finans kuruluşları, bienalleri, fuarları, hatta galerileri himayeleri altına alarak sanatı borsaya taşıyorlar. Oysa sanat, toplumsallığı içinde bulunduğu toplumu yansıtarak değil, onun içinde özerkliğini koruyarak ve sorgulama potansiyelini canlı tutarak korur.
Yarının insanı, yaşam tarzını belirleyen koşullar içerisinde, görüntü üretimi belgesel/etik özelliğinin yanı sıra sanatsal olanda özgür ve üretken bir beynin yaratıcılığından ödün vermeyerek, seçici kimliğini kazanacaktır.
Özcan Yaman
ÖNCEKİ HABER

Edebiyat Buluşması: Dil, varlığın ve kimliğin evidir

SONRAKİ HABER

Buca'da tek adam rejimine karşı ortak mücadeleyi yükseltme çağrısı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa