22 Kasım 2009 00:00

MİNERVANIN BAYKUŞU

Marka türbanları, son moda cipleri, takım elbiseleri, havuzlu siteleri, kabe gören rezidanslarından sonra nihayet yeşil sermaye kendisinden beklenen atağı yaparak bir modern sanat eserine de sahip oldu.

Paylaş

Marka türbanları, son moda cipleri, takım elbiseleri, havuzlu siteleri, kabe gören rezidanslarından sonra nihayet yeşil sermaye kendisinden beklenen atağı yaparak bir modern sanat eserine de sahip oldu. Ülker'in Patronu Murat Ülker Burhan Doğançay'ın Mavi Senfoni adını verdiği tablosunu 2.2 milyon lira gibi rekor bir fiyatla satın almakla "Yeşil burjuvazi sonradan görmedir, klasik burjuvalar gibi sanattan manattan anlamaz" diyenleri utandırdı sayılır. Resmi kimin aldığı henüz belli olmamışken önyargıyla Eczacıbaşı'nın adını zikredenler fena halde yanıldı. Eczacıbaşı bu satın alma işiyle alakası olmadığını yazılı olarak açıklamak zorunda kaldı. Eczacıbaşı'nın işin içinde olmamasıyla, tabloda, modern sanata uzak bir kesimden gelen Ülker'in verdiği deve yükü paraya rağmen bir değer yitimi oluştu sanki. Aynı açıklamada Eczacıbaşı'nın sanatçının başka yapıtlarına zaten sahip olduğunun vurgulanması tablonun sanatsal değer belirten etiketi üzerinde bir mühür gibi durması beklenen "gerçek-modern-esas" burjuva adını görünür kılarak kuşkulu yürekleri serinletti.
Daha MÜSİAD kurucusunun TÜSİAD burjuvalarına karşı açtığı "Kim bu topraklara ait, kim esas burjuva" polemiğinde edilen lafların mürekkebi bile kurumadan Ülker'in bir resme bu kadar çok para vermesi yeşil sermayenin klasik sermaye sahibi sınıfa karşı kültürel bakımından da bir rekabete girdiğini gösteriyor. Halbuki iki tür sermaye arasındaki aralığın öyle kolay kolay kapanmayacağı, bu sonradan görme "ayaktakımı" burjuvaların eski burjuvalarla aynı salonda buluşamayacağı sanılıyordu. Öyle ya, olsa olsa geleneksel sanatlarla mutlu olan, Osmanlı estetiğinden hoşlanan; ebruydu, hat sanatıydı, tezyindi, mehterdi, semaydı... oralarda eğlenen bir sınıfın modern zamanları temsil eden bir sınıfla aşık atması mümkün olamayacaktı. Ama unutmamak gerekir ki burjuvazi hırs demektir. "Sonradan görmeler"in, makbul ve makul bir statüye kavuşmak için o statüye önceden sahip olanların yapmayacakları kadar pervasızlaşabileceklerinin örnekleri o kadar çoktur ki. Hele parayla alınacakların sınırı yoksa. Bu tablo olayında da bazıları, ödenen fahiş fiyatla beklenmedik değer kazanan Türk modern sanatının sınıf atladığını düşünedursun yeşil sermaye malı götürüverdi sonuçta.
Bir resme Ülker çok para ödedi diye ne o resim uzun vadede sanatsal bir değer kazanır ne de Türk sanatı sınıf atlar. Resmin değerinde içinde bulunduğumuz konjonktürün açtığı parantez de okunacaktır hep. Yeşil sermayenin modern sanatla sınıf atlayıp atlamadığını, bu atlayışın nasıl bir atlayış olduğunu da zaman gösterecek. Fakat Ülker'in (yeşil sermayenin) bir resme bu kadar çok para sayma, kendinden bu resimle bahsettirme ve hatta "geliyorum" deme ihtiyacı içinde olduğu ayan beyan görülmüştür artık. Bir de derler ki; Murat Ülker adının ve resminin basında geçmesinden hazzetmez.
Bütün bunları düşününce bu tablo satma alma işi aslında o kadar sakil duruyor ki. Kendisine yeşil sermaye sorulduğunda "Dolardan başka yeşil tanımam" diyen Murat Ülker'in, firmasına şan olsun, dünya pazarında arzı endam etsin diye gidip Godiva çikolatalarına parayı basması gibi bir şey bu da. Yeşil dolarları Godiva'ya saydığı gibi resimle gelecek statüye saymak, bu toprakların aristokratlaşmış burjuvazisini parayla alt ederek, ona eşitlendiğini göstermek... günümüzün Stendhal'i için ne güzel bir roman konusu olurdu. Burjuvazinin yeni yetme türlerinde hâlâ böyle bir romantizm olabiliyormuş demek ki.
Başbakan ve oğlu yakın bir zamana kadar ürün dağıtımı işinde Ülker'le ortaklık halindeydiler, firma Başbakan'ın Eski Ünlü Danışmanı Cüneyt Zapsu ile de iş yaptı, Ahmet Davutoğlu'nun Ülker listesinde adı var. Birbiriyle birlikte yuvarlanmanın, birbirinin ışıltısından aydınlanmanın piyasaya tercüme edilmiş hali bu ortaklıklardan okunabilir. Alışveriş karşılıklı; Ülker'in ışığı ve parası Erdoğan ailesine, Erdoğan ailesinin ışığı ötekine. Kanıtı var mı bilinmez ama basında çıktığına göre Ülker ile Doğançay'ın tablosunu satan kişi de ortakmış.
Tablo alışverişini bir cemaat yönelimi gibi görmek mümkün. Yeşil sermayenin sanat yoluyla modernleşme açılımı saymak da. Fakat kim bunların aklına klasik burjuvaziyle yarışmak için sanattan falan anlamak gerekir dediyse ayıklasın pirincin taşını şimdi. Modern burjuvazinin sanattan anladığı gibi boş bir iddiayla uğraşmaktan bitap düşmüşken başımıza bir de yeşil burjuvayı sardılar ya helal olsun.
Kışkırtmayın kimseyi daha ve sanatı rahat bırakın.
NURAYSANCAR
ÖNCEKİ HABER

NOT

SONRAKİ HABER

Sakarya'da ırkçı saldırı: Tarım işçisi Şirin Tosun kafasından vuruldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa