Sadece taşlar mı parçalandı?

Sadece taşlar mı parçalandı?

9 Kasım, Berlin duvarının yıkılışının yirminci yıldönümü. Bu vesileyle dünyada, özellikle de ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinde propaganda mekanizmaları...

9 Kasım, Berlin duvarının yıkılışının yirminci yıldönümü. Bu vesileyle dünyada, özellikle de ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinde propaganda mekanizmaları, çılgınca gürültüyle çalışan ancak hiçbir ürün vermeyen deli değirmenler gibi, çalışmaya başladı. Bununla beraber, bu geçen yirmi yılda, ‘soğuk savaşa’ dair hazırlanmış bu eski hikaye ve klişelerin, aslında gayet aptalca hazırlanmış sakat (prematüre) kavram ve içerikler olduğu ispatlandı. Bu kavram ve klişelerin iddialarına göre Doğu Berlin komünistleri, mazlum vatandaşlarının, Batı Berlin’e ve dolayısıyla özgürlüğe, iyi yaşam koşullarına ve mutluluğa kaçışını engellemek üzere bir duvar inşa ettiler. Ve 1989 yılında, komünist zulme karşı mücadele eden, anavatan Almanya ile birleşmeyi hedefleyen ve ‘özgür dünya’ tarafından da desteklenen militanların eliyle bu duvar yıkıldı.Daha kutlamalar başlamadan önce, Eski ABD başkanı George Bush ve birkaç gün önce de Berlin’de düzenlenen muhteşem törenlerde Eski Almanya başbakanı Helmut Kohl ile Sovyetler’in Son Başkanı Mihail Gorbaçov şöyle konuştular: 89 yılı olayları Bonn, Washington veya Moskova tarafından değil, tanrı tarafından kendilerine bahşedilmiş hakları uzun süre gasp edilmiş olan halkların evlatlarının yüreklerinden, düşüncelerinden doğdu.Bu sözlerin, bu aslı olmayan iddianın aksine, Moskova, Paris ve Londra’nın aslında bu birleşmeye karşı olduğunu eski Sovyetler başkanı ifade etti; ancak Gorbaçov henüz bu gerçekleri dile getirmeden önce, bu gerçekler, üzerinden gizliliği yakın zamanda kaldırılan gizli belgeler sayesinde zaten biliniyordu.2003 yılının Nisan ayında Eski ABD Savunma Bakanı Donald Ramsfeld, Irak’ta gerçekleştirdikleri zaferi, Berlin duvarının yıkılışına ve ayrıca Paris’i Nazi’lerin elinden kurtaran dost kuvvetlerin şehre girişine, eşi benzeri görülmemiş bir övgüyle, benzetti. Bu benzetmesinde Ramsfeld, ‘Tarihte eşi benzeri görülmemiş hatalar işleyen yöneticilerin elinden halkları, ancak ABD askerinin Irak’ta varlığı sayesinde kurtarabildiklerini ve ABD askerinin Irak’taki varlığının, Irak halkına büyük yararlar sağladığını’ iddia etmişti. Ancak Ramsfeld, büyük bir ihtimalle bugün bu iddiada bulunma cesaretinde bulunamaz; bulunamamasının sebebi de, işledikleri ve bunlara dair hiç şüphe duyulmayan ‘bütün bu hatalardan’ dolayı değildir sadece; aynı zamanda, dile getirdiği ‘ABD askerinin sağladığı yararların’ tümünün bugün birer kabusa dönüşmesinden dolayı, bu yararların, Irak’ı bir bataklığa dönüştürmesinden dolayı, Ramsfeld artık böyle bir iddiayı ileri süremez.BÜTÜN DUVARLAR SUÇLUDURBu, her halükarda ileriki günlerde aşılacak kötü bir propaganda yöntemidir. Ancak bu propaganda, duvara dair çarpıtılmış gerçekleri örtbas edemez. Bu açıdan bütün duvarlar, ilkesel olarak, korkunç birer suçludur. Diğer bir açıdan duvarlar, otoritesini, insanları sınırlamaya ve engellemeye yönelik kullananların, sınırlar ve engeller yaratmaya yönelik aptalca girişimleridir. Ancak tarihin tescil ettiği üzere ve ABD’li Tarihçi William Bloom’un, ‘Umutların Katledilmesi’ adlı mükemmel kitabında da belirttiği gibi, Berlin duvarının inşa edilmesinin ana sebebi, Doğu Berlin halkının Batı Berlin’e geçişini engellemek değildi; zira o zamanlar binlerce kişi, günlük olarak sınırı geçip Batı Berlin’e çalışmaya gidiyor, akşam da tekrar Doğu Berlin’deki evlerine dönüyorlardı.Başka bir ifadeyle, duvarın inşa edilmesindeki birinci sebep, Doğu Almanya’da bilimsel ve teknolojik gelişmeleri keşfetmeye yönelik CIA’nin yürüttüğü çalışmaları engellemek amacıyla, Doğu Alman çalışanlarının Batı Almanya’ya geçişini engellemekti. O zamanlar özellikle Batı Berlin, Alman istihbaratçıların yanı sıra Fransız, İngiliz ve ABD’li istihbaratçıların cirit attığı bir bölge idi. Ayrıca, 27 Haziran 1963 tarihli ‘New York Times’ gazetesinde, ‘İnşa edilen duvar dolayısıyla Batı Berlin’in büyük bir ekonomik sorun ile karşı karşıya kaldığını, zira duvarın inşasından önce günde 60 bin vasıflı çalışanın Doğu Berlin’den Batı Berlin’deki işlerine gidip, akşam tekrar döndüklerini’ yazıyordu.Başta ABD’li istihbaratçılar olmak üzere Batılı istihbaratçıların, Doğu Avrupa’daki yönetimi düşürmek veya Doğu Avrupa’da kaos yaratmak amacıyla onlarca eylemi gerçekleştirdikleri, bugün gayet açık bir şekilde biliniyor. Mesela Batılı istihbaratçılar, Doğu Avrupa’da; elektrik üreten santralleri, fabrikaları, gemi tersanelerini, kamuya ait tesisleri, benzin istasyonlarını, toplu ulaşım araçlarını, köprüleri bombaladıkları onlarca eylem gerçekleştirmişlerdi. Hatta iş o kerteye vardı ki, süt ve yoğurt üretiminde yardımlaşma kisvesi altında yedi bin süt ineğini zehirlemişler ve ayrıca, okul çocuklarına verilen çorba ve sütün zehirlenmesi, sigaralara kanserojen bir maddenin katılması, sahte davet ve biletler göndermek suretiyle bir Dünya Gençlik Festivali’nin sabote edilmesi ve bu festival süresince çeşitli bombalama eylemleri gibi daha onlarca istihbarat eylemini de gerçekleştirmişlerdi.FAŞİZMİN YENİLMESİNDE SOVYETLER’İN ROLÜHer halükarda unutulmaması gereken bir başka hakikat de şudur: Doğu Avrupa, komünist bir kampa dönüştü, derler; oysa, Adolf Hitler’in, Sovyetler Birliği’ni yıkmak amacıyla Doğu Avrupa ülkelerini, o zamanki Batılı demokratik devletlerin de bilgisi ve işbirliği ile işgal etmesi sonucu, söz konusu bu kamp doğmuştur. Dolayısıyla İkinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde, Sovyetler Birliği’nin, Adolf Hitler’e karşı bütün yolları kapatması en doğal hakkı idi. Kaldı ki bu ülkelerin Nazi faşizminden kurtarılmasında Sovyetler Birliği, en önemli, en büyük katkıyı sağlamıştı.Ayrıca, ABD’nin Moskova elçiliğindeki bir görevlinin Washington’a gönderdiği ve yaklaşan ideolojik soğuk savaşı bildiren belge olarak tarihe geçen ‘Uzun Telgraf’ın’ gönderildiği 1946 Şubatını da muhakkak hatırlamamız lazım. O telgrafın yazarı, ‘Foreign Affairs’ dergisinde o meşhur makalesini X imzasıyla yayımlayan ve ‘Soğuk Savaşın Piri’ unvanını hiç tereddütsüz hak eden George Kennan idi. Telgraf ve makalesinde Kennan, ideolojinin etkisiyle Avrupa’nın yaşadığı ekonomik çöküş karşısında ABD’nin eli kolu bağlı duramayacağını, aksi takdirde, bu ortamın, Sovyetler Birliği’nin ve komünist kampın çıkarına olacağını ve Kapitalist değerlerin çöküntüye uğrayacağını yazıyordu. Aynı zamanda Kennan, dünyanın dizginlerini ABD’nin eline alması gerektiğini de ileri sürüyordu. Ancak Kennan’ın bu pragmatik tartışmaları, aç olan boş karınları doyurmuyordu.Uluslararası ilişkiler ve silahlanma siyaseti alanları uzmanı önemli araştırmacı İngiliz Mary Kaldor, soğuk savaşa hakikaten çok nefis ve isabetli bir isim takar: ‘Hayali Savaş’! Zira, aslında tamamen sanal olan bu savaşın iki aktörü, karşı tarafı caydırma temelinde hakiki bir askeri çatışmaya yönelik hazırlanmıyorlardı; sadece propagandayla – ve arada bir tatbikatla – yetiniyorlardı. Bu savaş, sözde, henüz sona ermemiş olan İkinci Dünya Savaşı’nın devam ettiği iddiasıyla, duyguları okşama temelinde yürütülen hayali bir savaştı.Eski ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’e kulak verelim; Cheney, doğal bir madde olan Rus doğal gazını, yeni emperyalist Rusya’nın akıncı bir ordusu gibi nitelendiriyor; hatta belki eski Sovyet Cumhuriyetlerini ve Doğu Avrupa ülkelerini dahi tekrar işgal edecek bir ordu olarak değerlendiriyor. Ancak öte yandan Eski Rusya Başkanı Vlademir Putin ise ABD’yi, ‘Bir çırpıda kimi parçalayıp yutacağını çok iyi bilen, yırtıcılığı da giderek artan ve kimseye kulak asmayan bir “kurt” yoldaşa benzetiyor… Pekala, insan şu soruları sormakta haksız mı sayılır: Acaba bu gelişmeler, yeni bir soğuk savaşın başlangıcı mı? Tekrar hayali savaşlara hazırlanalım mı? Bu son gelişmeler, soğuk savaşın eski aktörlerinin bu açıklamaları, yeni bir soğuk savaşa hazırlık mı, yoksa gerçekleri gözlerden daha da fazla gizleme gayretleri mi?Öte yandan, ‘Sahte Şafak: Kapitalist Küreselleşmenin Aldatmacaları’ adlı Kitabın Yazarı John Gray’in söylediklerine bir bakalım; Gray, demokratik düzen ile serbest piyasanın birbiriyle uyumlu bir ikili olmadığını, aksine bu ikilinin birbirleriyle rekabet içinde olduğunu belirtiyor. Gray, “Yaşanan eski ve yeni serbest pazar tecrübeleri–özellikle kriz dönemlerinde– gösteriyor ki, piyasaya, serbest pazar siyaseti veya gizli çıkarların dayattığı reel politik düşünce değil, devlet kontrolü egemen olmaktadır.” diyor. Bu sözler sadece, Berlin duvarını (ve en son Bağdat duvarını) yıkan Batılı devletlerin zaferlerini bize müjdeleyenlerin laflarına dair değil, aynı zamanda, Francis Fukuyama’nın, bize insanlığın biricik ütopyası olarak yutturmaya gayret ettiği sisteme dair söylenmiş sözlerdir. Şu bir gerçek ki, ABD’nin uluslararası siyaseti gevşemekte ve gerilemektedir; aynı zamanda en küçük küresel krizler karşısında dahi, hiçbir şey yapamamakta ve aciz kalmaktadır.Berlin duvarının yıkılışının yirminci yıldönümü, sözde gerçekleşen zaferler hakkında uydurulmuş yalanlara ve ortalığa saçılmış klişelere ve basit laflara dair gerçeklerin birer birer ortaya çıktığı bir döneme denk geldi. Mesela ABD’de yayımlanan ‘USA Today’ gazetesi 11 Ekim 1999 tarihinde şunları yazmıştı: “Berlin duvarı yıkıldığında, Doğu Alman halkı, tüketim malzemelerinin bolca bulunduğu, hayat zorluklarının da daha az olduğu, özgürlük dolu bir dünya hayal etmişlerdi; ancak duvarın yıkılışından on sene sonra, Doğu Alman halkının yüzde 51’i ‘Evet, duvarın gölgesinde daha mutlu yaşıyorduk’ diyorlar.” Pekala, acaba duvarın yıkılışının yirminci yıldönümünde sadece taşlar mı parçalandı?Duvarın yıkılışından sonra, özgür dünyanın nazlı ortağı siyonist İsrail, işgal ettiği Filistin topraklarında, tecride yönelik, en çirkin, en iğrenç ırkçı duvarı inşa etmedi mi? * Paris’te yaşayan Suriyeli yazar ve araştırmacı,Londra’da Arapça yayımlanan Al-Quds Al-Arabi gazetesi,06 Ekim 2009
Subhi Hadidi - Çeviren: Adnan Yılmaz
www.evrensel.net