13 Kasım 2009 00:00

DİĞER YENİLER

Bağımsızlık Günü’nü, Yarından Sonra’yı yapan Almanya doğumlu Hollywood yönetmeni Roland Emmerich, bu kez kıyameti koparmaya niyetli.

Paylaş

2012
Bağımsızlık Günü’nü, Yarından Sonra’yı yapan Almanya doğumlu Hollywood yönetmeni Roland Emmerich, bu kez kıyameti koparmaya niyetli. Haftalardır reklamı yapılan; iki buçuk saatlik, seller, depremler, yıkıntı görüntüleriyle daha gösterilmeden birçok izleyicinin merakını cezbeden film, karşımızda. 2012’de, Mayalardan ya da medyadan duymuş olabilirsiniz, kıyamet kopacakmış. Kıyamet lafı filmde geçmese, biraz daha bilimsel bir açıklama yapılmaya çalışılsa da, mantık farklı değil. Küresel ısınmaya ya da başka bir şeye bağlamak yerine, doğru dürüst açıklanmayan bir felaketler zinciri başlayıveriyor. Ama kıyamet, tabii ki kapitalistlere bırakılmayacak kadar ciddi bir iş. Çünkü dünyayı yönetenler, yani emperyalist ülkelerin devlet başkanları, Çinlilere büyük gemiler yaptırıp felaketten, özellikle de Nuh’u hatırlatan bir tufandan ayakta kalma hesabını yapmışlar, bunun için de bilet satmışlar. Tabii Çinli işçiler dışarıda. Operasyon da çok gizli tutulmuş ki, insanlar panik yapmasın! Ama son anda haber alıp gelen, gemileri bozulduğu için dışarıda bırakılan birkaç kişi için kapılar açıldığı zaman, emperyalistlerin ne kadar “vicdanlı” olduklarını görüyoruz. Bu arada tabii ki, Hollywood geleneği bozulmuyor, çocuk yapıp da ayrılma gafletinde bulunan çiftler yeniden birleşiyor. Aile değerlerine de yeterli vurgu yapıldığından emin olununca, “insanlık” kurtuluyor. Çünkü filmin tezine göre “Birbirimiz için mücadele etmeyi bıraktığımız an, insanlığımızı kaybederiz”. Bu doğruysa, sınıflı toplumun icadından bu yana, hadi bırakalım, kapitalizm çıktığından beri etrafta pek insan kalmadı. Ya da o ne kadar insaniyse, “Bilimi zenginlerin hizmetine sunalım, gemilere onları koyalım” da o kadar insani. Ha, o gemileri adama yedirirler mi? İnsanlık hali, görürüz.
Yönetmen:
Roland Emmerich

TURNUVA
Dünyanın en ünlü suikastçıları arasında, kim kimi öldürecek turnuvası düzenleniyormuş. Büyük paraların döndüğü bahisler oynanıyormuş. Bundan kimsenin haberi yok, çünkü “turnuvayı düzenleyenler polisten bile güçlü” ve bir şekilde bunu gizli tutmayı başarıyorlar. Kazara ayyaş bir papaz işin içine karışıyor, suikastçılardan birinin vicdanı onu vurmaya el vermiyor. 2012’deki zengin kafası burada da aynı insafsızlıkta.
“The Tournament” Yönetmen: Scott Mann

THE WATERCOLOR-SULUBOYA
Adı ve dili İngilizce ama yönetmeninden oyuncularına yerli bir film. En ilginç özelliği ise özel bir teknik kullanılarak, bütün filmin suluboya tablolar gibi görünmesinin sağlanması. Film, fotoğraf makinesiyle çekilmiş ve bu hale getirmesi, haliyle epey uzun sürmüş. Sırf bu tekniği nedeniyle ilgi görmeyi hak ediyor. Bu şekilde yapılmış uzun metrajlı ilk yerli film. Diyaloglar İngilizce olduğuna göre yurtdışında da ilgi görmesi hedeflenmiş. Küçük oyuncu Sarp Alemdaroğlu, Haluk Bilginer, Savaş Dinçel, Cansel Elçin, suluboya halleri içinde ilginçler. Fakat, filmin hikayesi de, suluboyaya uygun olsun diye tek yanlı, naif, sakin bir hikaye olunca, izlemek bir süre sonra zor hale gelebiliyor.
Yönetmen: Cihat Hazardağlı
ÖNCEKİ HABER

Marx bir kez daha dönüyor

SONRAKİ HABER

Malatya'da “103 Korkmaz Barış Elçilerimizi Anıyoruz” şiarıyla bir araya gelindi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa