Rehavet tatlı şeydir, ancak...

Rehavet tatlı şeydir, ancak...

Yahya Kemal, “His var mı şu alemde nekahet gibi tatlı” der. Hastalık sonrası yaşanan o yorgunlukla bezginlik arası duygunun yaşama dönüş rahatlamasını içerdiğini anlatmak ister herhalde.

Yahya Kemal, “His var mı şu alemde nekahet gibi tatlı” der. Hastalık sonrası yaşanan o yorgunlukla bezginlik arası duygunun yaşama dönüş rahatlamasını içerdiğini anlatmak ister herhalde. Bu demokratik ve yaşamsal didişmelerde biraz gevşesek (daha doğrusu yorgunluktan baygın duruma düşsek), genç arkadaşlar alabandayı basıyor: “Rehavete düşmek yok!” Rehavet, yani rahatlıktan gevşeme, uyur uyanık duruma düşme (sözlük anlamı değil, sözcüğün bana anımsattıkları) pek tatlı ama gerçekten tehlikeli. Bilirsiniz, soğuktan donarak ölmenin eşiğinde de böyle bir gevşeme ve uyku durumu vardır. Sanatçı denen ve nedense eğlence aracı görülen kesimin hiçbirinin gevşeyesi zamanı yok. Kimi kâr olanağını kaçırmasın diye kimi de demokratik girişimlere destek olmada gecikmemek için uyanık olmak zorunda. Alıntılayacağım mektup benzeri bir metin, uyku kaçırmaya birebir:“(...)Bu çocuklar bir gösteride yasadışı sloganlara iştirak ettikleri, yüzlerini kısmen ya da tamamen kapattıkları ve polis dağılın dediğinde taş attıkları iddiası üzerine 34.5 yıla kadar varan hapis cezalarıyla yargılanıyorlar. Yirmi dört yıldan 6 yıl 11 ay 10 güne kadar değişen hapis cezası alan çok sayıda çocuk var. Çok az da olsa 4 yıl 2 ay ceza alanları da oldu. Bu çocuklar, gözaltından yargılanmalarına, tutukluluktan cezalarının infazına kadar geçen sürede terör suçlusu muamelesi görüyorlar. Yani bu çocuklar, hem yetişkinler gibi hem de yetişkinler içinde özel bir kategoriye konan terör suçluları gibi muamele gördüklerinden, çifte haksızlık yaşıyorlar. Bu çocuklar 12-18 yaş diliminde olan çocuklar. Ve tahmin edildiği kadarıyla son üç yılda 3 bine yakın çocuk bu mağduriyeti çeşitli biçimlerde yaşamış ve yaşıyor. TMK kabul edildikten, yani 1991’den bu yana mağdur olan çocukların sayısının 10 bin kadar olduğu tahmin ediliyor.Hükümet bu sorunu çözmeyi gündemine aldı. Daha da önemlisi, bu konuyu Demokratik Açılım’ın içindeki bir paket olarak değil, onun tamamen dışında çocuk hukuku çerçevesinde TBMM’ye sunmayı seçti. Son derece doğru yaptı. Ne diyor hükümet: * Çocuklar için terör suçlularına uygulanan asıl cezanın yarısı kadar artırılması hükmü artık uygulanmayacak. (Çünkü şimdi artırılıyor.)* En fazla üç yıla kadar ceza almaları halinde erteleme, hükmün açıklanmasını geri bırakma, paraya çevirme ve diğer seçenek yaptırımlar 16-18 yaş grubu çocuklar için uygulanacak deniyor. (Çünkü şimdi yasak.) * Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin 16-18 yaş grubundaki çocukları artık yargılamayacağı belirtiliyor. (Çünkü şimdi yargılıyor.)Bunlar önemli, hem de çok önemli ama bunlar, TMK mağduru çocuklar sorununu çözmüyor. Çünkü bu değişiklikler, çocukların aldıkları cezada sadece 20 aylık bir indirim getirecek. Çocuklar çocuk mahkemelerinde yargılansalar bile aldıkları ağır cezaları almaya devam edecekler.” Peki ne yapılmalı? Çocukların o ağır, ölçüsüz, orantısız cezaları alma nedenleri olan; “örgüt üyesi olmadıkları halde örgüt üyeliğinden”, “yüzünü kısmen ya da tamamen kapattı diye örgüt propagandasından” ceza vermekten cayılmalı. “Taş atmayı güvenlik güçlerine silahla direnme sayarak ağır ceza kesen uygulama”dan cayılmalı.“Hükümet, getirdiklerine ek olarak sayılan değişiklikleri de yapmaz ise çocuklara özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde terör suçlusu olarak davranmanın yerini, çocuk mahkemelerinde çocuklara terör suçlusu muamelesi yapmak alacak.” Üstelik haklılığı tartışılacak cezalarını, insanca yaşama koşulları olmayan koğuşlarda çekecekler.
Sennur Sezer
www.evrensel.net