NOT

NOT

  • ‘Açılım’ tartışmalarının Meclis’e taşınması önemli elbette. Ama bu, Kürt sorununun artık Meclis bünyesinde siyaseten bir çözüme ulaştırılacağı anlamına da gelmiyor kuşkusuz.


    ‘Açılım’ tartışmalarının Meclis’e taşınması önemli elbette. Ama bu, Kürt sorununun artık Meclis bünyesinde siyaseten bir çözüme ulaştırılacağı anlamına da gelmiyor kuşkusuz. Bir kez daha tanık olduk ki, savaştan başka alternatif tanımayan askeri çözüm, sadece askerlere bırakılmayacak kadar ‘derin’ bir meseleymiş. Okçular ve kurtçuların gayreti değme savaş kurmayına taş çıkartacak türdeydi. Aralarında fark yok muydu? Olmaz mı; kurtçu Bahçeli, “aziz milletimiz ve onun temsilcisi MHP’liler izin vermez” derken; okçu CHP ise devletin katliamcı gücünü referans gösterdi. Tartışılmaz ortak paydaları, “Kürde açılım istemezük” oldu… MHP biliniyor, ama CHP’yi ve Onur Öymen’i özellikle konuşmak gerekiyor.
    …
    O hep, yüzünde esinti bile olmayan kaskatı suratıyla ‘derin dondurucu’ hissi veren, hep son sözünü söylememiş birinin ürkütücü sükunetiyle karşımızdaydı… Bir bildiği, bir bellediği vardı… Buymuş meğer:
    “…Şeyh Sait isyanında, Dersim isyanında analar ağlamadı mı? Kimse ‘analar ağlamasın, mücadeleyi durduralım’ dedi mi?”
    Onur Öymen, derinliklerinde sakladığı gerçeği açığa vurmuş bir kara kutudur. 80 yılın hakikatini eğmeden, bükmeden, olduğu gibi dışa vurdu. “Budur” dedi; “Tarihimizdeki çıplak çözüm budur”!
    Aslında CHP’nin bugüne kadar Kürt sorununun çözümüne ilişkin en açık, somut önerisini yansıtmıştır Öymen. Hep neyin olmayacağı üzerine konuşulmuştur: Barış olmaz, diyalog olmaz, müzakere olmaz, şu olmaz, bu olmaz diye… Şimdi, sanki yeterince denenmemiş gibi, olması mümkün olabilecek olana işaret edilmiştir.
    Çözümsüzlüğün oyalamak, ötelemek, ertelemek vs. gibi başka yolları da vardır çünkü. Oysa Öymen, açıkça en kanlı kitlesel kırımı model gösterebiliyor. Çözümsüzlük bile değil, “kanlı çözüm”! Yılların diplomat eskisi olarak, “analar ağlamasın” hümanizmasının onun nezdinde diplomatik bir kullanım değeri bile yok. O, ‘çok özel’ bir diplomat olarak, bu çok özel rolünü Baykal ekibiyle birlikte CHP’de oynamaktadır şimdi.
    CHP’nin kara kutusudur Öymen. Kara kutu çözülmüş, savaş maskesi çıkmıştır ortaya.
    “Ama ben Atatürk’ün terörle mücadele yöntemini hatırlattım sadece” diyor sonradan…
    Neymiş Atatürk’ün “terörle mücadele yöntemi”, dönemin emniyet müdürlerinden İhsan Sabri Çağlayangil’den dinleyelim:
    “…Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Dersim davası da bitti…”!
    Bitti mi gerçekten!
    Çağlayangil hayatta olmadığına göre, bu soruyu, anlatılan yöntemi hatırlatan Öymen’e sormak lazım; Dersim davası, Kürt davası, Alevi davası bitti mi?
    “Yediden yetmişe kesmekle, fare gibi zehirlemekle” bitmiş idiyse eğer, bugün konuşulan nedir? Atatürk’ün yöntemi de olsa, başarılan, halledilen nedir?
    Sorun anaların ağlatılmasıysa eğer, el hak, başarılmıştır; o büyük acı pıhtılaşmamıştır hala yüreğimizde. Ama pıhtılaşmayan bir başka şey de varmış demek ki. Biliyorduk da, yeniden duymuş olduk aslında. O büyük katliamın histerisi de duruyormuş bir yerlerde, canlı mı canlı… Devletin arşivlerinde değil yalnızca, devlet partisinin aklında ve belleğinde de korunmuş taptaze duruyormuş demek ki.
    Bakmayın siz Baykal’ın Öymen’in konuşması için dediği rivayet olunan “şık olmamıştır” değerlendirmesine… O şık değilse, Baykal’ın farklı ve şık önerisi nedir ki? ‘89 raporu’nu kürsüden göstererek Öymen’in itirafıyla düştükleri sıkıntıyı telafi etmeye dönük bir imaj gayreti, şık olmaya yetiyor mu? Sözkonusu raporda önerilen Kürtçe eğitim için bugün ne diyor Baykal: “Kürtçe eğitimi savunmak budalalıktır, cahilliktir. Ülkeyi bölünmeye götürür. PKK silah bıraksa da Kürtçe eğitime karşı çıkarız.”
    Ne kadar şık değil mi!
    Konuşmasında, asla ve kata etnik temelli olmayan, ‘Türk devleti’, ‘Türk milleti’ vurgusunu yaptıktan hemen sonra Kerkük’e de işaret ederek oradaki Türkmenlere atıfta bulunmak, hiç etnik değildi ve çok şıktı doğrusu!
    Evet, CHP budur ve CHP’nin tabandan gelecek baskıyla MHP’ci mevziden çıkabileceği beklentisinde olanların yanılgısı da bu keskin gerçeği ihmal etmeleridir. Kesindir ki, CHP yönetimi hata yapmıyor, görev yapıyor! Ne yaptıklarını çok iyi biliyorlar. CHP tabanının Baykal’lı, Onur Öymen’li, Önder Sav’lı yönetimi değiştirme şansı yoktur. Tersine, buradan kop(a)mayan her CHP’li şovenizmin, Türk milliyetçiliğinin, militarizmin kurbanı olacaktır. Öymen’in ‘tarihi’ konuşması sırasında onu alkışlamakta beis görmeyen Dersim’in Nazimiye ilçesi Boluca köyünden zavallı Kemal Kılıçdaroğlu gibi…Devletinin tebaası, zavallı asimilasyon çocuğu… Bozulmuş mudur dersiniz? Hiç sanmıyoruz. Dersim kökenli olduğuna hayıflanmıştır, büyük ihtimal!
    Bugün, asılmasının üzerinden tam 71 yıl geçen Dersim’in piri Seyit Rıza’nın Elazığ Buğday Meydanı’ndan gecenin karanlığına haykırılan son sözleri bu asimilasyon çocuklarına da söylenmiş gibidir:
    “Evlâd-ı Kerbelâ’yık; Bî-Hatayık; Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir.”
    VEDAT İLBEYOĞLU
    www.evrensel.net