15 Kasım 2009 00:00

KİRVEME MEKTUPLAR

Kirvem,Geçen haftaki mektubum eline geçti mi, bir fırsatını bulup okuyabildin mi bilemiyorum, ancak özetin özetiyle tekrarlamam gerekirse; 2.11.2009 tarihli Hürriyet’te...

Paylaş

Kirvem,
Geçen haftaki mektubum eline geçti mi, bir fırsatını bulup okuyabildin mi bilemiyorum, ancak özetin özetiyle tekrarlamam gerekirse; 2.11.2009 tarihli Hürriyet’te, “Türk olmak kolay değil!” başlığıyla köşesinden seslenen Rahmi Turan, hayli uzunca bir girizgahın ardından lafı dönüp dolaştırarak nihayet “Günümüzde Türk olmak çok zordur!” hükmüne kendince varırken, bunun gerekçelerini de tıpkı saniyede bilmem kaç mermi atan A4 makineli tüfek tarrakaları gibi ardı ardına şöyle sıralıyordu:
“…Günümüzde Türk olmak çile çekmektir; kendi ülkende bile hor görülmektir; soykırımla, kan dökmekle, vahşetle suçlanmaktır; 1milyon Ermeni’yi, 30 bin Kürt’ü öldürmektir; yabancılara satılan yerlerde ırgat olarak çalışmaktır; yurduna ve ulusuna sahip çıktığın vakit ‘faşist’ damgası yemektir; davul zurna ile askere uğurlanıp, vurulursan ‘Vatan sağ olsun denilerek şehitliğe gömülmektir; terörist öldürdüğün zaman hapse girip yargılanmak demektir; ulusuna söven bölücülere, hainlere ve işbirlikçilere ses çıkarmamak demektir; haksızlığa ve açılımlar nedeniyle aşağılanmaya razı olmaktır; velhasıl günümüzde Türk olmak çok zordur!”
Kirvem,
Senin de bildiğin üzere, anayasamızın 25. maddesi aynen şöyle buyuruyor: Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.
Hal böyle olunca, o zaman kendi fikrince “Günümüzde Türk olmak çok zordur!” diyerek bu bapta düşüncelerini aktaran muhterem Rahmi Turan beyefendinin bu düşüncelerine katılıp veya katılmamak tabii ki herkesin kendi bileceği iştir ama, beri taraftan da madalyonun diğer yüzüne bakıldığında; ilkokuldaki bebelerimizin tümünün etnik kimliklerini, soyunu-sopunu es geçip, hepsine birden tek ağızla, yüksek sesle “Türküm… doğruyum, çalışkanım, varlığım Türk varlığına armağan olsun!” andını yaptırıp, sonra da “Bir Türk dünyaya bedeldir” düsturuyla yetiştirdiğimiz “nesil”lerin karşısına geçip, sanki tüm bu uğraşlar, sanki körpecik beyinlerde oluşturulan tüm bu “resmi söylem”lerin hepsi, hani mil pardon ama sanki “fasa fiso”ymuşçasına, sanki “milli eğitim” uğruna harcadığımız maddi-manevi çabalarımızın tümü boşa gitmişçesine günümüzde Türk olmanın ne denli zor olduğunu dillendirmek en hafifinden biraz ayıp olmuyor mu zo?..
No! Aslında muhterem Rahmi Turan, kendi söylediklerine, daha da doğrusu bu ülkenin en “böyük” ve de logosunda “Türkiye Türklerindir!” diyen “amiral gemisi”ne kapaklandığı köşesinden özellikle “Türk olmak zordur!” muhabbetiyle kaleme aldığı bu “sözde” serzenişlerinin bir tek satırına, kara kuru tek bir sessiz harfine bile gerçekten de inanıyorsa, o zaman ben özüm de hilafsız-hurdasız, su katılmamış, katmerli bir “Ermeni dölü” olayım ka yavrum!
Aslında sayın Rahmi Turan, saygıdeğer zat-i alileri, “Tabak sevdiği deriyi yerden yere vurur” misali, kendince Türk olmanın zorluğundan güya bahsederken bu denli efkarlanmasına hiç gerek yok!
Gerek yok; çünkü tıpkı yaldızlı bir kapı tokmağı gibi ortalıkta pırıl pırıl parıldayan anayasamızın 10. maddesi: Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeple ayrım gözetmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ülkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. dediğine göre, o zaman sayın, muhterem yazarın hani neredeyse Horhor Çeşmesi’ne taş çıkartırcasına yaşlı gözlerle ahlayıp vahlayıp, böylece kendi ülkemizde Türk olmanın ne denli zor olduğunu gazete köşelerinden dillendirmektense, hiç zaman kaybetmeden doğrudan doğruya, anayasamızın bu amir hükmünü “yetkili makamlar”ın dikkatine “ıslak imzalı” bir “dilekçe”yle sunup, dolayısıyla sadece ve sadece Türk oldukları için bu ülkede “Horlanıp dışlanan, ırgat misali çalıştırılan” ve daha bir sürü ayrımcılıklarla “eşit”likten yana nasibini almayan, bu “gariban” insanların “acı”larına, onların bu “hazin” durumlarına kısa yoldan kalıcı bir çözüm önermeli, hatta bunu talep etmelidir, ki böylesine bir davranış sadece “vatandaş”lık adına değil, aynı zamanda da “insan”i açıdan da hem onurlu, hemi de zaruridir!..
Üstelik böylesine bir çabanın ardından “Türk”lerin “hali ahvali” düzelip rayına girerse, ondan sonra da sıra, belki de “yavaş yavaş, siga siga, gamatz gamatz, hedi hedi” bu ülkede yaşayan etnik kökeni farklı olan bilumum “öteki” vatandaşların da “dert”lerinin kimi “sağır kulaklar” tarafından duyulmasına da yardımcı mı olur, kim bilir…
MIGIRDİÇ MARGOSYAN
ÖNCEKİ HABER

Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali başladı

SONRAKİ HABER

Sakarya'da ırkçı saldırı: Tarım işçisi Şirin Tosun kafasından vuruldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa