Karagöz

Karagöz

Bursa’da düzenlenen İpekyolu Film Festivali, henüz dört yaşında olmasına rağmen, en olgun festivallerimiz arasında başa yarışır. Bu yazı yazıldığı sırada henüz Altın Karagöz Ödülleri verilmemişti ama festivalin sonuna gelinmişti. Birkaç ödül de ben hazırlayıp kısa bir festival değerlendirmesini paylaşayım dedim.

Bursa’da düzenlenen İpekyolu Film Festivali, henüz dört yaşında olmasına rağmen, en olgun festivallerimiz arasında başa yarışır. Bu yazı yazıldığı sırada henüz Altın Karagöz Ödülleri verilmemişti ama festivalin sonuna gelinmişti. Birkaç ödül de ben hazırlayıp kısa bir festival değerlendirmesini paylaşayım dedim.* En Zayıf Halka: İpekyolu Festivali’nin en zayıf halkası, ne yazık ki ulusal yarışma filmleri. 20’nin üzerinde film başvurmuş. Bunlardan 10’u yarışmaya alındı, İlkbahar Sonbahar’ın kopyası yetişmeyince bu sayı 9’a düştü. Ama içlerinde “ben buradayım” diyen ve “acaba hangisi alacak” diye heyecan yaratacak filmler bulmak ne yazık ki zordu. Mommo Kızkardeşim, Kara Köpekler Havlarken gibi festival rüştünü ispatlamış filmler ve umutla gelen Başka Dilde Aşk gibi öne çıkan filmler oldu olmasına ama genel ortalamanın durumu insanı üzüyor. Bu konuyu daha çok tartışmamız gerekecek zaten...* En Yerli Yabancı: Geçen yıl Pazar: Bir Ticaret Masalı ile Altın Portakal’ı alan Ben Hopkins gibi buralarda yaşayıp film çeken yönetmenler serisinin yeni bir örneğiyle tanıştık. 8 yıldır İstanbul’da yaşayan ve bir üniversitede sinema dersi veren Theron Patterson, İpekyolu’nda yarışan Bahtı Kara filminin yönetmeni. Film gibi yönetmen de ilk kez izleyici karşısına çıktı ve sempatik tavırlarıyla hemen dikkat çekti.* En Unutulmuş Sergi: Sadece içeriği bakımından unutulmuş değildi, Yeşilçam tarihinden kareler sergisi. Yeri, hemen film gösterimlerinin yapıldığı Tayyare Kültür Merkezi’nin yanında olmasına rağmen, tanıtım eksikliğinden midir izleyicilerin ilgisizliğinden mi, çok boş kaldı. Oysa, Necip Sarıcı’nın ve Lale Film’in arşivinden 1940’lardan ‘70’lere kadar olan set fotoğrafları, çok daha fazla izleyicinin hoşuna gidebilirdi.* En Eylemci Film: Başka Dilde Aşk aldı ödülü. Her ne kadar eylem sahneleri biraz olmamış dursa da, film bir hak arama mücadelesini anlatıyor ve güzel de anlatıyor. Şahsen aşk meselesini de güzel işlediğini, oyunculuğun da etkileyici olduğunu düşünüyorum. Yolu açık olsun.* En Çok Dilli Film: Tartışmasız Yedi Avlu idi. Soysuzlar Çetesi halt etmiş. Semir Aslanyürek’in ilk kez burada izleyici karşısına çıkan filmi, farklı kökenlerden komşuların avlularına konuk olarak oradaki yaşamları anlatıyor. Film Antakya’da geçince, Arapça, Kürtçe, Ermenice, Rumca, İbranice konuşmalar, hakikaten baş döndürücüydü. Sırf bu yüzden bile bir tebriği hak eden anlamlı bir film Yedi Avlu. * En Doğaçlama Film: Bahtı Kara, adı gibi bahtı kara bir adamın, eşini kaybettikten sonra işleri yolunda gitmeyen, oğluyla iletişim kuramayan hayatını anlatıyor. Theron Patterson aslında bir senaryo yazmış ama bunu oyunculara göstermeyerek doğaçlama oynamalarını istemiş. Ortaya çıkan sonuç, bazı sahnelerin çok sahici durması bir yandan çok başarılı; diğer yandan, aynen oyuncuların da “Biz oynarken ne oynadığımızı bilmiyorduk” sözlerindeki gibi, bir bütünlük ve süreklilik sorunu yok değil.* En Çakma Oidipus: İspanyol filmi Bir Rüyadan Uyanmak (Amanecer de un Sueno) uluslararası yarışmanın iddialı filmlerinden biriydi. Bir dede-torun ilişkisini uzun ve duygusal sahnelerle anlatıyordu. Finale kadar pek bir sürpriz yoktu. Sonra ne olduysa oldu, filmin sonunda annesini bulmaya giden oğul, onunla karşılaşınca garip bir elektrik yarattı. Neden, bilemem.* En Sanatsal Eleştiri: Sanata getirdiği için Ressam (El Artista). Film boyunca, sadece çakma bir ressamın hikayesi anlatılmıyor, bunun 20. yüzyıla egemen olan piyasa sanatının bir parçası olarak eleştirisi yapılıyor. Bunu da gayet güzel açıklıyor.* En Durağan Sahne: İran filmi Siste Bir Işık’ın (Cheraghi Dar Meh) bir sahnesi değil, tamamı. Zaten filmin konusu, tamire verilen bir lambanın tamir edilip finalde yanmasından ibaret. İzleyene sabır!..* En Büyük Festivalci: Bursa seyircisi. Hakikaten kutlamak gerek. Henüz dördüncü yılı olan bir festival olmasına rağmen salonları dolduran, söyleşilere katılan Bursalılar sahip çıktıkça, bu festivalin de ömrü uzun olur. Dikkat çeken bir nokta da, başka kentlerde üniversite öğrencileri festivalin doğal seyircileri olur, Bursa’da hiçbir festivalde olmayan orta yaş ağırlığı vardı. Bu da ayrıca güzel.* En Kahramanlar: Tabii ki İpekyolu Film Festivali’ne emek verenler. Hazırlıkları bir yıl boyunca süren festivalin gayet başarılı bir organizasyonla geçmesini sağlayan genç bir ekip var. Festival yönetmeni Ali Çalışır başta olmak üzere, bütün İpekyolu ekibine tebrikler ve teşekkürler!..
Çağdaş Günerbüyük
www.evrensel.net