12 Kasım 2009 05:00

MERCEK

Liberal demokrat Hasan Cemal, yirminci yüzyılı, “tarihin en berbat yüzyılı” diye nitelerken, “insanlığın savaşlarla, ihtilallerle, soykırımlarla...

Paylaş

Liberal demokrat Hasan Cemal, yirminci yüzyılı, “tarihin en berbat yüzyılı” diye nitelerken, “insanlığın savaşlarla, ihtilallerle, soykırımlarla, kırımlarla, diktalarla allak bullak olduğu kanlı zamanlar”ın bu yüzyılda yaşanmasını gerekçe göstermiş. Ve Cemal, bu “berbat yüzyıl”ın “insanlık adına güzel bir tarih”ini keşfetmiş, sevincini Doğulu-Batılı tüm kapitalizm severlerle paylaşıyor. Ona göre “9 Kasım 1989 gerçekten güzel bir tarihtir insanlık adına. Çünkü özgürlükle istibdat arasındaki bir demir perde, Berlin Duvarı” bu tarihte yıkılmıştır. “Orta ve Doğu Avrupa’daki ‘kadife devrimler’le totaliter rejimler birbiri ardından devril”miş; “dünyada totalitarizmin kalesi olan Sovyetler Birliği, hiç beklenmedik bir anda” tarihe karışırken, 9 Kasım 1989’da duvarın yıkılması ve Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nin Federal Almanya Cumhuriyeti’ne “karışması”-katılmasıyla, “tarih kanatlan”mış; “özgürlük ve demokrasi düşmanlarını sollayıp” geçip gitmiş(!..) “Ekonomik ve siyasal liberalizm büyük bir zafer” kazanmış; “barış ve liberal demokrasi, elbette büyük bir sıçrama kaydet”miş(!..)
Hasan Cemal tek değil. Bilcümle kapitalizm savunucuları, 9 Kasım 1989’un “20. yıl dönümü”nü kutluyorlar. Berlin’in yanı sıra Paris ve Londra’da da kutlamalar yapıldı. Hasan Cemal’in eksikliği, Amerikan-İngiliz-Alman büyükelçilikleri ve T. Erdoğan “taifesi”yle birlikte Ankara ya da İstanbul’da böylesi bir “tarihi gün”ün, tarihin daha fazla “kanatlanması” için kutlamasını akıl etmeyip köşe yazısıyla yetinmesidir! Değil midir ki, totalitarizm ve istibdadın kaleleri yıkılmış; barışa, özgürlüğe ve demokrasiye açılan kapılardan tarih kanıtlanıp uçmuş, bu kadarcık tören-kutlama-vaveyla esirgenmemeliydi!
Biz duvarların savunucuları değiliz. Sosyalizm ve demokratik siyasal sistemlerin, etrafına örülecek duvarlarla değil; işçi sınıfı ve tüm ezilenlerin sahiplenmesiyle, kendi siyasal iktisadi ve sosyal düzenlerini kapitalist soygunculara karşı cansiperane savunmalarıyla yaşatılabileceğini ve yaşayabileceğini düşünürüz. O duvarın, tüm bir kapitalist dünyanın baskısıyla, kesintisiz sabotaj ve yıkım faaliyetleriyle bağlantılı olarak gündeme 1961’de örüldüğünü de biliyoruz.
Peki insanlık bugün, H. Cemal ya da onunla aynı dünyaya özlem duyanların iddia ettikleri gibi duvarsız mıdır? Kazanan gerçekten özgürlük, demokrasi, barış ve insanlık mı olmuştur? H. Cemallerin de aralarında bulundukları kutsayıcılar, Alman emperyalistlerinin Rus burjuvazisinin temsilcisi Gorbaçev ve ABD’nin işgalci şeflerinden Bush ile birlikte düzenledikleri kutlama gösterilerine bakıp sevinirlerken, özgürlük ve demokrasiyi mi sahiplenmiş oluyorlar?
