AVRUPA GERÇEĞİ

AVRUPA GERÇEĞİ

  • Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) uzun zamandan beri klasik bir burjuva partisine dönüştüğü halde...


    Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) uzun zamandan beri klasik bir burjuva partisine dönüştüğü halde, bu parti içinde yöneticilerin birbirine ya da tabanına hitabında “yoldaş” kelimesi sıkça kullanılmaya devam ediyor. Bu partinin devrimci yıllarındaki yol arkadaşlığından kalma bu hitap sözcüğü, günümüzde sermaye basını tarafından genellikle SPD kastedildiği zaman kullanılır. Başka bir değişle Almanya’da “Yoldaşlar/Genossen” kavramı SPD ile özdeşmiş durumda.
    27 Eylül’de yapılan genel seçimlerde yüzde 23 oy ile tarihinin en ağır yenilgisini alan bu “yoldaşlar”, aslında sermayenin hizmetindeki “kafadarlar” olduklarını hafta sonunda Dresden’de yapılan genel kongrede bir kez daha gösterdiler. 1863’te August Bebel ve arkadaşları tarafından devrimci bir işçi partisi olarak kurulan SPD, asıl olarak 1. Dünya Savaşı sırasında kendi ulusal burjuvazisine destek vermesiyle, işçi sınıfıyla “yoldaşlık” bağlarını koparma sürecine girmişti. Weimar Cumhuriyeti yıllarında ve Hitler faşizmine karşı mücadelede de girdiği bu yoldan sapmayan SPD, başka önemli bir dönüşümü bundan tam 50 yıl önce, 1959 yılında Bonn yakınlarında bulunan Bad Godesberg kasabasında düzenlediği kongrede yapmıştı. SPD’nin “Sosyalist bir işçi partisinden burjuva patisine dönüşümünü” ifade eden “Bad Godersberg Programı”nın özü serbest piyasa ekonomisinin resmen kabulünü, Alman sermayesinin kârlarını ve pazar payını sürekli artırmasını kendisine esas politika haline getirmesini, kapitalizmin aşılması gereken bir sistem olduğundan vazgeçilmesini içeriyordu. Bu programla sermayenin ileri sürdüğü bütün talepleri eksiksiz bir şekilde yerine getirdi.
    Ne tesadüftür ki; yüzde 23’lük tarihi yenilgi tam da Bad Godersberg Programı’nın 50. yılına denk geldi. Bu tarihsel yenilginin kökleri, aynı zamanda Bad Godersberg’e kadar uzanıyor.
    Ancak yakın dönem perspektifinden bakıldığına, yenilginin başlıca nedeninin 11 yıllık hükümet ortaklığında, işçilere ve işsizlere karşı alınan kararların olduğunu parti yönetimi de biliyor. Sosyal devlette bir kırılmayı ifade eden Hartz Yasaları artık bu parti ile özdeşleşmiş bulunuyor. Keza emeklilik yaşının 65’ten 67’ye çıkarılması da başlıca oy kaybetme nedenleri arasında. Sermayenin taleplerini yerine getirmek için bu önemli kararların altına imza atan ekibin yöneticileri, şimdi açıktan tekellerin maaşlı sözcülüğünü yapıyor. Yeni genel başkan Sigmar Gabriel ise bu ekibin silik temsilcilerinden. Yani bir Schröderci. Seçimlerden geriye kalan enkazın kaldırılması için, çarenin kadro değişikliğinde olduğunu savunanlar, vitrine çıkarılan yeni genç kadronun da çare olmadığını kısa bir süre içinde görecekler elbette. Çünkü, bu partinin asıl sorunu kadro değil, izlediği politikalar nedeniyle kaybettiği güvendir. Bu bakımdan, son kongrede sermayeden daha fazla vergi alınması yönündeki kararın hiç bir değeri yoktur.
    Bu yüzden, bir kaç gündür söz konusu kararın etkisiyle SPD’nin “sola kaydığı” yönünde yapılan değerlendirmelerin hiç biri gerçeği ifade etmiyor. SPD, politik olarak olduğu yerde durmaya devam ediyor, sadece vitrini gençleştirmekle, değiştirmekle kaybettiği oylarını yeniden toplamanın derdine düşmüştür. Yani; SPD’nin kaybettiği oyları yeniden toplamak için “daha solda” bir siyaset izleyeceği yönündeki beklentiler şimdilik karşılık bulmamıştır. Bu da asıl olarak orta sınıfa yönelen SPD’yi Alman siyasetinde giderek anlamsız hale getiriyor. Dolayısıyla kısa zamanda oylarını artırması mümkün görünmüyor.
    Ama bu ülkede işçi ve emekçilerin acil talepleri olan işten atılmaların durdurulması, yeterli gelirin sağlanması, emeklilik yaşının düşürülmesi, emeklilikte yoksulluğa son verilmesi, ülke genelinde yasal asgari ücretim hayata geçilmesi... savunulduğu taktirde güç toplamanın olanakları her zamankinden çok daha fazladır. Bunlara günümüzde SPD’nin solunda duran Sol Parti yanıt verdiği için, güçleniyor.
    YÜCEL ÖZDEMİR
    www.evrensel.net