19 Kasım 2009 05:00

Memleketimden domuz gribi manzaraları

Öğrencilerimizle birlikte çıktığımız bir TÜYAP seferinden kaptığımız domuz gribi virüsünün etkisiyle...

Paylaş

Öğrencilerimizle birlikte çıktığımız bir TÜYAP seferinden kaptığımız domuz gribi virüsünün etkisiyle Bakırköy Devlet Hastanesi Acil Polikliniğinin kapısında soluğu almamızla başladı manzarayı seyrimiz. Hükümetin Sağlık Bakanı ve Başbakan eliyle yaydığı kafa karışıklığı ve panik yüzünden öyle bir kalabalık vardı ki hastanede sıranın ne zaman bize gelebileceğini sorduğumuz görevli 3 ya da 4 saat deyince sağlam bir insanı bile hasta edebilecek sıradan ayrılıp can havliyle kendimizi özel bir hastanenin kapısında bulduk. Devlet hastanesinde tedavi olabilmek için bize sıra işaret edilirken burada öncelikli olarak vezne işaret edildi.10 TL’yi yatırdıktan sonra hastalığımızın ne olduğunu soran doktora derdimizi anlatabildik. Doktor ise yüzümüze gülümseyerek 100’de 90 grip 100’de 99’da domuz gribi diye ilginç bir oran orantı hesabıyla hastalığımızı teşhis etti ve bir serum taktırdı ki öncelikle 70 TL olan serum parasını ödememiz kaydıyla. Eğer sıra bekleyecek takatiniz ya da serum ücretini karşılayacak paranız yoksa 39 buçuk derece ateşle ruhunuzu oracıkta teslim etmenizin önünde hiçbir engel yok. Neyse güleç yüzlü doktorumuza son olarak domuz gribi olduğumu nereden anladınız diye sorduğumda herkes domuz gribi olurken sen neden başka bir grip olasın cevabını alınca daha fazla zorlamanın bir anlamı olmadığını fark ederek evin yolunu tuttum. Gece 4’te yoğun ateş sonucu titreyerek uyanıp ılık duş alırken kendimi kaybettikten sonra yapılacak en mantıklı şey olan 112’yi aradığımızda domuz gribi için ambulans göndermediklerini öğrendik. Sanırım ciddiye alınmak için illaki ölmek gerekiyordu domuz gribinden. Kendi imkanlarımızla hastaneye ulaştığımızda ise gecenin 5’inde acil polikliniğinin önünde yine kuyruk olduğunu görünce AKP’nin sağlık sistemini gerçekten çözdüğüne iyice ikna olduk. Yüksek bir ateş, baş dönmesi ve mide bulantısı eşliğinde sıramızı bekledikten sonra içine girdiğimiz acil polikliniğinde kusma ihtimaline karşı bize verilen poşetin delik çıkması sonucu etrafın batması ve birkaç posta hemşire azarından sonra doktor yanımıza gelebildi.
Takılan serum sonrasında hâlâ ateşimizin düşmemesi üzerine ise doktor sizi hemen hastaneye yatırmamız lazım ancak bizde nöbetçi enfeksiyon uzmanı yok o yüzden hemen Haseki Hastanesi’ne gitmeniz gerekiyor diyerek bizi oraya yönlendirdi. Hasekiye ulaştığımızda ise intaniye servisinin kapısındaki mazgaldan bize bakan hizmetli sizi de mi başlarından attılar diyerek bizi içeri aldı. Bakırköy’deki hikayemizi anlattığımız doktor ise sinirli bir şekilde madem çok biliyorlardı neden tedavi etmediler diyerek söylene söylene odadan çıktı. Ben odada doktorun geri gelip bana hastalığımın teşhisini ve tedavisini söylemesini beklerken elinde reçeteyle biraz önceki hizmetli geldi. Ben doktorun nerede olduğunu sorunca benim tedavimin bittiğini söyledi ve reçeteyi uzattı. Reçetedeki tanı bölümünde ne yazdığını sorduğum hizmetli ise doktorların yazısı hakkında genel bir eleştiride bulundu: Bunların da yazısı okunmuyor ki birader… Hizmetliyle daha fazla hasbihal etmenin bize bir faydası olmadığını düşünerek evin yolunu tuttuğumuzda yoğun bir ateş ve göğüs ağrısı vücudumuzu sarmaya devam ediyordu. Ertesi sabah tekrar gittiğimiz Bakırköy Devlet Hastanesi’ndeki doktorumuz da Haseki’de ki doktorla aynı teşhisi koydu: Faranjit. Bir öğretmen hastalığı olan faranjite yılda 3-4 kez yakalanan bir faranjit uzmanı olarak yaşadığım durumla faranjit arasındaki farkı doktorlara anlatma girişimim beyhude bir çaba olmaktan öteye gidemedi. Daha sonradan öğrendik ki çok pahalı olduğu için domuz gribi testi yapılmaktan vazgeçilmiş ve bütün domuz gribi vakalarına faranjit denmesi kararı alınmış. Tabi bu arada bizim gibi zatürre olanlar da Onur Öymen gibi konuşursak sanırım birer “yan hasar” olarak kayıtlara geçecekler. Ölen 73 yurttaşımıza olduğu gibi…
Eve tekrar döndüğümüzde göğüs ağrısından duramadığımız için bu sefer Çapa’nın yolunu tuttuk. Gittiğimiz diğer hastanelerde yoğun isteklerimize rağmen çektiremediğimiz akciğer röntgenini burada çektirebildik ve üniversite yıllarımızdan miras kalan tüberkülozun da etkisiyle zatürreye yakalandığımız anlaşıldı ve hint kumaşından daha zor bulunan tamiflu ilacı reçetemize yazıldı ve büyük bir tesadüf eseri piyasada bulabildik bu ilacı. (Çünkü Sağlık Bakanlığı sadece ihtiyacı olanlar alsın diye ilacı piyasadan toplatmış!) Biraz ilaçların büyük oranda da arkadaşlarımızın ilgi ve alakaları sayesinde atlattığımız bu hastalık sırasında yaşananlar bile ülkemizin sağlık sisteminin getirildiği hali ve sağlık hakkı için mücadelenin ne kadar acil ve ölümcül olduğunu bizlere bir kere saha gösterdi. Tüm diğer taleplerin yanında insani bir sağlık sistemi ve parasız sağlık hakkı da 25 Kasım grevinde en öncelikli taleplerimiz arasında yer almalı ve bu hakları yeniden kazanmak için mücadeleyi daha yükseltmeli ve 25 Kasım’da greve gitmeliyiz.
BÜLENT KEPENEK Eğitim Sen İstanbul 1 No’lu Şb. Yöneticisi
ÖNCEKİ HABER

Öymen doğruyu söylemiyor mu?

SONRAKİ HABER

Bursa Demokrasi Güçleri ulaşım zammını ve YSK kararını protesto etti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa