15 Kasım 2009 05:00

Kültür, estetik, sanat, ve fotoğraf

Kadraj köşesini takip edenler hatırlayacaktır... Zanaat ve Sanat başlıklı iki yazımızda fotoğrafta gerçekçilik, nesnel gerçekliğin ne olduğunda kalmıştık.

Paylaş
Kadraj köşesini takip edenler hatırlayacaktır... Zanaat ve Sanat başlıklı iki yazımızda fotoğrafta gerçekçilik, nesnel gerçekliğin ne olduğunda kalmıştık. Araya günlük sorunlar girince fotoğrafın özelinden biraz uzaklaşmıştık. Günlük sorunlara bir ara verip, konuya dönüyorum. Kültür tanımından başlayarak fotoğrafla bağı kuralım. Kültürü, İnsan emeği ve onun üretkenliğini ele alınmadan açıklayamayız. Yoksa soyut ve eksik kalır, çünkü emek ile kültür arasında doğrudan bir ilişki vardır. Biliyoruz ki; Homo –Sapiens’i en gelişmiş maymundan ayıran özellik “emek”tir. Yani insanlık emekle başlamıştır. El, insanlığın ilk üretim aracı olmuştur. İnsanın var olmasıyla başlayan, doğayı değiştirici ve dönüştürücü gücüyle, emeğin üretkenliğinin aracılığıyla, aktarılabilen-uyarlanabilen maddi-manevi sonuçlar kültür tanımını oluşturur. İnsanın doğayla olan mücadelesiyle başlayıp sürer ve kendini sürekli yeniler ve geliştirir. Kültürün tanımını yapan birçok açıklamaya baktığımızda kimi gelenek ve görenekler olarak açıklar, kimi uygarlık olarak tanımlar. Kimi, bilimsel gelişmeler olarak tanımlar kimi modernleşme olarak. Kültür, oysaki tüm bu tanımlamaları kapsamaktadır. Fotoğrafın icadı ve bu güne kadar ki gelişimi de kültürel birikimin bir parçası olarak düşünülebilir. Sorun; insan için olan bu gelişmelerin gerçekte insanlığın ortak yarar ve çıkarlarına eşitlik ölçütünde ne derece kullanıldığıdır? Bu noktada kültürün sınıfsal bakış açısıyla ele alınıp, kimliğinin işçi sınıfı açısından incelenmesi zorunludur. Dolayısıyla sınıf olarak kültürün kavramsallaştırılması ve Marksist bakış açısıyla ele alınması gerekliliktir.Sınıfsız toplum kuruluncaya kadar da sınıfsal bir karakter taşıyacaktır. Kültürün tanımı sınıf mücadelesi içinde evrensel olma özelliğini ortaya koyar, geliştirir. Bu noktada; Kültür politika ve ideoloji ile sıkı sıkıya bağlıdır. Yarının dünyası bu günkü politika ve ideolojik mücadeleyle birlikte kültürel değişimi de sağlayacaktır. Bu değişimde sanat da önemli bir rol oynayacaktır. Genellikle kültür dediğimizde peşinden hemen sanat deriz. Yani kültür sanatı da barındıran bir kapsayıcılığa sahiptir. Ama sanat kültür demek değildir.O halde sanat nedir diye sorabiliriz? Kültür tanımında olduğu gibi sanatın da tanımında birçok görüşle karşılaşıyoruz. Sanat güzelin sunulmasıdır!, Düş gücünün ortaya çıkarılmasıdır (yetenektir)! Sanat burjuva işidir! Sanat, reklamdır, modadır, müziktir, resimdir… odur budur. Karnını doyurma derdinde olanlar içinse zenginlerin boş işlerle uğraşıp bol para harcadığı saçma sapan şeylerdir. Yani sanat manat onları bozar. Bazıları içinse propagandadır, politikadır, insanları eyleme sürükleyen ajitasyon malzemesidir. Bildiğimiz kadarıyla insan toplulukları tarihin her döneminde sanatla ilgilenmiştir. Mağara duvarlarından, kolektif iş yaparken çıkardıkları uyumlu seslere kadar, günümüze gelinceye kadar çeşitli duyguların etkisiyle de olsa ortaya koydukları miraslardır. Kuşkusuz tüm yapılanları bulundukları dönemin koşulları belirlemiştir. Bu nedenle her çağla ilgili eserin kendine göre mantığı olduğunu kabul etmemiz en doğrusudur. Kısaca sanatın varlık nedeni hiçbir zaman aynı kalmaz. Ortada bulunan birçok sanat tanımı birbirini tamamlamakta ya da bazıları çelişmektedir. Kültür ve sanat kavramları için ciltler dolusu kitaplar yazılmıştır. Sanattan önce imge ve tasarım kavramlarından ne anladığımızın da açıklanması gerekiyor. İmge, gerçekliğin sanatsal çağrışımıdır. Sanatçının bilincinde saptanmış haliyle nesnel dünyanın düşünsel bir tablosudur. Tasarım ise, sanatsal düşüncenin nesnelleşmesi olarak kendini gösterir ve duyularla algılanmasıdır. Yani, bir yeniden yorumlamadır, yeniden yaratımdır. Özetle, bir soyutlamadır diyebiliriz. Sanatın birlikte ele alınacağı birçok ilişki birbiriyle bağıntılıdır. Sanat ve ideoloji -sanat ve felsefe- sanat ve ahlak…Kısaca, sınıflı toplumlar olduğu sürece, sanat bir sınıfsallığa sahiptir. Bu sınıfsal bakış açısı kavramların literatüre göre değerlendirilmesi ve yorumlanması şeklinde hayat bulur. Bu da yöntembilimsel bir çalışmanın sonucu olarak bizi yönlendirir. Sanatçıyı, nesnel dünyanın, öznel tasarımı sürecinde durduğu yer ve hayata bakışı yönlendirir. Bu da tarafsız sanat eseri yaratılamayacağına işaret eder. Genellikle güzelin bilimi olarak sunulan estetik, gerçekliğin sanatsal özümsenmesinin bilimidir. Estetik duygular, insanın estetik yeti ve gereksinmeleri, nesnel dünya ile olaylar üstüne yapılan değerlendirmeler pratik içinde oluşur. Sanatın her zaman sınıfsal bir niteliği vardır, ama bu nitelik toplumsal çelişkilerin keskinleştiği dönemlerde daha bir netlik kazanır. Bu yüzden yaşadığımız dönemde sanat alanında ideolojik savaşımın büyük bir yoğunluk kazanması doğaldır. Kısaca toparlarsak, Sanat; Kültürel birikimin tarihsel ve toplumsal nitelik kazanmasıdır diyebilirizFOTOĞRAF SANATÇISI OLMANIN YOLUKonuyu daha fazla dallandırmadan fotoğrafla olan ilişkiye geleyim.Fotoğrafta nesnel gerçekliği, yorumlayabilme yetisini, gerçekçi yöntemle sağlayabiliriz.Sanatı bir anlatım ve düşüncenin eyleme dönüştüğü bir yol olarak görürsek, gerçekçilik kavramını da algılamamız kolaylaşır. Gerçekçi yöntem bize yol gösterir. Yani neyin fotoğrafını nasıl çekeceğimizin yolunu. Fotoğrafın sanat olabilmesinin yolu ya da fotoğraf sanatçısı olabilmenin yolu fotoğrafın fikir/düşünsel yanı dediğimiz içeriğinin, biçimlendirilmesi için soyutlama yeteneğinin kazanılması gerekir. Bir nesneye bir anlam katmak, yani kavram atfedebilmektir. Fotoğrafta soyutlama yapabilmek için ise her şeyden önce özümleme yapabilme yeteneği gereklidir. Bu da bilimsel bir yöntemle olur. Konulara bakış açısının yöntemi asla kişisel değildir. Bu işin subjektif tarafı yoktur. ( Yanlış anlaşılmasın kişisel yorumdan bahsetmiyorum) “Ben böyle yapıyorum, isteyen anlasın, isteyen anlamasın” denilemez. Gerçek anlamda fotoğraf sanatçısı olabilmenin yolu konulara yeni bir nitelik kazandırılmasıyla mümkündür. Yoksa nereden geldiği belli olmayan bir ilhamla sanatçı olunamayacağı gibi. Sanatçı doğmak da mümkün değildir. Yazıyı sonlandırırken, sanatın ideolojik yapısını ve bir aydın olma bilincini özetleyen şu notu hatırlatalım:Louis Aragon’a sormuşlar; Nesiniz siz, yazar mı, yoksa komünist mi?Aragon, …Her şeyden önce bir yazarım ben, onun için de komünistim.Yararlanılan ve önerilen kaynaklar; Siyasal kültür ve yöntem: Aytunç AltındalKültür ve politika: Aydın ÇubukçuEstetik: Avner Ziss
Özcan Yaman
ÖNCEKİ HABER

Özgür özgür olabilsin diye!

SONRAKİ HABER

Bodrum’da öğrenci servisi kaza yaptı: 7 öğrenci yaralandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa