18 Kasım 2009 00:00

Milliyetçilik ve liberalizm kıskacından kurtulmak

Baskı ve statükoculuğa karşı olmak, özgürlüklerin yanında olmak...

Paylaş

Baskı ve statükoculuğa karşı olmak, özgürlüklerin yanında olmak... Ama nasıl? 6 Kasım protesto haberleri için 7 Kasım gazetelerini karıştırdığınızda, öğrenci eylemlerine sayfalarında en küçük yer veren gazetenin Taraf olduğunu göreceksiniz. Her konuda uzman ve fikir üreten köşe yazarlarının ise konuyu teğet geçmeyi yeğlediklerini fark edeceksiniz.
Ilımlı İslamcılar ve muhafazakar demokratlar hangi yoldan ilerliyorlarsa liberal Taraf’çılar da o yoldan ilerliyorlar. Darbenin ve askerlerin himayesinde ise YÖK, elbette onu istemeyeceksin. Ama elin güçlü değilse, arkandan iten yoksa yüksek sesle YÖK’ü istemediğini söylemeyeceksin. Öğrencilerin kafalarında coplar patlarken, kampüsler kışlalara dönerken, YÖK’ü değil iç gıdıklayıcı gönül oyunlarını romanlaştıracaksın.
Baskı ve statükoculuğa karşı olmak, özgürlüklerin yanında olmak, özgürlük için savaşmadan nasıl olunur? Özgürlük için mücadele edenler boğazlanırken susarak onaylamak ne kadar özgürlükçülük olur? Liberal özgürlükçüsü iseniz hepsi olur! Çünkü liberal tarafta demokrasi emperyalist ithalatla malüldür. Çağ dışı kalmış Iraklılara demokrasiyi ABD getirmedi mi? Ortadoğu’da barış ve huzur kimin elinde yeşeriyor; tabii ki ABD’nin! Üniversitelere özgürlüğü kim getirecek; ABD-AKP koalisyonu! YÖK de bunu kılavuz edindiyse, Arap çöllerine demokrasi taşıyan ABD cipleri gibi geri kalmış üniversitelerimizde yol alsın gayrı, daha ne?..
Üniversitelere özgürlüğün ancak liberal-piyasacı uygulamalarla geleceğini söyleyen Taraf gazetesi, bu yolu döşeyen YÖK’e toz kondurmuyor. Geçmişte statükoculuğun bir simgesi olan YÖK, artık Taraf için neoliberalizmin bir simgesi.
Türkiye üniversiteleri ve akademik çevreler içerisinde liberal düşüncenin belirli bir etki gücüne sahip olduğu bilinmez değil. Taraf gazetesinin yayın hayatına geçmesiyle birlikte üniversite ve kısmen liseli gençlik üzerindeki liberal burjuva propaganda da artmış bulunuyor. Taraf’ın köşe yazarlarından Sevan Nişanyan, “Gençliğe Hitabe” makalesiyle bir tartışma başlattı ve bu makalesi nedeniyle milliyetçi çevrelerden tehdit e-mailleri de aldı. Nişanyan’ın tartışılan makalesine göz atalım;
“Seksen altı yıl yeter bence. ‘Kan-vatan-düşman’dan ötesine aklı ermeyen bir dil bu ülkeyi bunca yıl esir etti. Artık yeni şeyler düşünmenin vaktidir. Kan-vatan-düşman edebiyatının şahikası Kemal Paşa’nın Gençliğe Hitabe adlı eseridir. Bugün tekrar yazılacak olsa ben şöyle düzeltirdim. Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, insan olmaktır...”
Böyle giriyor makalesine Nişanyan, ırkçı, milliyetçi, Kemalist kalıplardan bunalmış milyonlarca gencin duygularına seslenerek, bu duyguları okşayarak başlıyor. Buna karşılık milliyetçi çevrelerin tepki e-mailleri ve tehditleri de geziyor internet ortamında. Ama yüreği insan sevgisi ile dolu gençlerden bazıları bu makaleyi kesmiş elden ele dolaştırıyor, sanal ortamda bir birlerinin adresine atıyorlar. Ne kadar güzel değil mi? Emin değil misiniz? Devam edelim öyleyse;
“Düşman bütün tersanelerine girmişse, vazifeye atılmadan önce düşüneceksin. Önce, düşman mı diye soracaksın. (Çünkü bugün düşman olan yarın dost olabilir.) Sonra onu kendine düşman etmek için ne hata yaptığını düşüneceksin. (Çünkü düşmanlık, herkes için ağır bir yüktür.) Gönlünü kazanmayı deneyeceksin. Tersaneyi beraber işletmeyi teklif edeceksin. (Öylesi her ikiniz için daha kazançlı olabilir.) Sonuç alamasan, bir tersane uğruna düşman olmaya değer mi diye bir kere daha kendine soracaksın. Bunları yapabilirsen, inan, dünyanın tüm tersaneleri senin olur. Tüm ordular sana boyun eğer. Tüm kalelerini terk edecek gücü ve güveni kendinde bulursun.”
Evet, Emin olmamakta haklı çıktınız. Biz şimdi bu alıntıyı üniversitelerimize uyarlayalım. Düşman bütün üniversitelere girmişse, önce düşman mı diye soracaksın. Sonra üniversitene giren yerli-yabancı patronları kendine düşman etmek için ne hata yaptığını soracaksın. Gönlünü kazanmayı deneyeceksin. Sonuç alamazsan bir üniversite uğruna patronlara düşman olmaya değer mi diye kendine soracaksın. Bunları yaparken inan dünyanın tüm üniversiteleri senin olur!..
Bugün; YÖK’e, gericiliğe, AKP’nin saldırılarına ve Amerikancılığa karşı olmak adına Kemalist, ulusalcı, milliyetçi çevrelerle birlik olmak; sözünü ulusalcı cenahın gericiliğinden sakınmak ne kadar tehlikeli ve belkemiksizlikse, aynı şekilde ırkçılığa, dar milliyetçiliğe ve Kemalist kalıpçılığa karşı çıkmak adına Amerikancılığa kırmızı halılar sermek, patronlara ve piyasacılara ülkeyi ve üniversiteleri peşkeş çekmek de o kadar tehlikelidir.
Milliyetçiliğe ve ulusalcılığa da, Amerikancılık ve piyasacılığa da karşı tutarlı bir mücadele yürütmek; emperyalizme, işbirlikçi sınıflara ve onların yağma politikalarına karşı mücadele etmeyi gerektirir. Her iki akım da özü itibari ile emperyalizm ve işbirlikçi politikaları itibari ile aynı tarafın farklı terazilerinde saf tutmaktadır.
“Bağımsızlık” ve “Emperyalizme karşı olmak” sloganlarını öne atarak gençliği “sol” sosuna bulanmış gerici ve milliyetçi akımların arkasında saf tutmaya çağıranlar işi öyle bir radde vardırdılar ki, böylece liberalizmin politik alanda at koşturması daha da kolay hale geliyor.
Barış guruplarının Habur sınır kapısından gelişi ile birlikte başlayan tartışmalarda CHP, MHP’yi solda bıraktı. Öte yandan kendilerine “Türk Solu” adını veren bir çevre ise “Dağa çıkanı da, dağdan ineni de, indireni de; hepinizi asacağız” diye afişler bastı ve Taksim’de bir basın açıklaması yaptı. Üstelik bu çevre Deniz Gezmiş afişlerini elinden düşürmüyor ve Deniz’i Kemalizm’in ve Türk milliyetçiliğinin bir simgesiymiş gibi göstermekten de utanç duymuyor. Denizlerin idam sehpasında haykırdıkları “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi” sloganı ise, bu çevreler tarafından bilinçli olarak perdeleniyor, görülmek istenmiyor. Kürtler için urgan sallayan bu türden gruplar gençlik içinde ciddi bir destek toplayamadığı gibi, sadece devrimci gençlik mücadelesinin değerlerini tahrif etmeye ve her türden devrimci hasletleri liberallerin önüne paspas etmek için servis yapmaya hizmet ediyorlar. Kendisinin insani erdemi kadar gazeteciliğinde tüm etik değerlerini Helin Avşar’ın kolları arasında satışa çıkarmakta bir sakınca görmeyen O. Rasim Kütahyalı gibi liboşların Denizlere ve onların mücadelesine dil uzatmasındaki rahatlıkta hiç şüphe yok ki “sol” milliyetçilerin de payı var.
Gelinen yerde, her milliyetten Türkiye gençliği, artık milliyetçilik zehrini ve liberalizm şarlatanlığını elinin tersiyle itmek zorundadır. “Bağımsızlık” ve “demokrasi” kavramlarını, birbirini iten iki zıt kutuplu mıknatıs oyunu olarak önümüze koyanlara gençliğin vereceği en güzel cevap, “Bağımsız ve demokratik bir Türkiye” mücadelesinde birleşmek olacaktır.
ERCÜMENT AKDENİZ EMEP GYK üyesi
ÖNCEKİ HABER

Turizm otelcilik öğrencileri sorunlarla boğuşuyor

SONRAKİ HABER

İran Dışişleri Bakanı Zarif G-7 zirvesinde

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa