NERGİS ÖZTÜRK: Her duyguyu içinde barındıran yaratıklarız

NERGİS ÖZTÜRK: Her duyguyu içinde barındıran yaratıklarız

Bir buçuk saatlik ses kaydıyla gazeteye döndüğümde haftalarca tefrika halinde yayınlayabileceğim bir söyleşiye sahip olduğumu düşünüyordum, yanılmışım… Bir söyleşiden çok vakti zamanında Zeki Alasya Metin Akpınar’ın kasetlerden dinlediğimiz oyunlarına benzer bir kayıt vardı elimde. Çok eğlenceliydi ama gazete sayfasında nasıl duracaktı acaba?

Bir buçuk saatlik ses kaydıyla gazeteye döndüğümde haftalarca tefrika halinde yayınlayabileceğim bir söyleşiye sahip olduğumu düşünüyordum, yanılmışım… Bir söyleşiden çok vakti zamanında Zeki Alasya Metin Akpınar’ın kasetlerden dinlediğimiz oyunlarına benzer bir kayıt vardı elimde. Çok eğlenceliydi ama gazete sayfasında nasıl duracaktı acaba?Titiz bir çalışmayla içinden türlü fenalıklar geçen bölümleri ayıkladım. Zira Zeki Demirkubuz’un son filmi “Kıskanmak”taki Seniha rolüyle Altın Portakal’ı kazanan Nergis Öztürk’le başta kıskanmak olmak üzere, kötülük olsun çirkinlik olsun konuşmamız icap ediyordu. Seniha, yıllarca besleyip büyüttüğü kıskançlık duygusunun insanı nasıl “kötü” biri haline getirdiğini göstermesinin yanı sıra bence sinemamızın kült bir karakteri olmaya aday. Altın Portakalı soyup başucuna koyan Öztürk’ü başkaca rollerden hatırlayacaksınız. Konumuz Kıskanmak olduğundan onların üzerinde durmuyorum. Nergis Öztürk, kendisi her ne kadar aksini iddia etse de -Seniha’nın etkisinde kalmış olabileceğini düşünüyorum- yaptığım işi kıskanarak bana, benim kendisine yönelttiğimden daha fazla soru yöneltmeyi başardı…Kıskanmak, çirkinlik, bir de kötülük konuşmak isterim, uygun mudur?En çok kötülüğü beğendim konuşma konusu olarak. Ben başlayım mı önce?Röportaj yapan ben olduğumdan ben başlasam daha iyi değil mi, sormaya yani?Seniha’nın çirkinliği ile başlasak mesela?Siz erkeklerin en çok merak ettiği bu değil mi?Açıkçası ben ne Seniha’nın doğuştan gelen çirkinliğiyle ilgilenmiyorum. Çirkin olmayı değil de çirkin olmayı bu kadar kabullenmiş olmayı garip buluyorum. “Ben çirkinim, ben çirkinim” şeklinde dolanmasını, kendini koyvermesini … Pek kimseler öyle yapmıyor, süslenip çıkıyor… Herkes güzel yani…Seniha’nın gözle görülür bir çirkinliği var ama, romanda da öyle. Çirkinlik ve güzellik göreceli olabilir ama bunun bariz bir çirkinliği var. “Sen ihtiyarsın, ben çirkinim, neden korkacağız ki?” diyor bir yerde. Filmde ilk defa çirkinliğini keşfeden bir kadın yok. Çirkinliğine alışmış ve kimseye göstermekten çekinmeyen bir kadın o. Bir öteki olmuş zaman içerisinde. 15 yaşındaki halini görseydik; eve gelen misafirleri “aaa bu çirkinmiş güzel oğlunuz nerede?” deseydi başkaydı; ama gelmiş kaç yaşına, artık çirkin yani. Koyvermiş çünkü hiç aksi söylenmemiş ona, hep çirkin olduğu söylenmiş. Bir de abi çok güzel, herkesin dönüp bir daha bakacağı biri. Belki de o güzelliğin yansıdığı bir yerden çirkinlik bu kadar göze batıyor, hayatında bu kadar yer ediyor. Çirkinlik güzellik önemli kavramlar.SENİHA’NIN ÇİRKİNLİĞİ RUHUNU KAPSIYOR“Çirkin kadın yoktur, bakımsız kadın vardır” demeye çalışmıyorum ben de ama çirkinlik bu kadar içe sindirilebilir mi? Tanıdın mı hiç Seniha gibi bir tip mesela?Bizim köyde vardı. Çirkinliği ruhuna yansımış kadınlar çok fazla vardır. Fesat yengeler falan. Seniha’nın çirkinliği ruhunu kapsıyor. Bahsettiğin örnekler “İçi dışına yansımış” dediğimiz türden şeyler değil mi? Seniha ötelene ötelene çirkinliğini ruhuna yansıtmış sanki… Kötü olmaktan başka çaresi yok yani, madem herkes onu itti…Çare de değil, seçiyor onu… Senin canın filmin sonunda Seniha’nın güzelleşmesini mi istiyordu acaba? Bana öyle geldi…“Çirkin ördek yavrusu” gibi mi, hayır. Demirkubuz’u böyle bir klişeden yürümeyeceğini bilecek kadar tanıyorum…Finalin böyle olacağını düşünenler olmuştu ama… Hep bu tip hikayelerle büyümedik mi sonuçta?Çirkin diye itilip kakılan kız güzelleşir ve herkesten öcünü alır…Ama öyle bir hikaye değil bu… Çirkinlikle bir derdi yok kadının. Geçmiş gitmiş o, çirkinliğini göstere göstere dolaşıyor sokakta. Derdi yengesi değil ama abisi…İşte ben o klişeye düştüm sanırım, Demirkubuz neden oldu tabii buna da… Seniha’nın güzel yengesini kıskandığını düşündüm bir süre, sonra anladım aslında abisini kıskandığını… Bir sürpriz gibi gelmedi mi bu sana?Geldi tabii, abiyi kıskanmaktan daha akla yakın geliyor kendi sahip olmadığı güzelliğe sahip bir başka kadını kıskanmak. Ama asıl önemlisi; abisini neden kıskandığının yeterince anlaşılmadığını düşündüm…Bir arkadaşım bahsetmişti “beyni tamamlama” meselesinden. Bende bu tamamlama isteği çok fazla, belki o arkadaşım söyledikten sonra oldu. Yarım bırakamama hali yani, istesem de hiçbir şeyi yarım bırakamam. Acaba sende izlerken tamamlansın mı istedin, -film nedensiz bir yerde bırakıyor ya- neden-sonuç ilişkisini illa da kursun mu istedin? Filmin ismi insanı bir kıskançlık hikayesine odaklıyor, bu kıskançlığın nedenlerini bilmek istiyor haliyle… Belki ismi “öfke” falan olsa kıskanmanın sebeplerine kafayı takmazdım.Olabilir… Ne olacak ki? Bir romandan etkilenip o roman karakterlerinden biri ile ilgili bir film yapılabilir. İlla Seniha’nın hikayesi de yazılmak zorunda değil, bir başkası da olabilirdi. KENDİMİZİ NE HALLERDE YAKALIYORUZ?Kıskanmak bu noktalara getirebilir mi insanı?Temelde kendinde olmayanı kıskanırsın, istediğini. Ben şimdi seni niye kıskanayım, hiç gazeteci olmak istemedim ki hayatımda. Seniha da kendinde olmayanı kıskanıyor; çirkinin dünyasından güzel anlatılıyor bir yandan ama aslında o kıskançlık duygusu dönüşmüş. Yıllarca beklemiş, o duyguyu, yokluk hissini biriktirmiş… Yanaşma muamelesi yapılıyor Seniha’ya, bu da garip çünkü çirkin bir kadın ama bedbaht biri değil Seniha… Yeteneksiz, cahil falan değil, istese gider o evden, ama gitmiyor…İstese gidebilir tabii, ama o bir yanaşma olarak yaşamayı seçiyor. Çirkinlik gibi yanaşmalığı da kabul ediyor. Sen Halit’in (abi) baktığı yerden bakıyorsun. Gidebilir, ama giderse nasıl görecek abisinin düşkünlüğünü? Bunun için yaşıyor sonuçta. Ben bu işte bir erdem, Seniha’nın içinde bir iyilik aradığımdan mı çok masum bir yerden bakıyorum acaba?Aramayın abi. Kadın kötü işte, kötü, çirkin… Siyah, beyaz, klişe şeyler bunlar; “Siyah yoksa beyaz yoktur, gri vardır, buradan bakalım dünyaya”… Engel olabiliyor muyuz? Kendimizi ne hallerde yakalıyoruz, sen yakalamıyor musun? Ben iyi bir insan olmak istiyorum. İyi bir insan olma isteği senin yüzüne, ruhuna yansır… Dertlerin, sıkıntıların yansır, yansımaz mı? Seniha’nın kötülüğü de yüzüne yansıyor, hayatına, planlarına… Kötülük kapsayan, saran bir şey…Peki Seniha’nın kötülük yapmasındaki sebepleri ona merhamet göstermemizi, onu anlamamızı sağlar mı? Herkes onu itip kakmış, ötelemiş… Neden hoş görelim canım çok kötü biri o…Adalet sağlamıyor mu bir yerde kendine göre?Evet öyle düşünüyor. Hayatta ilk tattığı duygu kıskançlık. Yıllarca onu besletip büyütüyor. Başka türlü bu kadar istikrarlı olamaz zaten bir insan, bu kadar kararlı, güçlü…KISKANÇLIKTAN NEREYE GİDİLECEK?Kıskançlık patolojik bir durum mu, bir insanlık hali mi?Seviyesine göre değişir ama insanlık hali tabii. Biz insanlar her duyguyu içinde barındıran yaratıklarız. Her ölümlü bir gün mutlaka kıskançlık duygusunu tadacak mı yani?Tadacak değil, tadıyoruz zaten. Kıskanç olmayı ya da olmamayı bir sıfat olarak yakıştırıyoruz ama insanlara. Bazıları kıskanç ama bazıları değil gibi…Bazılarının kıskançlığı daha görünür bir yerde, bazılarının ki ise daha geride ondan. Hangi duygun ön plandaysa o görünür insanlar tarafında. Patolojik bir durum gibi düşünmedim, bu konulara da böyle bakmıyorum ben açıkçası…Bende bunu söylemeni bekliyordum; bütün röportajlarının bir yerinde “Ben bu konulara böyle bakmıyorum” demişsin. Sorum basit; peki nasıl bakıyorsun?Birisi de çıkıp nasıl bakıyorsun dememiş demek. Şöyle bakıyorum; bütün duyguları besleyen, barındıran bir yaratık değil miyiz biz insanlar? Hangi duygunun seni daha çok kapsayacağı yaşadıklarınla, çevrenle de alakalı. Seniha’nın durumu da bu. Patolojik bir duruma sürüklenmek insanın kendi elinde. Takılırsan o duyguya, onu hastalıklı duruma getirirsin yani. Kıskançlık duygusunu deşersen; o sahip olma duygusuyla; bir süre sonra insanın eli kaşınmaya başlıyor, ısırasın geliyor.Seniha toplum tarafından bir proje olarak “Yapılmış” gibi. Cem Karaca’nın “Beni siz delirttiniz” demesi gibi, annesi, abisi, herkes üstüne gelmiş…Ama bilinç de var, bunu seçmeyebilirdi. Gençken karşısına çıkan adamla evlenir bu duyguyu gizli saklı bir yerde yaşardı. İnsan olarak hepimiz böyle şeyler yapabiliyoruz. Bende çoğu kez bu tip duygulara kendimi gark ettim. İnsan bir yerde kendini durduruyor, yeter diyor. Neyi ölçü alarak durduruyorsun?Bu sana bağlı; kıskançlıktan nereye gidilecek? Çok güzel bir kadın gördüm kıskandım, ne yapacağım, sürüklenip gidecek miyim?Peki sevgiliyi kıskanmakla diğer kıskanmalar arasında fark var mı?O kadarını bilemiyorum. Ama ben kıskanmak duygusuyla uğraşıp, kafa yorarken -Seniha’ya hazırlanırken- daha çok sevgiliye duyulan kıskançlığı düşündüm. Onu tanıyorum çünkü. Bir kadın olarak başka yerde aramaya gerek yoktu bu duyguyu. Bazen birine yaptığımız şey eylem olarak kötülük olur ama “İyi etmiş yapmış” denilebilir arkasından. Yani kötü bir şey yaptın diye kötü mü olursun? Kötü birine ettiysen bu kötülüğü?O senin kendi adalet duygunla ilgili olabilir.Eylemin kendisi amaçlarından bağımsız kötülük taşır mı?Bayağı tehlikeli olabilir bu bakış açısı. Sonradan fark ettiğim kötülüklerim oldu ama öyle bile isteye kötülük yapmadım.SENİHA’YA İNANMADAN ONU OYNAYAMAZSINÇirkini oynamanın zorluğu meselesine geleceğim…Ben “çirkini oynamak zor” demedim. İnsanlara sıfat takmayı seviyoruz. Sadece oyuncu deyince olmuyor değil mi? İlla Güzel Oyuncu Nergis Öztürk denmeli. Biraz bununla ilgisi var bu yorumun da…Benim gelmek istediğim nokta şu; çirkini oynamakta marifet oyuncuda değil makyözde olmalı. Oysa asıl maharet kötü bir insanın içinin karanlığını yansıtabilmek değil mi?Kendimden ayrı birini oynamadım aslında, benden çıkan bir şeyi; benim besleyip büyüttüğüm bir şeyi oynadım. Makyajı bilmem nesini es geçtim. “Ruhumun karanlığını ortaya çıkardım” değil ama Seniha’nın 2-3 arkasında Nergis duruyor aslında. Kötüyü oynamak zor mu bilmiyorum bütün roller zor ama kötülüğü oynamanın zorluğu şu olabilir; Seniha kötü diye yaklaşamazsın. Önce Seniha’ya inanmak gerekiyor. İyi olmayı isteriz, kötü olmayı değil ama Seniha’yı oynamak için onun kötü yanını sevmek, buna kendini ikna etmen gerekiyor. Seniha’ya Nergis’in baktığı yerden bakamazsın yani, dünyaya Seniha’nın baktığı yerden bakmayı başarmak gerekiyor, öyle mi?Nasıl çalıştınız sorusunun cevabı da bu işte. 6 ay başka bir iş almadım, bu sürede dizi yapmamaya karar verdim. Kendimle uğraşmak istedim. Dolayısıyla kaştı, bıyıktı bıraktım, öyle dolaştım sokakta. En çok çirkinleşmek zorladı değil yani…Zormuş işte, daha ne olacak?Ama, “keşkem” yok şimdi, o da güzel bir şey benim için.
EUROVİSYONU KAZANMIŞIM MUAMELESİ YAPTILARAltın Portakal’ı kazanmak güzel olmalı zaten ama ondan da önemlisi “Her ödülü tartıştık ama en iyi kadın oyuncu ödülünü tartışmasız Nergis’e verdik” gibi şeyler söylenmesi olmalı…Başka kadın hikayesi de yoktu zaten de dendi. Kadın rolü tiyatroda da az. Seniha bir de çok güçlü bir karakter tabii… Ödülün duygusu şu; benim hocalarım, ailem eurovisyonu kazanmışım muamelesi yaptılar, en keyifli tarafı buydu. Taze oyuncu gibi de davranılıyor bazen oysa 2005’ten beri yapıyorum bu işi. Kadın hikayeleri az çünkü kadın yönetmenler az şeklinde tartışılıyor ya bu konu, sence bu bütün gerçeği yansıtıyor mu?İşi feminist bir boyuta taşımak istiyorlar, o da saçma. Ne olacak yani sadece kadınlar mı yazacak kadın rollerini? Hiç de öyle olmayabilir. Nahid Sırrı Örik (Kıskanmak kitabının yazarı) bunu yıllar önce yazmış işte… Belki biraz tehlikeli geliyor olabilir kadın hikayesi yazmak, erkek hikayesi çok daha kolay olabilir. Kadınlar daha karmaşık galiba.
BABAMA EMEL SAYIN TAKLİDİ YAPARDIM15 yaşında ille de tiyatro yapacağım diye tutturduğun söyleniyor?Bursa’daydım o yaşlarda; Evrensel Kültür’e çok gelip giderdik. Orada solcu ağabeylerimiz vardı. Bize kitap verirlerdi. Cem Yılmaz’ı ilk orada izlemiştim, çok ucuza. Daha Leman’da yazıyordu o sıra. Ondan beş sene Tayyare Kültür Merkezi’ne geldi bayağı fiyatlı. Tutturma durumu yok aslında; bir tek Emel Sayın taklidi yapardım babama. Bursa Kız Lisesi’nde bir arkadaşım Ahmet Vefik Paşa Devlet Konservatuarı’nın tiyatro kursuna girmiş “sen de gel” dedi bana, girdim ve çok sevdim. “Tiyatrodan başka bir şey yapmayacağım, ölürüm de oyuncu olurum” diye kendimi yırtıyorum iki buçuk sene. Çok fazla içinde olunca o daralttı beni, uzaklaştım. Hiçbir şey olmayı düşünmüyordum artık. Bursa’yı terk edip, İstanbul’a taşındık. Arkadaşımın ısrarıyla Dil Tarih Tiyatro’nun sınavlarına girdim.
Devrim Büyükacaroğlu
www.evrensel.net