15 Kasım 2009 00:00

Neden

Kıskanmak’la ilgili asıl sorunun neden kaynaklandığı ortaya çıktı da, rahatladık. Yönetmen Zeki Demirbukuz, Altyazı dergisine verdiği röportajda her şeyi açıklamış.

Paylaş
Kıskanmak’la ilgili asıl sorunun neden kaynaklandığı ortaya çıktı da, rahatladık. Yönetmen Zeki Demirbukuz, Altyazı dergisine verdiği röportajda her şeyi açıklamış. Sizin için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan yazarınız da Nahid Sırrı Örik’in romanını okuyunca bütün parçalar tamamlandı.Zeki Demirkubuz, bu ülkede sinemayı severek izleyen herkesin o ya da bu şekilde tuttuğu bir yönetmen. Bu unvan herkese nasip olmaz. Bu böyle. Kendisi, kötülük meselesine takmış, Dostoyevski’yle ilgili dertleri olan, insanı anlamak için değil ama anlatmak için zahmetlere katlanmış biri. Kabulümüz.Kötülükle ilgili sıkıntısını bunca filminde çözemediyse, çözemeyecek. Ama röportajında söylediği şeyler, Türkiye sinemasına dair önemli ipuçları da içerdiği için, bu konuyu hemen burada kapatmayalım diye düşündüm. Çünkü, özetle, diyor ki, “sizin filmde arıza olduğunu düşündüğünüz her şeyi bilerek yaptım. Çünkü romanda olan bazı şeyleri filme koyarsam, hepten Türk filmi olacaktı. Eee? Benim niyetim insanların neden kötülük yaptıklarını anlatmak değil, anlık olarak insanların kötülük yapmaya karar verebileceklerini anlatmak, onun için de karakterlerin geçmişlerini romandaki gibi anlatmadım.”Oldu mu? Olmadı. “Aynı Türk filmi gibi olacaktı” diye bir savunma olmaz. Romanda, Seniha ile Halit kardeşler arasındaki kıskançlık mevzusunun çocukluklarına kadar uzandığı uzun uzun anlatılıyor. Ayrıntılardan falan bahsetmiyorum, filme adını veren duygu bu. Filmde, bir sahnede birkaç fotoğrafa bakma, en sonda da, toparlar gibi, iç sesten duyduğumuz birkaç cümle olmasa, Seniha’nın bir kıskançlık hissettiğini de, intikam peşinde olduğunu da anlamamız, zor demiyorum, mümkün değil. Finaldeki karşılaşma var, Nüzhet karakterinin ortaya çıkışı var, filmi izleyene “sorun” gibi gelen her şey, romanda başka türlü kurulmuş, ve dahası yönetmen tarafından filme bilerek alınmamış.İşte asıl sorun burada. Kıskançlık nedensiz olabilir, çok aptalca bir şeye dayanabilir, anlık olarak ortaya çıkabilir, ama bir şekilde bu, izleyiciye anlatılmazsa, anlık ya da eskiye dayanan, herhangi bir şey bize anlatılmış olmaz. Yönetmenin “Türk filmi” diyerek uzak durmaya çalıştığı filmlerin yaptığı doğruydu demiyorum. Ama bizim ülkemizde bir problem var, muhtemeldir ki o Türk filmlerinin bunda payı vardı. O da şu; neden sonuç ilişkileriyle aramız kötü. Sinemada, çok kötü. Türkiye sinemasının geleceği, hikayesinin sağlam neden sonuç ilişkileri üstüne kurulmuş olmasıyla kurtulacak. İzleyiciye ya “Ezberden gidelim arkadaşlar, kötüler ceza bulsun, sevenler kavuşsun” (malum, eski Türk filmleri) ya da “Bilin bakalım ben ne dedim” (bu yazının konusu olan film ve arkadaşları) dersek, buna zerre kadar faydamız olmaz.Eskilerden büyük bir insan, “İnsani olan hiçbir şey, bana yabancı değildir” demişti. Karakterlerin yapabileceklerinin sınırı çok geniş. Ama neden, diye sorarlar adama.NEFES KOKUSUNA KARŞISiz de alıyor musunuz? Bir asker filmi yaptılar, efektinden, askerlik anılarından, memleket gerçeklerinden kokular yayılmaya başladı. Belli ki, bir kere laf söylemekle dinmeyecek. Tek tek, nefes nefes bir incelemek gerek... Madem onlar Nefes’ten dizi çıkaracaklarmış, burada da bir dizi çıkmaz mı? * “Nefes askerden yana bir film değil. İnsan hikayeleri anlatıyor.”Diyorsun. Film boyunca gördüğümüz karakterler kim? Askerler. Onun dışında, çok kısa sürelerle, teröristler, aileler, askerlerden birinin sevgilisi, sevgiliye ölüm haberini getirenler. Ama yüzde 99, askerler.Bu filmin anlatıcısı kim? Komutan. Komutan kim? Film boyunca gördüğümüz karakterler içinde ordunun en yüksek rütbelisi. Subayı. Temsilcisi. Ordunun temsilcisi. Kendi ağzından olayları anlatıyor. Madem insan hikayesiydi, bir er anlatsa olmaz mıydı? Komutan anlatmış. Madem insan hikayesiydi, “Ulan buraya niye geldik” diyen bir erin hikayesi olsa olmaz mıydı? Anlatan komutan, o nereden bilsin...Film kimin kitabından uyarlanmış? Hakan Evrensel. O kim? Bir subay.Bir kere, rütbelilerin arasından erlerin, halkın arasına bir gelsinler, ondan sonra kimin hikayesi anlatılıyor, konuşuruz. Apoletlerden, selam durmaktan konuya gelemedik.
Çağdaş Günerbüyük
ÖNCEKİ HABER

HEPİMİZ KÖRÜZ

SONRAKİ HABER

Bursa Tabip Odası Başkanı'ndan şehir hastaneleri yorumu: Yol yakınken vazgeçin

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa