GÖZLEM

GÖZLEM

  • Grev kavramının tarihsel kökeni, Fransa’da ücretlerini alamadıkları için iş durduran işçilerin toplandığı Gréve Meydanı’ndan (şimdiki adı Hotel de Ville) geliyor.


    Grev kavramının tarihsel kökeni, Fransa’da ücretlerini alamadıkları için iş durduran işçilerin toplandığı Gréve Meydanı’ndan (şimdiki adı Hotel de Ville) geliyor.
    “Greve gitmek” ifadesi ise Fransız işçilerin taleplerini kabul ettirmek amacıyla işi durdurup Paris belediye binasının önündeki bu meydanda toplanmaları ve talepleri kabul edilinceye kadar çalışmadan beklemelerini ifade ediyor. Greve gitmek, Parisli işçiler için yürüyerek Gréve Meydanı’na gitmelerini anlatırken, zaman içinde ‘işin durdurulması’ anlamına gelen yaygın bir deyim haline gelmiş.
    Tarihte yaşanan ilk örneğinden (ilk grevin Mısır piramitlerinin inşası sırasında yapıldığı rivayet edilir) günümüze kadar grevin, sınıf mücadelesi içinde kuşkusuz tartışılmaz bir yeri var.
    Kapitalizmle birlikte grevler, ağır ve tehlikeli çalışma koşullarına, çok uzun çalışma sürelerine, ücretlerin ödenmemesine, yoksulluğa ve sefalete karşı en etkili ve sonuç alıcı eylem biçimi olarak gerçekleşmiş. Bugün sınıf mücadelesinin imkan ve araçları eskiye göre çok gelişmiş olsa da, grevler en etkili ve sonuç alıcı eylem biçimi olma özelliğini sürdürüyor.
    Emekçilerin kendilerini en güçlü hissettikleri dönemler, insanca yaşam talepleri için diğer emekçilerle dayanışma içine girdikleri ve hakları için birlikte direndikleri dönemlerdir.
    Bu anlamıyla işçi sınıfının mücadelesi, aynı zamanda sınıf dayanışmasının yaygınlaşmasını ve büyümesini ifade eder.
    Sendikalar ve diğer emek örgütleri açısından gündeme zamanında müdahale etmek, mücadele içinde güçlenmek, örgütsel açıdan her zaman daha ileri olanı yakalamaya çalışmak, özellikle bugünlerde her zamankinden daha fazla önem taşıyor.
    25 Kasım’da yapılacak olan ‘uyarı grevi’ bu açıdan önemli bir sınav olacak. Eyleme katılacak emekçilerin niceliği ve niteliği, eylemin ne kadar kapsayıcı olacağı (özellikle farklı sendikalara üye emekçilerin ve örgütsüz emekçilerin katılımı açısından), 25 Kasım sonrasında eğer bir şeyler olacaksa hareketin ne yönde gelişeceğinin ilk işaretlerini verecek.
    Yapılacak eylemin başarı ya da başarısızlığının, sadece eylemin gerçekleşme ‘anı’ ile değil, öncesindeki hazırlık çalışmalarından başlayıp, eylemden elde edilecek sonuçlara ve sonrasında yaşanacak gelişmelere kadar uzandığını akıllardan çıkarmamak gerekiyor. Bu nedenle eylem öncesinde yapılan çalışmaların yaygınlığından, eylemin sadece belirli çevrelerle sınırlı tutulup tutulmamasına kadar pek çok faktör, birleşik mücadelenin gerçek anlamda istenip istenmediğinin göstergesi olacak.
    Örgütlü mücadele ile kazanılan hakların kalıcı hale getirilmesi ve yeni haklar kazanmak için emekçiler arasında birlikteliğin sağlanması zor ama çok önemlidir. Bu anlamıyla emekçilerin benimsediği eylemlerin, sadece eylemin yapılacağı gün ya da tarih hedef alınarak örgütlenmesi düşünülemez. Bugüne kadar her büyük eylem sonrası her şeye yeniden başlanmak zorunda kalınması, bu görüşümüzü doğruluyor. Bu nedenle 25 Kasım eyleminin güçlü ve etkili olması için çalışmalar yürütülürken, sonrasında izlenecek mücadele stratejisinin de emekçilerle tartışılması gerekiyor.
    Sermaye güçleri, emekçileri sömürerek onların sırtından güçlerini ve birikimlerini artırırken, emekçilerin, emek örgütlerinin biriktirecekleri en değerli şey, insanca bir yaşam için verdikleri mücadele ve bu mücadele içinde edindikleri deneyimler. Çünkü emekçi sınıflar, mücadele deneyimlerini biriktirdikçe, zayıflıklardan arınıp ayrım yapmaksızın tüm sınıfın taleplerini savundukça güçlenir ve karşısına çıkan fırsatları doğru değerlendirebilir. Aksi takdirde, emekçilerin ve onların örgütlü mücadelesinin hızla içinden çıkılması zor bir yalnızlığa itilmesi kaçınılmaz olacaktır.
    ERKAN AYDOĞANOĞLU
    www.evrensel.net