14 Kasım 2009 00:00

Kalplerinde bir süveyda olduğunu unutmayanlar için

SAMİMİYETİN kültürünü; ikiyüzlülüğün yüzsüzlükle el ele kol kola, taşradan metropole, diyar diyar gezindiği bir dönemde, hem bellekte, hem de yürekte yaşatmayı sürdüren yerlerdendir Arguvan.

Paylaş

SAMİMİYETİN kültürünü; ikiyüzlülüğün yüzsüzlükle el ele kol kola, taşradan metropole, diyar diyar gezindiği bir dönemde, hem bellekte, hem de yürekte yaşatmayı sürdüren yerlerdendir Arguvan.
Alevi-Bektaşi Kültürü ile hemhal olmuş, şirinliği ve güzelliği görüntüyle sınırlandırmayan bu şehir, son yıllarda, kalburun altına düşme riski yaşamayan, saman alevi ömrü sürmeyen, Muharrem Temiz ve Gani Pekşen gibi isimlerle Türkiye’nin tanışmasını sağlıyor. Pekşen, Malatya’da dünyaya gelmiş olmasına rağmen üçüncü gözünü, bu yerleşim merkezine sabitlemesiyle dinleyicinin çekim alanına dahil olmuştur.
Temiz, Arguvan’ın Kuyudere (Mineyik) köyünde doğan bir sanatçı olarak, Arguvan’ın ve dolaylarının ruhunu her daim canlı tutan eserleri seslendirmektedir. Pekşen, entelektüel performansın izinden ayrılmadan, bu coğrafyanın birikimini algılama mesaisine devam ediyor.
“Mekteb-i İrfan” adını layık gördüğü albümünü A.K. Müzik’ten çıkaran Erol Köker ise; dünyaya geldiği Arguvan’ın Ermişli köyünden, çalışmasına derleme fiilinin soğukluğunu, kapalı kapılar ardında kalan bilimselliğini yüklememiş. Yazılagelen kompozisyona, hem nadide bir halka eklediğini, hem de kompozisyonu boyutlandırdığı gibi derine inmesi için de yıllardır dirsek çürüttüğünü, bulanık suda balık avlamayarak net bir şekilde gösteriyor.
İÇİ BOŞALTILAN ALEVİ-BEKTAŞİ MÜZİĞİ
Alevi- Bektaşi Müziği son yıllarda, berraklıktan nasiplenen albümler kadar, hilesini hurdasını, sadece satır aralarında değil, bizzat kurulan cümlelerin kendisinde ete kemiğe büründüren, ses kirliliğine, görüntü fazlalığına neden olan artıklarla da dağarcığını genişletmek zorunda kaldı. “Mekteb-i İrfan” bu bağlamda, bıçak sırtı ayrımın nerede ve nasıl keskinleştiğini belgelemek düşüncesiyle dinleyicinin gönül evine onunla hasbıhal eylemek için getirtiliyor.
İçi her gün biraz daha boşaltılan “geyik muhabbeti”yle, bu ve benzeri artıklarla dolduğu için yutkunmakta zorlanan dinleyicinin soluk borusu, “Mekteb-i İrfan”ın sıralarından geçilerek öğrenilen, kavranılan hasbıhal sayesinde açılacaktır. İrfan sadece kağıt üzerinde kalmadığı için, öğrenme ve kavrama hissetmenin mihmandarı olabilecektir.
Hissetme sadece Ermişli köyü ve Arguvan’la da sınırlandırılmıyor. Enternasyonalist bilince yüzyıllar öncesinden ulaşan şairlerin dizelerinde milliyetçilik, ırkçılık bir kez daha yenilgiye uğratılıyor.
Köker’in erkek egemen bir tonla yoğrulmamış olan sesi, cinsiyetçiliğin galibiyetinin önüne, erkek şairler yanında anabacıların dünyalarını da çağrıştırarak geçmektedir.
İşinin ehli isimlerin yanında pişen Köker’in; Gani Pekşen, Emirhan Kartal, Coşkun Karademir gibi zamansız olgunlaşmamış sanatçıların katkılarıyla, değerine değer katan ve bu değeri yükten önce pahada sonsuza taşıyan “Mekteb-i İrfan”; günümüzün kalbini, süveydanın aldığı yeri unutmayarak taşıyan insanına, samimiyeti tepeden tırnağa kuşanarak sesleniyor. Kuşanmayanlara ise, devreye sokulacak en önemli hakkın susma hakkı olduğunu da bir kez daha hatırlatarak.

Mehmet Akif Ertaş
ÖNCEKİ HABER

Sıra Haldun Taner’de

SONRAKİ HABER

Rasim Ozan Kütahyalı, Beyaz TV'ye geri döndü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa