22 Kasım 2009 05:00

Dersim… Dersim… Dersim…

937’de Bakanlar Kurulu kararı şöyleydi:“Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar vermeyecek hale getirmek, köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür.”

Paylaş
937’de Bakanlar Kurulu kararı şöyleydi:“Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar vermeyecek hale getirmek, köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür.”Yine de “yüce devlet” genel bir tamimle yetinmeyecek kadar çalışkan…İşi kökten yok etmek için azimli…Ayrıntılara girecek kadar dikkatli ve kolaylaştırıcıydı!Yok edilecekler işaretlenmişti ve bunun nasıl yapılacağı, konservenin üstündeki açıklama gibi hassasiyetle tarif edilmiş, ayrıntılı bir kılavuz kitabı yayınlanmıştı.Katliamcının el kitabında her şey o kadar ayrıntılıydı ki…Misal, “Dam nasıl yakılır” sorusu şöyle açıklanıyordu:“Damlar taş ve topraktan ibaret olup, yalnız tavan ve direkleri ve ağaç dalları vardır. Bunları yakmak güçtür. Ancak dam üstünden bir kısım toprak atılarak ağaçlar meydana çıkarılır. Toplanacak odun ve çalılar burada yakılmak suretiyle bina ateşe verilir. Oda kapısından içeriye odun yığarak ateşleme sureti ile genişletilir.”Bu kadar hazırlıklı…Bu kadar görevine sadık…Bu kadar eğitimci!..Her şey açık ve net olarak en ince ayrıntısına kadar anlatılıyor, geriye katliamcının görevini yapması kalıyordu…Katliamcının el kitabında pek çok ayrıntı daha vardı…Mesela, silah toplama bölümünde görev şöyle tarif ediliyordu:“Silah teslime mecbur etmek için kadın ve ocukların toplanarak hükümete teslim edileceğini söylemek çok kere iyi netice verir. Bu gibilerin damlarını yakmak faydalıdır.” ***Nitekim aynen öyle “faydalı” işler yapılmıştı!Köyler yakılmış, yıkılmış…Damlar insanların başlarına geçirilmiş…Meydanlarda toplanan insanlar ayıklanmış…Bir kısmı yok edilmiş…Bir kısmı sürüler halinde yollara dökülmüş…Toplama merkezlerine götürülüp…Oralardan ülkenin başka bölgelerine…Hiç bilmedikleri, tanımadıkları yörelere zorunlu iskana gönderilmişti.Öyleydi ki, iki kardeş farklı yerlerleydi ve birbirlerinin nerede olduklarını bilemiyorlardı.Yanmış, yakılmış, yıkılmış bile olsa, memleketleri gözlerinde tütüyordu, ama geri dönemiyorlardı!Taaa yıllar sonra uzun aramalardan…Araştırmalardan sonra anneler, babalar, kardeşlerden birbirlerinin nerede olduklarını öğrenebilenler şanslı sınıfına giriyordu!Ama bazıları o kadar bile şanslı değildi…Çünkü aileler toptan yok edilmişti…Zulümden, yanmaktan yakılmaktan kaçmak için gizlenmeye çalıştıkları mağaralarda, üzerlerine boşaltılan ölümcül silahların ağızlarından püskürtülen kurşun, bomba ve kimyasallarla kıvrana kıvrana öldürülmüşlerdi…Kaçmaya çalışanlar ise Munzur’a dökülmüş…Uçaklar havalanmış; insanların, kafilelerin üzerine bombalar atmıştı.Munzur’un sularında kan…Munzur’un sularında ölü bedenler akmıştı.Zamanın emniyetçisi İhsan Sabri Çağlayangil, “İnsanların gazlarla fare gibi öldürüldüklerini” söylüyordu.Öyle bir katliam…Öyle gözü dönmüş ve sonucu önceden hazırlanmış bir kuşatmaydı ki;İdama götürülen Uşene Seidi köylülere şöyle haykırıyordu:“Ahali, hepinize elveda! Biliyorum ki bizimki iptir, sizinki kafile! Bizden kurtulduklarından emin olduklarında kafile kafile hepinizi yok etmeye dönecekler!”Öyle olmuştu…Binlerce insan boğazlanmış…Binlerce aile parçalanmış…İnsanlar sürüler halinde sürgünlere gönderilmişti!İşte, Onur Öymen’in övdüğü ve örnek gösterdiği şanlı çözüm yolu buydu!Kimseye boşuna Hitler bıyığı takmazlar!..
Yücel Sarpdere
ÖNCEKİ HABER

ah o çalıştayda ben de olsaydım!..

SONRAKİ HABER

Yenilenen İstanbul seçimine 32 gün kaldı | Dakika dakika gelişmeler

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa