Katliamın 72. yılında dağlanan acı

Katliamın 72. yılında dağlanan acı

Dersim katliamı son olarak CHP’li Onur Öymen’in, açılımla ilgili Meclis genel kurulunda yaptığı konuşma ile bir kez daha gündeme geldi. Katliamı savunan sözler söyleyen Öymen’e tepkiler ise bitmek bilmiyor.


Dersim katliamı son olarak CHP’li Onur Öymen’in, açılımla ilgili Meclis genel kurulunda yaptığı konuşma ile bir kez daha gündeme geldi. Katliamı savunan sözler söyleyen Öymen’e tepkiler ise bitmek bilmiyor.
Bugün tarih yaprakları Seyit Rıza’nın da aralarında olduğu 10 kişinin katledildiği günü gösteriyor. Seyit Rıza idam sehpasına kendisi çıkarak, sehpayı kendisi devirerek, celladın suratına “Evladı Kerbelayız, bihatayız, ayıptır, zulümdür, cinayettir” dedi.
Dersim katliamının üzerinden tam 72 yıl geçti. Bu sorunun cevabı resmi ağızlara göre, devlet “gerekeni” yaptı. “Dersim isyanında analar ağlamadı mı?” diye sordu Öymen, sonrasında ise devletin gerekeni yaptığını soğukkanlı bir şekilde anlattı. Katliamın gerçekleştiğinde iktidarda olan CHP, şimdi de aynı partide yetkili bir ağzın, katliamı savunması, yanan yürekleri bir kez daha dağladı...
PEKİ NE OLDU 1938 DERSİM’DE?
Dersimlilerin Ermeniler’e yönelik yapılan vahşete ortak olmamak ve Koçgiri isyanının önemli isimleri Ali Şer ve Alişan’a, Seyit Rıza’nın sahip çıkması devletin bütün dikkatlerini buraya çevirmişti. Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’in, İçişleri Bakanlığı’na sunduğu Dersim Raporu’nda bu durum şöyle ifade buluyordu; “Dersim, Cumhuriyet hükümeti için bir çıbandır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliye yapmak memleketin selameti bakımından mutlaka lazımdır...” Bu sözlerden sonra ameliyat başlayacak Dersim ismi Tunceli olarak değişecek adına özel yasalar çıkarılacak, ardından da katliam yapılacaktı.
ON BİNLERCE ÖLÜ
1937 baharından 1938 baharına kadar süren katliam on binlerce ölü ve o kadarda sürgün. Bu katliamın bahanesi ise bir köprünün yakılması oldu. Genelkurmay o dönem bahaneyi şöyle açıklamıştı: “İlk olay, Pah bucağı ile Kahmut bucağını birbirine bağlayan Harçik deresi üzerindeki tahta köprünün 20/21 Mart 1937 gecesi Demenan ve Haydaranlılar tarafından yıkılması ve köprü ile Kahmut arasındaki telefon hattının tahrip edilmesiyle başladı.”
‘TUNCELİ KANUNLARI’
Dersim devlet için hep ‘tehlikeli’ ve ‘yok edilmesi’ gereken bir yer oldu. Ve 1935’te Tunceli Kanunu hazırlandı. Kanuna göre, vali ve komutan, bakanların bütün yetkilerine sahip olacak; kaymakamlıklara muvazzaf subaylar, belediyelere başkanlar atayabilecek; ilçe ve bucakların merkezlerini değiştirebilecek; gerekli gördüklerini il dışına çıkartabilecekti. Kanunla Tunceli’de yapılacak yargılamalara da özel yöntemler getiriliyordu.
Devlete sunulan raporlarda, istihbarat ve değerlendirme, hükümeti bir sonuca götürüyordu: “Dersim’in ıslahatı zaruridir.”
Genelkurmay raporlarında göre Koçgiri isyanının öne çıkan lideri olan Ali Şer’in ismi geçiyordu. Raporlarda Ali Şer’le birlikte katledilen Seyit Rıza’nın devlete karşı Haydaran, Demenan, Yusufan, Kureyşan aşiretleriyle yaptığı görüşmeler de yer alıyordu. Bütün bu gelişmelerle beraber devletin Tunceli olarak adlandırdığı yere “gereken müdahalenin” yapılması “elzem” olmuştu. 1937 ilkbaharında devlet, dağ taş silah aramaya ve toplatmaya başlıyordu. Karakolların sayısı artmıştı. Ve katliamın ilk adımları başlamıştı.
ATATÜRK’ÜN KIZI UÇAKLA BOMBALIYOR
Devletin yok etmeye yönelik başladığı bu girişime karşı, Dersim isyancıları da direniyorlardı. Güçleri oranında karşı koymaya çalışıyorlardı. Dönemin CHP hükümeti ise Dersim’i “terbiye” etmekte kararlıydı. Bunun gereği olarak Atatürk’ün manevi kızı ve İlk Kadın Pilot Sabiha Gökçen Dersim üzerine bombaları bir bir bırakıyordu. Direniş uzayınca devlet artık ‘terbiye’ etmekten vazgeçti. Bu kez, ise “tenkil” edecekti. Yani artık topluca ortadan kaldırma olacaktı. Onlar artık düşmandı! Genelkurmay’ın arşivinde “Bu hava taarruzunda özellikle Sabiha Gökçen Hanım’ın attığı 50 kiloluk bir bomba Keçizeken köyünden kuzeye doğru kaçan asi grubuna oldukça ağır bir zayiat verdirdiği yapılan gözetlemeden anlaşılıyordu” denilerek, “tenkil” eylemine yer vermişti.
‘DERSİM’İ TEMİZLEDİK’
Dönemin Başbakanı İsmet İnönü, idamlar dolayısıyla yaptığı açıklamada, şu ifadeyi kullanır; “Dersim meselesini ortadan kaldırdık, son verdik. Dersim müşkilesinden kurtulduk. Dersim’i her türlü askeri hareketlerle temizledik.”
Genelkurmay’a göre ölü sayısı 4 binden az değildi. Ama bu sayının 90 bin, hatta daha da fazla olduğu da acı bir gerçek. Katliamın ardından toplanan Bakanlar Kurulu, “Tunceli halkından ve yasak bölgelerin içinden ve dışından 5-7 bin kişinin Batı illerine nakil ve iskanı” kararını vermişti. Katliamın acıları, Dersim coğrafyası dışına sürülen Dersimlilerle birlikte ülkenin farklı yerlerine yayıldı. Ve bu acılar her defasında dağlanarak sıcaklığını koruyor!


İDAMLAR NASIL UYGULANDI?
Katliamın Askeri Komutanı, Tunceli Valisi ve Dördüncü Umumi Müfettiş Abdulah Alpdoğan, Seyit Rıza’nın Dersim’den çıkmasını istiyordu ve bu yönlü açıklamaları sık sık yapıyordu. Ama Seyit Rıza Dersim’den çıkmadı.
Seyit Rıza aşiretlerle toplantı yapmasına karşın, birliği tam sağlamadı. Bunun için de devletin direnişi içerden kırması gerekirdi. Bunun için de çalışmalar yapıldı. Ve nitekim de başarılı oldu. Aşiretler arasında tam birliktelik sağlanamadı. Seyit Rıza’nın en önemli adamı olan Ali Şer ve eşi Zarife Rayber tarafından da katledildi. Giderek, artan devletin bombardımanı ve saldırısı karşında halkın daha fazla zarar görmemesi için Seyit Rıza talibi Asuranlı Cansalê Bavu aracılığıyla Erzincan Valisinden gelen mektuba güvenerek, Erzincan’a “barış görüşmeleri” için gitti.
Eylül 1937’de Erzincan Valisi Fahri Özen’in bahsettiği heyet ile buluşmaya giden Seyit Rıza Munzur dağlarının kuzey yakasını Erzincan’a bağlayan Ali Çavuş Köprüsünde tutuklandı. ‘Tunceli Kanunlarına’ uygun olarak kurulan Özel Mahkeme’de iki aylık formatile yargılamanın ardından idam kararı çıkarıldı.
Seyit Rıza ile birlikte, Uşene Seyid, Aliye Mırze Sili, Cıvrail Ağa, Hesen Ağa, Fındık Ağa, Resik Hüseyin ve Hesene İvraime Qıji’nin idamlarına karar verilir. Oğlu Resik’ten önce asılmasını isteyen Seyit Rıza’nın bu isteği de yerine getirilmez! 15 Kasım 1937’de Elazığ’da 10 kişinin idamı gerçekleştirilir.
(İSTANBUL)
www.evrensel.net