Hayır; bu, tarihe de insanlığa da karşı ar damarı çatlamış olanların başvurdukları bir hileden ibarettir. Sermayenin düzeninde ve burjuvazinin hegemonyasında özgürlük, barış ve demokrasi sözde kaldığı gibi, bu sistem ve düzen, baştan aşağı halklara karşı duvarlarla tahkim edilmiştir. Tüm burjuva ülkelerde duvarlar/sınırlar silahlı güçlerle korunma altındadır. H. Cemal gibilerinin demokrasinin bayraktarlığını elinde tuttuğunu düşündükleri AB ve ABD’nin desteğindeki Siyonistlerin Filistin halkına ördükleri duvar, görülemeyecek, duyulamayacak uzaklıkta ve gizlilikte değil. ABD’nin işsiz ve aç-yoksul Meksikalıları sınırdan içeri sokmamak için ördüğü duvar da “kaya gibi sağlam” duruyor! “Demokratik” gösterilen ülkelerin çoğunda, açlar ve yoksullar ölümü göze alarak, büyük güçlerin savaş ve ticaret gemilerinin bayrak gösterdiği denizlerde ve okyanuslarda dalgalara yenik düşüp, onar-yüzer boğulmaktan kurtulabilirlerse eğer; bir başka ülkeye kaçak gitmeye çalışıyorlar. H. Cemal ve onunla aynı düşüncede olanlar, özgürlük ve demokrasiyi insanca yaşayabilmek için gereken tüm ihtiyaçların karşılanabilmesi olanağına sahip olup olmamakla değil, “Batı’nın değerlerine bağlılık” olarak alıyorlar. Cemal’in yukarıdaki iddialarına bakılırsa, ABD ve “müttefikleri” Afganistan’da demokrasi ve barışı tesis ediyorlar! Irak’ın yakılıp yıkılması da “insanlık için” demokrasi ve özgürlükleri getirmek için”di(!..) Bush ve Cheney öyle dememişler miydi? Pinochet ve Rıza Pehlevi, Kenan Evren ve tüm cuntacılar, ABD’nin “bizim çocuklar”ı değil “dünya totalitarizmi”ne karşı savaşan “demokrasi getiricileri”dir!
Sorun, Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’daki halk demokrasisi sistemlerinin yıkılıp bu ülkelerin kapitalist emperyalizmin cenderesine takılması ise bu bir tarihi ilerleme değil, insanlığın sömürüden kurtuluş yolunda attığı adımların çelmelenip yenilgiye uğratılmasıdır. Sorun; bu ülkelerde yozlaşmış, burjuva bürokratik rejimlerin kapitalist sistemle bütünleşmeleriyse ve H. Cemaller buna da bu kadar seviniyorlarsa, o da eşitlik, özgürlük, demokrasi ve sömürüsüz toplum yolunda gidilen yoldan geriye düşüşün dahi sömürü toplumundan yana olanlar için bayram nedeni olmasıdır. Ama istibdat kol gezerken, demokrasi ve özgürlük rüzgarının yelkenlerini şişirdiği tarihten söz etmek için kişi bayağı utanmaz olmalıdır. Tekellerin dünyasını özgürlükle, serbest iradeyle bağdaştırmak için de öyle!..
Tarih elbette ileriye doğru gidecek, kapitalist istibdat son bulacak, burjuvanın halkların arasına ördüğü tüm sınırlar aşılarak, tüm insanlığın sömürüsüz bir dünyada yaşamı bir zaman gelecek gerçekleşecek. Tarihin kanatlanmasından o zaman söz edilecek. Bunu da demokrasinin, özgürlüğün, barışın, sömürüsüz dünyanın gücü olan işçi sınıfı gerçekleştirecek. Burjuvazi değil!..
A. Cihan Soylu
ÖNCEKİ HABER

Turhal fabrikasına sahip çıktı

SONRAKİ HABER

Cannes Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa