Fanatizm ve lümpenlik bir araya gelince...

Fanatizm ve lümpenlik bir araya gelince...

Sporu sevdiğimizi kim iddia edebilir? Maalesef sporda keyif arayan, spordan keyif almayı beceren bir kültüre sahip değiliz. Böyle kültürel bir altyapı olmayınca, ister istemez spordan değil, takımlardan yana oluyoruz.

Sporu sevdiğimizi kim iddia edebilir? Maalesef sporda keyif arayan, spordan keyif almayı beceren bir kültüre sahip değiliz. Böyle kültürel bir altyapı olmayınca, ister istemez spordan değil, takımlardan yana oluyoruz. Tek gayemiz ise kazanmak… Ne yapıp edip kazanmak dışında bizi mutlu eden bir şey yok. Kazanmak için ne gerekiyorsa da yapmaya hazırız. Küfürse küfür, dayaksa dayak... Karşılaşma öncesi ve sırasında rakibi baskı altına almaya, onu korkutmaya, sindirmeye yönelik olarak ortaya çıkan şiddet, karşılaşmanın sonucuna göre hedef değiştirebiliyor. İstenmeyen bir sonuç söz konusuysa, bu kez taraftar şiddeti, kendi takımının yönetici, teknik adam ya da futbolcularına yönelebiliyor. Kazanamayınca, suçlu ya da sorumlu arayışı çerçevesinde maraza çıkarmak artık pek yadırganmıyor ne de olsa… ELİMİ KESSEM...Çok bir marifetmiş gibi fanatik olmakla, körü körüne takım tutmakla övünmekten de asla geri durmuyoruz. "Doğduğumdan beri şu takımlıyım", "Elimi kessem kanım şu renk akar" gibi ipe sapa gelmez laflarla taraftarlığı süslemek ve ne kadar sadık bir taraftar olduğumuzu göstermek bizim için başlı başına bir gurur kaynağı... Aslında tüm bunlar, toplumsal hayatın diğer alanlarında yaşanan ezikliklerin, tatminsizliklerin spor alanında giderilmesi çabasından başka bir şey değil. Taraftarlık kimliği ve taraftarlık üzerinden oluşan örgütlülük hali, toplumsal yaşam içersinde hem aidiyet hem de türlü travma ve komplekslerin "rehabilite" edilmesi ihtiyacını gideriyor.Lümpenliğin ve kültürel alandaki geriliğin yaygın olduğu bizimkisi gibi ülkelerde ise fanatizmin şiddet olarak ortaya çıkması daha bir kolaylaşıyor.Toplumsal yaşamın diğer alanlarında olduğu gibi sporda da, kendimizden farklı olanı kabul etmekte, sindirmekte, ona tahammül edebilmekte alabildiğine zorlanırken, dışlamak, ötekileştirmek ya da düşmanlık yaratma konularında oldukça becerikliyiz. Küfür, ölüm ya da saldırganlık ifadesi içermeyen bir tezahürat hatırlıyor musunuz? Öylesine yozlaşmış bir spor ortamımız var ki, neredeyse her derbi maç öncesinde, bilet satış kuyruğunda yandaş taraftarlar bile birbirine giriyor.HERKES MAĞDUR ROLÜNDEEzeli rekabet söyleminin spor karşılaşmalarını ne hale getirdiği ortada. İşin kardeşlik, dostluk boyutuna değinen yok. Futbol maçında yenildik mi?.. Bunun "öcünü" almak için hemen aynı takımla oynanan basket maçına koşuyoruz. Basketbolda galip gelerek, futbol maçındaki yenilginin "acısını" gidermeye çalışıyoruz. Basketbolda da yenemezsek voleybol, orada da olmazsa yüzme, olmazsa kürek, olmazsa masa tenisi vs... Bir branşta üstünlük sağlayana kadar bu işin peşindeyiz... Artık basketbol ya da voleybol maçında niye olay çıkıyor diye hiç kimse şaşırmamalı. Lümpenliğin, fanatizmin ve kışkırtmanın bir arada olduğu yerde olay çıkmaması mümkün mü?Özellikle medya, kışkırtma ve gerilim üzerinden rant hesapları yapmaktan bir türlü vazgeçmiyor. Tabii arada sırada sahte gözyaşı dökmeyi de ihmal etmeden... Bunun yanı sıra, yöneticilerin olaylar karşısındaki tavrı da yangına benzin döker cinsten. Hiç kimse yaşananları tarafsız bir gözle değerlendirmiyor, kendisine pay çıkarmıyor, sorumluluk üstlenmiyor. Buna karşılık karşı tarafa yönelik suçlamaların ise ardı arkası kesilmiyor. Özeleştiri yok, suçlama çok. Öyle ki, şiddeti uygulayan tarafın savunması bile çoktan hazır: Karşı taraf bizi tahrik etti… Bünyemiz, tahrik edilmeye de pek müsait doğrusu. Hemen, geçmişte yaşanan olaylar gündeme getirilip, "Geçen maçta onlar da bize böyle böyle yapmışlardı" gibisinden tuhaf kıyaslamalarla, üste çıkmaya çalışılıyor. Yöneticilerin neredeyse bir, "Oh olsun, hak etmişlerdi bütün bunları" demediği kalıyor. Futbol, basketbol ve voleybol federasyon başkanları geçtiğimiz günlerde bir araya gelip spor alanlarından şiddeti yok etmeye kararlı olduklarının mesajını verdiler. Ama bunu nasıl, hangi yöntemle yapacaklarını açıklamadılar. Bugüne kadar uygulanandan farklı bir yöntemle mi olacak bu iş? Yoksa mevcut kuralları ve yaptırımları daha da katılaştırarak mı? Polisiye önlemlerin, kulüplere verilen para, saha kapatma ya da seyircisiz oynama cezalarının bir işe yaramadığı ortada... Spor alanlarından şiddeti arındırabilmek için her şeyden önce, spor kültürünü yozlaştıran, sporu bir rant alanı haline getiren rekabetçi, kazanmacı anlayışı sorgulamak gerekmiyor mu? Fanatizmle mücadele etmek kolay değil. Hele ki fanatizmi besleyen, kışkırtan bu kadar çok kaynak varsa... Hele ki o fanatizm, içinde aynı zamanda lümpenliği ve geri bir kültürü barındırıyorsa...
Mehmet Özyazanlar
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.