12 Kasım 2009 00:00

GÖZLEM

Kapitalizm, sınıf mücadelesinin şiddetine göre hemen her alanda kimi zaman mecburen korunmacı, ama çoğunlukla esnek ve kolaylıkla değişebilecek bir sistem olmayı hedefler.

Paylaş

Kapitalizm, sınıf mücadelesinin şiddetine göre hemen her alanda kimi zaman mecburen korunmacı, ama çoğunlukla esnek ve kolaylıkla değişebilecek bir sistem olmayı hedefler. Çünkü kurallar ve güvenceler, kaçınılmaz olarak sermaye birikimi üzerinde kısıtlayıcı bir etki yaratır.
Uzunca bir süredir, istihdam biçimlerinde yaygınlaşan esnek ve güvencesiz çalışma uygulamaları, neredeyse tüm çalışma yaşamını kuşatmış durumda. Piyasa kuralları bütün acımasızlığıyla işlemeye devam ederken, özel sektöre göre göreceli olarak daha iyi durumda olan kamuda istihdam politikaları, giderek piyasa işleyişine yaklaştırılmaya çalışılıyor. Sağlık ve eğitim başta olmak üzere neredeyse tüm kamu hizmeti alanlarında sözleşmeli ya da ücretli olarak ifade edilen esnek istihdam biçimleri, hız kesmeksizin yaygınlaşıyor.
Emekçilerin çalışma biçimi, sayısı, çalışma koşulları, ücreti, çalışma süresi ve yetenekleri bakımından “piyasa koşulları” neyi gerektiriyorsa o koşullarda çalıştırılması, son yıllarda neredeyse temel kural haline getirildi. İşçiler açısından esnek çalışma önce fiili uygulamalarla başlatılmış, ardından 2003 yılında çıkarılan 4857 sayılı İş Yasası ile yasal hale getirilmişti. Benzer bir süreç, bir süredir kamu istihdamı alanında yaşanıyor. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, tıpkı iş yasası gibi değiştirilerek, fiilen başlayan kamuda esnek çalışma uygulamalarının yasal hale getirilmesinin hazırlıkları büyük ölçüde tamamlanmış durumda.
2003 yılında kamu personel sisteminde değişiklik çalışmaları ilk gündeme geldiğinde, gazetelerde “Memura müjde, ek iş yapabilecek!” haberleri yer almıştı. İlginçtir, aynı vurgular birkaç gündür gazete ve televizyonlarda aynı içerikte, yani “Memura müjde!” başlığıyla verilmeye başlandı. Sokakta memurlarla röportajlar yapıldı, artık “ek iş yapabilecekleri, örneğin pazarda limon satabilecekleri” müjdesi verildi. Bütün bu ‘müjdeler’ verilirken, ocak ayında kamu personel sisteminde önemli değişiklikler yapılmasının planlandığı cümlesi arada kaynadı.
Türkiye’de medyanın büyük bir bölümü, halkı yanlış bilgilerle, istediği yöne yönlendirmeyi kendilerine görev edinmiş durumda. Böylesine önemli haberler, bilinçli olarak kitleleri yanlış yönlendirmek amacıyla gerçeklerden uzak, yanlış bilgilendirme faaliyetleri olarak tanımlanan bir çeşit dezenformasyon uygulaması. TV, gazete, internet vb. araçlar aracılığıyla yaygınlaşan bu etkili propaganda biçimi, toplumun geniş kesimleri üzerinde ciddi anlamda yanıltıcı bir yönlendirme yaratıyor. Kamu emekçilerinin iş güvencesini ortadan kaldırmak için yapılan bir çalışma, bir bakıyorsunuz farklı bir içerikle “Müjde!” haline getiriliyor.
Kamu hizmetleri hızla ticarileştirilip özelleştirilirken, bu hizmetleri sunanların statülerinin eskisi gibi kalması elbette mümkün değil. Kamu emekçilerinin önemli bir bölümünün kadro esasına dayalı olarak güvenceli çalışması, devlet tarafından ciddi bir “mali yük” olarak görülüyor. Hükümet yetkililerinin dönem dönem personel giderlerinin fazlalığından şikayet etmesi ve bunun aşılması için daha esnek bir istihdam yapısı oluşturulmasının kaçınılmaz olduğunu vurgulamaları, bu nedenle boşuna değil. Bu ifadeyi 2010 bütçe tasarısında da görmek mümkün.
Krizin etkilerinin daha uzun süre (belki de hiç) azalmayacak olması, daha da önemlisi; toplumun örgütlü kesimlerinin, emek örgütlerinin, sendikaların her yönden kuşatılmış olması, hükümet açısından tarihi bir fırsat anının yakalandığını gösteriyor. Bu açıdan bakıldığında, personel rejiminde yapılacak değişikliklerin kimin için ‘müjde’, kimin için ‘kara haber’ olduğunu görmek çok da zor değil.
ERKAN AYDOĞANOĞLU
ÖNCEKİ HABER

Yargıda kocakulak!

SONRAKİ HABER

Suriye ordusu Han Şeyhun’u ele geçirdi, cihatçılar İdlib'e çekildi iddiası

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa