Emekçilerin birlik zamanı

Emekçilerin birlik zamanı

Hangi siyasi görüşten olursak olalım, emekçiler olarak, yıllardır görmekteyiz ki, 2002 yılından beri ülkeyi yönetmekte olan AKP Hükümeti...


Hangi siyasi görüşten olursak olalım, emekçiler olarak, yıllardır görmekteyiz ki, 2002 yılından beri ülkeyi yönetmekte olan AKP Hükümeti, var olan sorunlarımızı çözmek yerine; işsizliği, yoksulluğu ve her türlü yolsuzluğu yaygınlaştırarak, yaşamı bizler için daha da çekilmez hale getirdi. İşsizlik ve yoksulluk arttıkça, diğer tüm sorunlar da giderek çoğaldı, çoğalıyor.
Ödediğimiz vergiler karşılığında almamız gereken hizmetlerin, neredeyse tamamı paralı, giderek daha pahalı ve belli bir kesimi de ulaşılamaz hale getiriliyor. Özellikle eğitim ve sağlık alanlarında, “paran kadar!” anlayışı, yerleşik bir düzen durumuna getirilmiş bulunmakta.
Kamu kurumlarındakiler dahil, hiç bir alanda, çalışanların “iş güvencesi” kalmadı. Esnek-ödünç çalıştırma; sözleşmeli, ücretli veya “taşeron”da çalıştırma vb. yöntemlerle, asıl amaç olan “örgütsüzleştirme-sendikasızlaştırma” hedefine, neredeyse, ulaşılmış durumda. Baskıların ve antidemokratik uygulamaların hangi birini sayalım? Belediyeler ve hastaneler başta olmak üzere, “taşeron” sisteminin yaygınlaştırıldığı “kamu” iş yerlerinde, “sendika” kavramı, unutturulmak üzere. Olanları da işlevsiz kılmaya çalışıyor, sömürü ve soygun düzenlerine “dikensiz gül bahçeleri” yaratmak istiyorlar.
İç politikaya yönelik yaratılan yapay gündemlerin yanı sıra, dış politika alanında yaşanan düzeysizlikler ve onur kırıcı gelişmeler ise hepimizin malumu. Ülke, borç batağında; ne ekonomik, ne de siyasi bağımsızlıktan söz edilebiliniyor. Seksen yıllık cumhuriyet döneminde elde edilen görece kazanımların her birini, yavaş yavaş geri almayı amaçladıkları bu süreç sonucunda, elde avuçta bir şey bırakmayacaklar.
İşte, böylesi bir ortamda, kamu çalışanları, sendika farkı gözetmeksizin, “Artık yeter, bıçak kemiğe dayandı!” diyerek, iş bırakıyorlar, greve çıkıyor, sorunları bir kez daha alanlarda haykırmaya hazırlanıyorlar.
AKP Hükümetinin hepimize reva gördüğü pek çok adaletsizliğin yanı sıra, çocuklarımıza dayatılan eşitsiz, çağ dışı, gerici ve paralı eğitim uygulamaları;
Sağlık alanında uygulanan ve bizlere “reform” olarak dayatıldığı halde, aslında, sağlık hizmetlerini ticarileştirmekten başka bir işe yaramayan paralı ve katkı paylı soygun düzeni;
Çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerimizin ve bizlere kendi alanlarından hizmet sunmaya çalışan sağlık, belediye, maliye, posta, yol-su-elektrik, tapu, kadastro, adliye çalışanı kamu emekçilerinin insanca yaşayabilecekleri bir ücret düzenine ve çağdaş, demokratik, grevli-toplu sözleşmeli bir çalışma ortamına kavuşma mücadeleleri;
Herkese güvenli bir iş, insanca bir yaşam olanağı ve çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakma taleplerimiz, hepimizin ortak sorunları ve taleplerimiz!
Öyleyse, kamu çalışanlarının 25 Kasım günü yapmayı planladıkları bir günlük “uyarı grevi” de “hepimizin grevi” olmalıdır. Bunun için de, okullarda, hastanelerde, vergi dairelerinde, belediyelerde ve tüm kamu iş yerlerinde grevcilerin yanında yer almalı, greve destek vermeliyiz. Çünkü bu grev, tüm emekçilerin eylemi olursa bir anlam kazanacak, ancak o zaman amacına ulaşacaktır. Öyleyse, şimdi birlik zamanıdır! Yaşasın sınıf dayanışması!..
M. Kâmil Bal (İzmir)
www.evrensel.net