16 Kasım 2009 05:00

25 Kasım’da grev var... Grev!

Yıllardan beri sendikaların hemen hemen tüm eylemlerinde ses aracından çalınan bir müzik vardır...

Paylaş

Yıllardan beri sendikaların hemen hemen tüm eylemlerinde ses aracından çalınan bir müzik vardır... Moğolların ünlü parçası, “Bir şey yapmalı... Kıyamet değilse bile bir şey kopmalı, hey bir şey yapmalı, bir şey yapmalı hey...” İnsanda mücadele azmini artıran coşkulu müzik, sendikal mücadelede hakların alınması için en etkili mücadele ne ise onu yapmak için içimizi kıpırdatır durur. İşçinin, emekçinin gücünü biliriz; eller şaltere uzandığında, üretim durduğunda hayatın da duracağını biliriz. Çoğu zaman bu müzik çalarken “bir şey yapmalı”dan sonra “grev yapmalı” diye haykırmışızdır. Haklarımızı gasp edenler, bizi açlığa mahkum edenler, yani bu ülkeyi yöneten emekçi düşmanları da emekçinin gücünü iyi bilirler. Bilirler ki, emekçiler hayatı durdurduğunda bir şeyler değişecektir. O nedenle de kamu emekçileri sendikaları kurulduğundan beri, sürekli olarak “korkuyu örgütlemeye” çalışmışlardır. “Grev yapmak yasak, grev yaparsanız suç işlemiş olursunuz”, “Siz devlet memurusunuz, işinizi aksatamazsınız, aksatırsanız suç işlemiş olursunuz”, “(öğretmenlere) çocukların eğitim hakkını engelleyemezsiniz, suç işlemiş olursunuz” gibi daha da çoğaltabileceğimiz ifadelerle sürekli bir sindirme politikası izlenmiştir. Oysa emekçilerin hakları, ülkemizin de imzalamış olduğu uluslararası anlaşmalarla ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’yle güvence altına alınmış olup bu anlaşmalar iç hukukumuzda da bağlayıcıdır.
Kamu emekçilerinin mücadele tarihine baktığımızda, kamu emekçileri 20 Aralık 1994 günü, başta grevli toplusözleşmeli sendika hakkı ve ücret artışı olmak üzere ekonomik-demokratik taleplerini, ülke genelinde üretimden gelen güçlerini kullanarak, bir günlük iş bırakma eylemi ile dile getirdiler. Kamu Çalışanları Sendikaları Platformu’nca (KÇSP o zamanki KESK) düzenlenen, işçi sendikaları ve Demokrasi Platformu’nda yer alan tüm demokratik kitle örgütlerince de desteklenen eyleme soğuğa, kara, çamura karşın yüz binlerce memur katıldı (yaklaşık bir milyon). Büyük kentlerde günlük yaşamın etkilendiği, eğitim, sağlık, iletişim, enerji, maliye gibi kamu hizmetlerinin durduğu, birçoğunun da aksadığı eylem günü kamu çalışanları önce işyerlerinde çeşitli bildiriler okudular ve etkinlikler düzenlediler. Öğle saatlerinde pankartlar ve dövizlerle, sloganlarla meydanlara yürüdüler.
Sonraları 20 Nisan 1995, 18 Nisan 1996, 1 Aralık 2000 iş bırakma eylemleri ve daha birçok eylem gerçekleştiren kamu emekçileri, 25 Kasım’da mücadele tarihine yeni bir şanlı sayfa eklemek için hazırlıklarını sürdürüyorlar. 20 Aralık 1994 eylemi ve diğer iş bırakma eylemleri sonrasında birçok soruşturmalar ve davalar açıldı, hepsi de kazanımlarla sonuçlandı. Bir gün işe gelmemenin karşılığı olarak verilen “bir günlük maaş kesim cezaları” da dahil olmak üzere hepsi emekçilerin lehine sonuçlandı. Hakimler, gerekçelerini uluslararası anlaşmalara dayandırarak, sendikal mücadelenin en meşru hak arama mücadelesi olduğunu ve cezalandırılamayacağını defalarca ifade ettiler. Yönetenlerin aba altından sopa göstermeleri her defasında boşa çıktı ve emekçiler onlara inat alanlara koştular.
Ancak, 2000’li yıllara gelindiğinde Kamu Emekçileri Sendikalarında da garip yaklaşımlar belirmeye başladı ne yazık ki... “Grev yaparsak katılım düşer, sevk eylemi yapalım”, “İnsanlar korkuyor alana getiremiyoruz, sevk eylemi olursa gelirler”, “Grev yapmak ciddi iştir, öyle ikide bir grev yapılmaz, yapacaksak çok uzun sürede iyi hazırlanmalıyız; şimdi taleplerimiz acil, o nedenle sevk eylemi yapacağız” gibi birçok gerekçe ile emekçiler “grev düşüncesi”nden uzaklaştırılmaya çalışıldı... Ama ne yazık ki, o sevk eylemlerinin hiçbirinde 20 Aralık’taki sayılara ulaşılamadı ve 20 Aralık, “Ne eylemdi, ama” biçiminde nostaljik sohbetlerin konusu haline geldi.
Bugün de, 25 Kasım Grevi hazırlıkları sürerken, işyerlerinde benzer tartışmalar ortaya atılabilir. “Grev yapmayalım, sevk eylemi olsun da, herkes katılsın” benzeri masum görünen ifadelerle kamu emekçilerinin kafası karıştırılmaya çalışılabilir. Bu noktada sendikacılara ve sınıf bilinçli emekçilere çok önemli görevler düşmektedir. Bir kere “grev”, emekçinin gücünü ortaya koyan bir eylemliliktir. Emekçiler haklı taleplerini kamu oyuyla paylaşırken, aynı zamanda “üreten” olduklarının ve kendi geleceklerini belirleme konusunda da söz sahibi olacaklarının mesajını verirler. Grev kararının alındığı ve sevindirici bir biçimde diğer konfederasyonlarla da ortaklaşıldığı bir noktada “sevk eylemi”ni gündeme getirmek olsa olsa “grev kırıcılığı” olur. Sevk alıp da alanlara çıkmak, bir tür “korkaklık”, “utangaçlık”, “Gerçek amacını her nedense saklamak” gibi garip anlamlar taşımaktadır. “Grev kırıcılığı”nın ne anlama geldiğini ise emek mücadelesini biraz olsun incelemiş olan herkes iyi bilir.
25 Kasım’da kamu emekçileri: Toplu sözleşme hakkını çiğnetmemek için, insanca ücret için, krizin bedelini ödememek için, demokratik bir çalışma yaşamı için gerekli iyileştirmelerin yapılması taleplerini yönetenlerin duymayan kulaklarına duyurmak, görmeyen gözlerine göstermek için bir gün işe gelmeyeceklerini açık açık ifade ederek “grev” yapacaklar... Bu eylemlerini çalışma alanlarında birlikte oldukları öğrencilerine, velilerine, hastalarına, mükelleflerine ve tüm halka da anlatarak onların da desteğini isteyecekler... Uyarılarına duyarsız kalınırsa “üreten” olduklarının, gerekirse haklarını alıncaya kadar “Hayatı durduran” da olacaklarının mesajını verecekler. Şimdi, bir günlük maaş kesimi, ders ücreti kaybı vb. gerekçelere sığınmadan alanlara çıkma zamanıdır. Her gün emekçilerin uğradıkları maddi kayıplar (Ya da ceplerinden çalınan paralar) yanında bir günlük ücret kaybı nedir ki... “İş aksatma” bahanelerine gelince; bayram tatillerinin uzatılması, işyeri ilaçlama, kar-kış, sel vs. tatili gibi yönetenlerin kendi çıkarlarına uyduğu zaman yarattıkları aksamalar yanında emekçilerin haklı talepleri uğruna yaptıkları “Üretimi durdurma eylemi”, tam da “Fiili ve meşru mücadele”dir.
Unutmayalım ki; “Mücadele edenler her zaman kazanamazlar, ama kazananlar mücadele edenlerdir.”
NEŞE DİLEK Emekli Öğretmen, Eski Sendikacı
ÖNCEKİ HABER

Mücadelenin neferi umudun simgesi Hatice ablaya

SONRAKİ HABER

CHP'li Mehmet Bekaroğlu: Demirtaş’ı serbest bırakın, çözüm süreci tekrar başlasın

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa