BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • “Alevi çalıştayları”nın 5’incisi dün, The Marmara Otel’de düzenlendi.


    “Alevi çalıştayları”nın 5’incisi dün, The Marmara Otel’de düzenlendi.
    Bakan Çelik çalıştayın açılış konuşmasında, hem sorunu hiç anlamadığını gösteriyor, hem de “Bizim niyetimiz samimi, attığımız adımlar tarihidir” gibi ifadelerle, yaptıkları işin doğruluğundan kendilerinin de şüpheli olduğunu saklayamıyor.
    Bakan sözle “samimiyete” vurgu yapsa da, çalıştaya çağrılan gazetecilerin menşei, hükümetin niyetini ele verir mahiyettedir.
    “Menşei”den kasıt, elbette kişilerin Sünni kökenli olması değil; hangi politik çizgilerden geldikleridir. Nitekim, toplantıya çağrılan gazetecilerin çoğu; Yeni Şafak, Zaman, Vakit, Milli Gazete gibi, Sünni İslam savucusu ve Aleviliğe karşı da en azından yakın geçmişlerinde hoşgörülü olmayan, ama iktidara yakınlıklarıyla tanınan gazetecilerdir.
    Diğer çağrılı gazeteciler de, belki daha laik bir çizgide olan gazetecilerdir ama onların da bu “bağnaz Sünni” gelenekten gazeteciler karşısında, “Alevilerin inanç özgürlüğünü” savunmakta ne kadar bir ağırlık oluşturacağı tartışılırdır.
    Bu katılımı “doğru” ve “meşru” göstermek isteyen hükümet ve yandaşları, çalıştayın bir söz düellosu yeri olmadığını söyleyebilirler. Ancak, o zaman da neden hükümet yandaşı gazetecilere bu kadar ağırlık verildiği sorusu yanıtsız kalır.
    Bakanın, çalıştayın açılış konuşmasında dikkat çektiği ve Aleviliği “İncinsen de incitme; Bir olalım, iri olalım, diri olalım; Eline, beline, diline sahip ol” sözlerine indirgemesine bakarsak; bakan, sorunu Alevilerin inanç özgürlüğü, Türkiye’de laisizmin ayakları üstüne oturtulması sorunu olarak değil, Kürt sorununu getirip bağladıkları gibi bir “Milli Birlik Projesi” olarak ele alıyor.
    Bunlar, birbiriyle tamamen farklı iki farklı yaklaşımdır.
    AKP Hükümeti’nin “Hızırpaşa Operasyonu” ve ona bağlı geliştirdiği taktiğin esasında, Diyanet İşleri Başkanlığı’nda Aleviliği yeniden tarif etme, Sünnilerin gözünde “İslamın içinde kabul edilebilir” devletin gözünde de “makul” ve “meşru” görülecek bir Alevilik geliştirme çabası vardır.
    Yapılanların daha anlaşılır olması için hükümetin Alevilere ve Aleviliğe yönelik giriştiği müdahalelerin iki amacına (bu köşede sıkça vurgulanmış olmasına karşın) yeniden dikkat çekelim.
    1-) Alevileri CHP’nin kapalı av alanı olmaktan çıkarmak!
    2-) Sünniler için meşru görülecek bir Aleviliği kullanıp rüşvetle (cemevlerine yardım, Alevilere Diyanet’te yer verme, Dedelere maaş bağlanması vb.) Alevileri bölerek, gerçek laiklik talebinin muhtemel kitlesel tabanını engellemek!
    “Kürt sorununun çözümü”nde hükümetin geldiği yere bakıldığında, önümüzdeki günlerde AKP’nin bu çalıştaylardan çıkaracağı sonuç, gerçek laisizm için mücadele eden Alevileri, Alevi sorununu çözmenin engeli ilan etmektir.
    Nitekim bu 5’inci çalıştayda “Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılsın”, “Din dersleri zorunlu ders olmaktan çıkarılsın”, “Cemevleri camiyle eşit bir dini kurum olarak kabul edilsin”, “Madımak müze yapılsın” gibi taleplerle alanları dolduran ve “AKP’nin rüşvetine hayır” diyen Alevileri, “Biz onlar için uğraşıyoruz, onlar mitingler yapıyor” diye eleştirmesine bakarak; “AKP’nin Alevi açılımının” da, aslında Alevileri dışlayan bir “plan” olacağını söylemek, bir kehanet sayılmaz.
    Elbette ki, Alevilere yönelik AKP cenahından yapılan müdahaleler ve “açılım”ın oyun içinde oyunlar içerdiğinin görülmesinden sonra, Alevilerin, AKP’nin tuzaklarına kolayca düşmeyeceğini kabul etmek gerek. Ancak, önümüzdeki günlerde “açılım kampanyası” başlatacak olan AKP’nin, Alevileri bölmek için yeni hamleler yapacağından kuşku da duyulmamalı!..
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net