19 Kasım 2009 00:00

ÖZGÜRLÜKLER

KESK, bir büyük sendikal örgütlenme. Kamu çalışanlarının üst örgütü. Kamuda çalışanların örgütlü mücadelelerinin uzun bir geçmişi var.

Paylaş

KESK, bir büyük sendikal örgütlenme. Kamu çalışanlarının üst örgütü. Kamuda çalışanların örgütlü mücadelelerinin uzun bir geçmişi var. Öğretmenlerimizin sendikal örgütlülüğünü, Türkiye Öğretmenler Sendikası’nı (TÖS) ve mücadelesini hatırlayalım…
1990’ların başındaki örgütlenme için verdiği mücadele dönemi dahil, binlerce dava açıldı KESK’e ve mensuplarına.
Ancak 2009 yılının Nisan-Mayıs operasyonu ilginç. İlginçliği askeriyenin ilgisinden ve kocakulak efendinin işin işine girmesinden geliyor. Andıç ise ezelden beridir var. Hafızalarımızı yoklayalım. KESK’e bağlı Eğitim Sen’in tüzüğü değişti genel kurulda ve bu değişiklik, ışık hızıyla, salondan çıkıp askeriyenin generallerinin masasına gitti. Cumhuriyeti koruma ve kollama görevinin sonucu olmalı bu ilgi! Sonra da sendikanın ömrüne süre biçildi. ‘Ya bu ibare çıkar ya da bu iş sizin sonunuz olur!’ dediler… Adeta…
Sivil alan izlenmekteydi. Yönlendirilmekteydi. Militarizm her şeye karışıyordu ve ondan habersiz kuş uçamazdı.
KESK operasyonu başlatıldı.
İzmir taraflarından...
Jandarma rüzgarıyla... İyi mi?
Peki ne deliliniz vardı? Hiç...
Biz “hiç” diyoruz da, başkaları, “İşte ‘hiç’ delilimiz olmadığı için Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135. maddesine göre dinleme kararı alıyoruz. Kulaklarımızın büyüklüğü ondandır. Uzata uzata kulaklarımızı, büyüdüler. Bütün bir dünyayı dinlemek isteriz doğrusu” demeye başladılar.
Bazıları da “Yok yok, sadece suç soruşturma ve kovuşturmasıyla sınırlı bir dinleme, izleme faaliyeti bizi kesmez, önleme ve istihbarat amaçlı dinleme, izleme yetkisi de tanınsın bize” dediler. 2005 yılıydı ve Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’na ekleme yaptılar. Temmuz sıcağında 5397 sayılı Kanun’u çıkardılar. Bu kanuna göre polis de, jandarma da ve Milli İstihbarat Teşkilatı da izleme ve dinleme yetkisi ile donatıldı.
Andıçlı demokrasilerde olur böyle şeyler. Yurttaşın hak sahibi olarak kabulü ve buna saygı gösterilmesi, bu tür demokrasilerde zordur.
Geçen hafta Ankara’da İHD eski Ankara Şube Başkanı Filiz Kalaycı’nın duruşması vardı. Onun tutuklu yargılandığı davayı izledim. Telefon dinlemelerine dayanıyordu dava. Söylenen bir söz, lastik gibi her yana çekilebiliyordu. Özel yaşamlara ve mesleki faaliyetlere dair belgeler de dosyaya serpiştirilmişti. Suçla alakalı-alakasız her şey... Yasal toplantılara katılım bile delil diye sunuluyordu. Yani “düşme yargının eline” dedirtecek türden işlerdi durum… Oysa yasa öyle demiyor. İnsan hakları hukuku hiç demiyor. Yasayı insan hakları hukukuna uygun yorumlayıp uygulamadığınızda sorunlar çıkıyor. Yargı, adil yargı olmaktan çıkıyor. Yasada sorun çıktığında Anayasa’nın 90. maddesine bakmak gerekir değil mi? Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygunluk açısından. Bir de karar verirken yasanın ne dediğine bakmak gerekir. Hele Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “özel hayatın ve aile hayatının korunması” başlıklı 8. maddesine dikkat etmek lazım. Andıçlı demokrasilerde yargı, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleri açısından sorunlu olur. Son günlerde güncel hale geldi. Biliyorsunuz, bizim memlekette yargı, yürütme gücüne bağlı müfettişlerce sözde “idari” açıdan denetlenir. Yargıyı dinlemek için denetlediği yargıçtan karar istiyor müfettiş. Sistem böyle işliyor. Yürütme yargı gücünü bağımsızlaştırmak ve tarafsızlaştırmak istemiyor. Yargı sadece bu açıdan-yürütme gücüyle ilişkisi bakımından değil, bağımsızlık ve tarafsızlık sorunu yaşamıyor, aynı zamanda gizli ve her yöne çekilebilir devlet ideolojisine bağımlılığı nedeniyle de sorunlu. Yargı bazı konularda ve durumlarda kendisini taraf olarak görüyor ve bunu açıklıyor. Cumhuriyetten, laiklikten, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliğinden yana taraf olmak gibi... Çoğaltabiliriz yargının taraflı olduğu konuları.
KESK’li kadınlar, perşembe ve cuma, İzmir’de yargı huzuruna çıkıyorlar. Jandarma ta İzmir’den kalkıp gelmiş, KESK Genel Merkezi’nin bulunduğu Ankara’da işlem yapmıştı. Başkentin Çankaya’sında… KESK’liler altı aydır Bergama Cezaevi’nde tutuklu bulunuyorlardı. Aralarında Barış Meclisi sözcülerinden Yüksel Mutlu da var. Hani bir yazımızda değinmiştik; duvarları boyuyorlardı. El attıkları her yeri güzelleştiriyorlardı kadınlar. Bugün, KESK’li kadınlara övgü günü. Duruşmaya çıkıyorlar. Morale ve şansa ihtiyaçları var. Bir de adalete!..
HÜSNÜ ÖNDÜL
ÖNCEKİ HABER

Huzur değil Panik

SONRAKİ HABER

HDP'den hak ihlalleri raporu: 15 bin kişi gözaltına alındı, 6 bin kişi tutuklandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa