16 Kasım 2009 00:00

Mücadelenin neferi umudun simgesi Hatice ablaya

Hatice abla, hiç beklemediğimiz bir zamanda, çok erken yaşta aramızdan ayrıldı.

Paylaş

Hatice abla, hiç beklemediğimiz bir zamanda, çok erken yaşta aramızdan ayrıldı. Sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin sendikal mücadelesinin önderlerinden, neferlerinden biriydi o. Yalnızca sendikal mücadele ile, yalnızca sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin mücadelesi ile sınırlamamıştı kendisini. Nerede bir hak alma mücadelesi varsa yanı başındaydı. Gençlere örnek olabilecek tükenmeyen bir enerjiye sahipti. Zaman zaman serzenişte bulunsa da, en zor koşullarda bile umutsuzluğa kapılamazdı. Çünkü o, insanın insanca yaşayabileceği bir dünyanın kurulacağına inanıyor; siyasal mücadelenin de içinde yer alıyordu.
Hatice ablayı, 12 Mayıs 1989 tarihinde tanıdım. 12 Eylül karanlığının hüküm sürdüğü, ama işçi sınıfının bahar eylemlerinin filizlendiği zamanlardı. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde hemşire olarak çalışıyordum. Yöneticisi olduğum Teknik Sağlık Mensupları Derneği İstanbul Şubesi, Türk Hemşireler Derneği ve İstanbul Tabip Odası ile, İstanbul’da sağlık emekçilerinin sendikalaşma tartışmalarını başlattığımız; ama sendikalaşma fikrinin, henüz ete kemiğe bürünmediği bir dönemdi. İlk kıpırdanışlar, Sabah gazetesinde yayınlanan bir yazı dizisi ile, mesleki onuru ayaklar altına alınan ve cinsel obje olarak sunulan hemşirelerin, Sabah gazetesi önünde ve işyerlerinde yaptığı protesto eylemleri ile başladı. Biz de, hastanede her yıl 12 Mayıs Hemşireler Günü’nde düzenlenen etkinliklerin tören havasında geçiştirilmesine, sorunlarımızı gündeme getirmememize engel olunmasına karşı; düzenlenen etkinliklerde sorunlarımızı gündeme getirme talebinde bulunmuş, hastane idaresinin talebimizi reddetmesi üzerine, hiçbir etkinliğe katılmayarak, protesto edeceğimizi bildirmiş ve yemek boykotu kararı almıştık.
O yıl ilk defa, 12 Mayıs Hemşireler Günü’nde tören yapılamadı ve yemek boykotuna, tüm hastane çalışanları katıldı. Yemekhanede toplandığımızda, yemek yiyerek eylemimizi kırmaya çalışan hastane başhekim muavini protesto edildi. Ben bir sandalyenin üstüne çıkarak konuşmaya başladığımda, müdahale ederek, kolumdan tutup, sandalyeden indirmeye çalışmasının; yuhlama ve protesto ile karşılaşması üzerine, başhekim muavini yemekhaneyi terk etmek zorunda kaldı. 12 Eylül sonrasında kapıkulu haline getirilen kamu emekçilerinin, idareye karşı yapılan ilk eylemi ve baskıya karşı duruşuydu, bu tepki. Herkes yemekhanede kalarak, hemşirelerin sorunlarını, protesto gerekçelerimizi açıkladığım ve tüm sağlık emekçilerine grevli-toplusözleşmeli sendika hakkı için mücadele çağrısı yaptığım konuşmayı ilgi ile dinlemiş ve alkışlamıştı. İşyerindeki arkadaşlarla yaptığımız planlamaya göre, benim konuşmamın ardından, topluca yemekhaneyi terk ederek eylemi bitirecektik. Konuşmayı bitirip sandalyeden indiğimde, hastabakıcı bir kadının sandalyeye fırladığını gördüm. Büyük bir coşku ile yaptığı konuşmada, tüm sağlık emekçilerine mücadele çağrısı yapan kişiyi o gün tanıdım. Hatice abla, hastanelerde en alttakiler olarak görülen bir hastabakıcı idi ve bir kadındı. Ama o topluluğun içindeki en cesur kişi idi. O günden sonra, her alanda mücadele arkadaşım oldu. 1990’da açıklanan temmuz maaş zammına karşı, grevli-toplusözleşmeli sendika talepli kamu emekçilerinin ilk eylemini, 22 Haziranda Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde birlikte örgütledik. Tüm Sağlık-Sen Sendikasının kuruluşunda, gecesini gündüzüne katarak, en çok kurucu üye yapan işyeri olmamızı sağlayanlardandı. Tüm Sağlık-Sen ve SES Bakırköy Şube Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Emekli olduğunda, taşeron işçisi olarak çalışmaya başladığı aynı hastanede, 1 Mayıs eylemine katıldığı için işten atıldı. Sonrasında da, Emek Partisi İlçe Yöneticiliği yapmaya başladı.
Kronik hepatit B hastası idi ve hepatoloji kliniğinde takip ediliyordu. Bu hastalık, hasta olanların kan-vücut salgılarından bulaşan bir hastalıktı ve büyük olasılıkla, sağlık personeli olması nedeni ile yakalandığı bir meslek hastalığıydı. Bu yılın temmuz ayında, karaciğer enzimlerinin yüksek değerlerde çıkması nedeni ile, takip edildiği kliniğe başvurmuş, ama randevu alarak başvurması istenmişti ve randevu ileri bir tarihe veriliyordu. Bu arada, Dikili’de Emek Yaz Kampı vardı. Hatice ablaya, kampa gelmemesini söyledim. Çünkü bu durumda olan kişinin dinlenmesi gerekiyordu ve aşırı yorgunluk-bitkinlik yaşıyordu. Ama o yine de kampa geldi. Şimdi düşünüyorum da, iyi ki gelmiş. Son zamanlarında, yoldaşları ile mutluluğu paylaşmış. Çünkü, dönüşte yaptırdığı tetkiklerde, kanserin son aşamada olduğu, yapılacak bir şey kalmadığı öğrenildi. Hatice ablanın yaşamından öğrenilecek çok şey var. O Bingöl’de doğan, feodal geleneklerin baskısı altında yaşayan; dört çocuğu olduktan sonra, bir yandan çalışıp, bir yandan sendika yöneticiliği yaparken; arka arkaya ilkokulu, ortaokulu, liseyi dışardan okuyarak mezun olan; 56 yaşına ve hastalığına rağmen enerjisi ile gençlere taş çıkaran bir kadındı. Yaşamın tüm zorluklarını aşarak güçlenmiş, kararlılığı bilenmiş, inancı-örgütlülüğü ile mücadeleye umutla sarılmıştı ve barikatların hep en önündeydi. Seni unutmayacağız ablacığım, yoldaşım.
Songül Beydilli (SES Aksaray Şube Başkanı)
ÖNCEKİ HABER

Siyah rolünde bir Alman: Günter Wallraff

SONRAKİ HABER

Urfa'da 6 ayda 21 çocuk hamile kaldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa