17 Kasım 2009 00:00

İstanbul Kararları ve IMF’nin küresel krize dair sorumlulukları, tabi eğer varsa…

Geçtiğimiz ayın 6-7’sinde İstanbul’da yapılan yıllık toplantıların sonuç bildirisinde bundan böyle küresel alanda...

Paylaş

Geçtiğimiz ayın 6-7’sinde İstanbul’da yapılan yıllık toplantıların sonuç bildirisinde bundan böyle küresel alanda İstanbul Kararları olarak anılacak ve belki de, birçok ana akım iktisatçısı tarafından referans gösterilecek bir dizi karar açıklandı.
IMF’nin yıllık toplantılar öncesi söylemi şuydu; Değişen IMF... Bu söylem altında şöyle deniyordu: “Neredeyse dünyadaki tüm ülkelerin üye olduğu uluslararası bir kuruluş olarak meşruluğumuzu kesinleştirmenin ve etkinliğimizi artırmanın yollarını tartışacağız.”
IMF’nin üye sayısı 186... Dünyada uluslararası düzeyde tanınan ülkelerin sayısı ise 192. Yani, İstanbul’da mevcut neredeyse tamamdı. Güç ve çıkar ilişkilerinin hakim olduğu bir dünyada hiç de şaşırtıcı değildi bu. Fakat IMF’nin meşruluğunu sayılarla sağlamaya çabalaması oldukça garipti. Bir şeylerin ters gittiği ortadaydı. (Neredeyse dünyadaki tüm ülkeler üye olduğu) halde IMF neden kendini meşru sayamıyordu? Sayamazdı… Çünkü bildiğimiz hiçbir kurum, meşruluğunu sayılarla sağlayamadı. Bu yüzden, IMF daha en başından afaki bir söylemle gelmişti İstanbul’a ve yıllık toplantıları da aynen söylemindeki afakilikle bitti. İşte IMF’nin yıllık toplantılar sonrasında küresel krize dair sorumluluklarını sergileyen İstanbul Kararları ve satır araları:
l Küresel krizi tetikleyen finans sektöründe riskler azaldı, işler yolunda gidiyor. Ancak buna karşılık. Henüz tüm problemler aşılamadı. Toparlanma yavaş olacak. Üstü örtük olarak reel sektör riskleri devam ediyor uyarısı yapılan bu ifadeyle aslında istihdam yaratmayan bir iyileşme süreci vaat ediliyor. Krizden çıkış kısa zamanda gerçekleşmeyecek ve IMF’ye göre kriz işsizlikle ve beraberinde getirdiği yoksullukla ilgili herhangi bir sorumluluk üstlenilmeden aşılacak. Keynes’in dediği gibi, uzun vadede muhtemelen ölmüş olacağımızdan bu tür sorunları olanlar için kriz zaten kendiliğinden çözümlenmiş olacak.
l Krizden çıkış için ülkeler arasında tam bir işbirliği ve uyum gerekiyor. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler toparlanmanın lokomotifi olmaya devam edecek. Sistem içi çözüm arayışlarının amentüsü sayılan işbirliği ve uyum ifadelerinin, tüm IMF belgelerinde olduğu gibi, burada da anılması hiç de şaşırtıcı değil aslında. Peki, iş birliği ve uyum ifadelerinin sırrı ne? Bu sır bağımlılık ekolünün krizlere dair analizleri ile aslında açığa çıkıyor. Çünkü krizler, gelişmekte olan ülkelere yani daha doğru bir isimlendirmeyle, çevre ülkelere gelişmiş merkezin hegemonyasından kurtulma, Cem Somel Hoca’nın ifadesiyle huruç etmede önemli imkanlar sağlıyor. Ve kapitalizmin krizleri sürekli olduğundan, aslında her krizde bu imkanlar da yineleniyor. Fakat IMF gibi merkez hakimiyetindeki örgütlerce iş birliği ve uyumun gerekliliğine inandırılan çevre ülkeleri buna biat ettiğinde bu imkanlar da kaçmış oluyor. Krizin ilk günlerinde gelen korumacılık yapılmaması uyarısı hatırlandığında iş birliği ve uyum vurgusunu anlamak kolaylaşıyor. İlginç olan bir diğer husus ise çevre ülkelere toparlanmanın lokomotifi rolü verilmesi. Bizce bunun kendi içinde tutarlı olan iki türden izahı mümkün: Birincisi, kapitalist sistemde çevre ülkeler hâlâ merkez ve onun çok ulusluları için pazar anlamına geliyor. İkincisi ise, bu çok uluslular tahsis ettikleri küresel meta zincirleri sayesinde çevredeki emeğin yarattığı artı-değeri sömürebiliyor. Çevredeki hükümetler de sergiledikleri işbirliği ve uyumla buna razı olarak sistemin lokomotifi (taşeronu) olmaya devam ediyor.
l Hükümetlerin piyasaları canlandırmak için açıkladığı paketlerden erken vazgeçmesi toparlanmayı sekteye uğratır. Tedbirlerin geç terk edilmesi ise kamu açıklarını yükselterek, enflasyon ve nihai olarak da faizleri yükseltici etki yapar. Krizin aşılmasında kamusal finansmana icazet veren -Keynesçiliği kabul eden- bu ifadeyle, alınan tedbirlerden vazgeçilmesinde zamanlama hususu öne çıkarılıyor. Oysa kamusal finansman, her şey bir yana piyasaya müdahale anlamı taşıyor ve her nasılsa IMF, kriz konu olduğunda müdahaleciliği görmezden geliyor. İlk uyarı kamusal finansmandan vazgeçmeme uyarısı… Aslında bu “Hükümetler sermayeye karşı sorumluluklarını yerine getirsin” anlamına geliyor. Kamusal finansmanın sınırlarını çiz, şeklindeki ikinci uyarı ise, “Kamusal finansmanı abartmayın” anlamında. Bu uyarı, enflasyonun sermayenin getirisini azaltması hususunda önem taşıyor. Ancak bu yapıldığında ortaya çelişik bir durum çıkıyor ve krizin çözümünü talep cephesinde arayan IMF’nin “Enflasyon olmadan talep nasıl yaratılacak?” sorusuna muhatap olması gerekiyor.
l IMF ve Dünya Bankası’ndaki kredi kotası ve oy hakkı yeniden tespit edilecek. Uluslararası kuruluşlarda aşırı temsil edilen zengin ülkelerin IMF’deki yüzde 5, Dünya Bankası’ndaki yüzde 3’lük kotası, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere aktarılacak. Bu konu gelecek yıl ki IMF-Dünya Bankası bahar dönemi toplantıları ve 2011’e kadar da nihai bir sonuca bağlanacak. Aşırı temsil sorununu itiraf eden bu ifade, IMF ve Dünya Bankası’nda merkez hakimiyetinin kabulü açısından önem taşıyor. Peki, aktarılması planlanan kotalarla bu örgütlerdeki merkez hakimiyeti sona erecek ve anlamlı bir demokratikleşme yaşanacak mı? IMF ve Dünya Bankası’ndaki merkez ülkelerin mevcut kota paylarının ortaya konması, neyse ki yeni durum hakkında kabataslak bir yorum geliştirmeye imkan tanıyor. Günümüzde sadece G7 ülkelerinin IMF’deki kota toplamı yüzde 44.4; Dünya Bankası olduğunda bu oran 42.1 oluyor. Buna göre, kota devri gerçekleştiğinde yeni durum IMF’de yüzde 39.4; Dünya Bankası’nda ise yüzde 39.1 oluyor. Peki, bu durumda IMF ve Dünya Bankası’ndaki merkez hakimiyeti sona mı eriyor? Ya da tersinden sorarsak; yüzde 5 ve yüzde 3’lük kotalar sayıları yüzden fazla olan çevre ülke için ne anlama geliyor? Türkiye’nin kotaları sırasıyla; yüzde 0.55 ve 0.50. Bu kotalara kabaca bir hesaplamayla yüzde 0.05 ve 0.03 eklenmesi neyi değiştiriyor?
l Gerek IMF, gerekse Dünya Bankası’nın mevcut krizden çıkış ve muhtemel krizlere karşı daha hazırlıklı olması için sermayesi arttırılacak. Kapitalizmin krizlerinin sürekliliğini kabul eden ve üstü örtük şekilde sistem eleştirisi yapan bu ifadenin samimiyeti, maalesef “çözümleme” aşamasında geçersiz. Muhtemel krizlere karşı hazırlıklı olmak için sermaye artışının hiçbir pratik yararı olmadığı bu kadar bilindik iken, IMF’nin bunu bir araç olarak görmesi bizce sistem içi çözümler olmamasından ileri geliyor. Sermaye artışı ile ilgili, “Artıyor olsa da sermayenin atıl kalıyor olması iktisaden kötü değil mi?” sorusu bile, bunun iyi bir araç olmadığını ispatlıyor aslında. Ayrıca artan sermayenin kullanımı söz konusu olduğunda, IMF kredilerinin esnekleştirilmesi gerekiyor ki, bizce bu, ülkelerin daha çok ve/veya daha yoğun IMF gözetimine girmesi anlam/lar/ına geliyor.
l Krizin en önemli nedeni olan finans sisteminin daha sıkı bir şekilde denetlenmesi için her türlü tedbir alınacak. Sanırım burada “her türlü” ifadesinin kapsamına nelerin gireceğine dair sorular sormak gerekiyor ve bizce, “Tobin vergisi* uygulanacak mı?” sorusu önem kazanıyor. Sistem içi bir önlem olan Tobin vergisinin süreç denetimi sağlayan özelliği dikkate alındığında ve elde edilen hasılatın yoksullukla mücadele gibi insani bir amaçla kullanılabileceği düşünüldüğünde önemi artıyor. Fakat IMF, buna dair olumlayıcı bir yanıt vermiyor ve temsil ettiği sermayeyi dizginlemeyi hedefleyen bir vergi olması nedeniyle bu yanıtı gelecekte de veremeyeceğe benziyor.
Kısaca özetlemek gerekirse, IMF’nin İstanbul’da krize ve geleceğe dair yeni bir söylem geliştiremediği gibi ve bu anlamda hiçbir sorumluluk da almıyor…

* James Tobin tarafından önerilen ve ülkelerin uluslararası sermaye hareketlerinden korunmasına yarayacak bir tür döviz işlemleri vergisidir. Spekülatif sermaye hareketlerini sınırlandırmayı hedefleyen Tobin vergisi, bir para biriminden bir başka para birimine çevrilecek olan paradan yüzde 0.1 ile yüzde 0.5 arasında değişebilen bir vergi alınması şeklinde özetlenebilir.
ÖZGÜR SARAÇ Dr., DEÜ Maliye Bölümü Öğretim Üyesi
ÖNCEKİ HABER

Sendika yönetimleri nasıl elde tutulur?

SONRAKİ HABER

Youtube’un yapay zeka algoritması yanlışlıkla "robot savaşı" videolarını sildi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa