Uruguay’da Pepe rüzgarı

Uruguay’da Pepe rüzgarı

Halkçı hareketin giderek yükseldiği Latin Amerika’da son olarak Uruguay’da da halkçı bir iktidar göreve gelmek üzere. İlk turu 25 Ekim’de yapılan devlet başkanlığı ve parlamento seçimlerinde José Mujica (Pepe), en favori aday olarak ön plana çıktı. Eski bir gerilla lideri olan Pepe’nin, 29 Kasım’da yapılacak ikinci tur seçimlerde devlet başkanı olması bekleniyor. Pepe, halen ülkenin Tarım Bakanı ve Meclis Başkanı. “Türkiye’nin çok güçlü bir devrimci geleneği var: Türk ve Kürt halk hareketleri. Dünyanın Türk ve Kürt devrimcilerden çok şey öğreneceğine inanıyorum” diyen Pepe ile konuştuk.

Halkçı hareketin giderek yükseldiği Latin Amerika’da son olarak Uruguay’da da halkçı bir iktidar göreve gelmek üzere. İlk turu 25 Ekim’de yapılan devlet başkanlığı ve parlamento seçimlerinde José Mujica (Pepe), en favori aday olarak ön plana çıktı. Eski bir gerilla lideri olan Pepe’nin, 29 Kasım’da yapılacak ikinci tur seçimlerde devlet başkanı olması bekleniyor. Pepe, halen ülkenin Tarım Bakanı ve Meclis Başkanı. “Türkiye’nin çok güçlü bir devrimci geleneği var: Türk ve Kürt halk hareketleri. Dünyanın Türk ve Kürt devrimcilerden çok şey öğreneceğine inanıyorum” diyen Pepe ile konuştuk.Siz Tupamoros hareketinin liderisiniz. Tupamoros hareketinin, şehir gerillasından bugünkü Uruguay tarihinin ilk sol hükümetine kadar gelişen enteresan bir süreci var. Bu süreci özetleyebilir misiniz?40 yıldan fazla, çok uzun yılları içeren bir süreç bu. Bir ülke düşününün; çok fazla değişiklikler geçiren, çok uzun bir süresi askeri cunta altında geçen ve benim için 14-15 yıllık bir cezaevi süreci. Bunu izleyen süreçte anayasal bir demokrasiyle yaşayan bir ülke, bu süreçte bir sol cephe (Fronte Ampreo) ki, bu cephenin kökeni otuz yıl önceye dayanır. Biz sürekli birlikte hareket etme çabası içerisindeydik; minimum bir program olarak birliktelikle onların ataklarına karşı biz sosyalistler, komünistler, sosyal demokratlar ve diğer hareketlerle birlikte sistem karşıtı bir cephe meydana getirdik. Bir reform programı etrafında, sistemin içinde ama halkçı bir program. Biz hep yoldaşça ilişkilerle üstümüzü ördük. Çünkü bizim ilkemiz ulusal bağımsızlıktır. Bu ülkede materyal ve kültürel olarak esas olan, yeniden ve öncelikle ulusal bağımsızlık düşencesine geri dönmektir. Başka türlü bütün yoksullar için özgür olabilmek ya da eşitlik mümkün değildir. Bunun anlamı, eğer siz kültürel olarak özgür değilseniz mahkumiyetten kurtulmamışsınız demektir. Bu nokta, Marksist ve Leninist görüşlere çok yakın bir görüştür. Biz Che Guevera çizgisinde çok önemli bir dönem yaşadık ama şu anda başka bir dönem var. Bir reform programı aslında çok küçüktür ama bizim için çok önemli sosyal değişiklikler yaratacağından, aynı zamanda önemli ve büyüktür. Peki bu, sonuç olarak bütün sorunları ortadan kaldıracak mı? Mümkün değil. Burada sorun, halk için ne kadar şey yapabileceğimiz, bunun için ne kadar kapasitemizin olduğu, ne kadar kendimizi anlatabileceğimiz, onlarla ne kadar ilişki kurabileceğimizdir.Bir de öteki nokta: ABD’nin saldırısı, baskısı pratik olarak bütün Latin Amerika’yı ilgilendiren, hatta bir küresel durum ortaya çıkarıyor. Biz bunun içerisinde aslında çok küçük bir parçayız, çok küçük bir ülkeyiz. Şimdi zaten bu hükümet bir seçim hükümeti, bir cephe (koalisyon) hükümetidir. Bu hükümet biçimi zaten başka türlü bir değişikliğe de müsaade etmez. Bundan daha iyi bir yol olabilir ama bizim limitimiz bu; burada bundan daha büyük bir değişiklik yapamıyoruz, yapamadık.Liberal demokrasi dedikleri şey, asıl olarak ulusal bağımsızlığın bitişini inşa ediyor. Liberal Papa! Problem sosyaldir, hukuksaldır. Biz bilinçli olarak böyle bir seçim yaptık. Çünkü kırk yıldır devam eden bir süreç, birçok neslin yaşadığı bir süreç, tamamen mücadeleyle geçen bu süreç sonunda başka türlü mümkün değildi. Daha güçlü olamadık ama mücadele devam ediyor. Yaşım 70’ten fazla olmasına rağmen mücadeleye devam edeceğimizi söyleyebilirim. Bizim politika tarzımız aşktır. Bunun dışında bir üretimde yaşayamayız. Biz diğer yoldaşlarımızın mücadelesini sürdürüyoruz. Gerçeklikte daha iyi bir dünya, kültürel olarak çok farklı -zaten esas olan da bu kültürel kayıptır-, daha gerçekçi bir rota izlemeye çalışıyoruz. Geçen 10 yıl Latin Amerika için bazı değişikliklerin yaşandığı yıllar oldu. Mesela Brezilya ve Arjantin hükümetlerinde yaşananlar, sınırları çok geniş kapsamlı şeyler. Tabii ki bunların hepsi öncekilerden değişik, norm olarak da değişik. Bence en az bir on yıl daha devam edecek olan bu süreçte bazı değişiklikler yapabiliriz; Latin Amerika için bazı küçük programlar olabilir ama insanlık için önemli değişiklikler olacak. Neoliberalizm büyük bir problem değil mi? Her şeyi satıyor. Örneğin sizde, herkes için ama özellikle yoksullar için çok önemli olan suyu sattı. Neoliberalizm her şeyi satmak istiyor, saldırıyor. Siz buna karşı ne yapacaksınız? Burada bizden önceki hükümetler, suyu sattılar. Bu çok değişik bir süreçti. 9-10 yıl önce ülkenin bütün su kaynaklarını satan sözleşmeler yaptılar. Biz felsefi olarak suyun satılmasına, her açıdan uluslararası şirketlere para ödenmesine karşıyız. Bu süreç 10 yıl sürdü ama sonunda kovduk. Uruguay, suyu çok fazla olan bir ülkedir. Su bizim ulusal kaynağımız ama sadece biz bütün insanlık için ‘su’ hakkının anayasal olarak güvenceye alındığı tek ülkeyiz. Bu unsur, bizim seçilmemiz için de çok önemli bir noktaydı. Bu hem şimdiki hem de gelecek nesiller için çok önemli bir hak. Uruguay’ın çok değerli toprakları var; sadece bir metreden bile su çıkartılabilir. Dünyada su rezervleri en büyük ikinci ülkeyiz. Diğer ülkelere de tüm dünyaya da su gönderebilir bir durumdayız ve bu bizim görevimiz oldu. Evet... Latin Amerika’da bir sürü örnek var; bir yerde Lula, bir yerde Kihcner, diğer örnek Chavez. Uruguay ne yapacak, kimlerin yanında yer alacak?Bizim pozisyonumuz çok değişik. Lula, Brezilya’da hükümet ama kongrede çoğunluğu yok; belli bir sınırı var ve istese de her şeyi yapamaz. Bence bundan dolayı kendi programını yaşama geçiremez. Chavez’i ise büyük çoğunluk destekliyor. Sahip olduğu destek ve petrol, sahip olduğu hareket etme kapasitesini de artırıyor; diğerlerinde bu yok. Uruguay ise daha değişik bir ülke. Mesela Türkiye’nin pozisyonu da değişiktir. Cumhuriyet normunun parasal durumu daha değişik, başka türlü bir örgütlenme. Arjantin ise büyük bir ekonomik kriz yaşadı ve pratik olarak her şey değişti. Yeni bir hükümet var ve Arjantin zengin bir ülke. Ve işte nasıl bir ortak nokta olabilir, nasıl bir koordinasyon kurulabilir Latin Amerika için? Sosyopolitik anlamda ve ABD’ye karşı sıra dışı bir birliktelik yaratmalı ama bütün bu ülkeler farklı değil mi? Bu sadece bir başlangıç. Şimdi biz de çok benzer sorunlar yaşıyoruz. Mesela burada Latin Amerika Serbest Pazarı (ALCA) diye bir birliktelik, serbest pazar var. Bizde de Avrupa Birliği sürecinde köylülerin tasfiye edilmesi söz konusu. Biz 70 milyonuz ve 20 milyon kadar köylü var. Siz şimdi ALCA’ya karşı mısınız? Neoliberalizme karşı olmak ALCA’ya karşı olmak mıdır? Biz ALCA’yla arkadaş, yoldaş değiliz. Biz Mercosur’un (Güney Amerika Ortak Pazarı) yaşama geçmesini istiyoruz. İçinde ABD’nin ve etkisinin olmadığı, kendi aramızda bir pazar... Bakalım nasıl direneceğiz...Chavez bir albayı öneriyor. Bu konuda ne diyorsunuz?Biz önce Mercosur’un gerçekleşmesini istiyoruz; ancak ondan sonra diğerleriyle ilgili bir şeyler yapacağız. Eğer birçok şey için mücadele ederseniz hiçbir şey elde edemeyebilirsiniz. Mercosur on yıldır yaşama geçirilmeye çalışıyor ve esas meyvelerini 14-15 yıl sonra verecek. Bence Venezuela’nın da Mercosur’a katılması gerekiyor ve bu, Latin Amerika için çok iyi olacak. Çünkü Brezilya çok büyük bir ülke, hemen yanı başımızda ve ABD için bile büyük bir ülke. Mesela Türkiye’nin de Almanya’yla tarihsel olarak bu tür bir ilişkisi var.Siz önce şehir gerillasıydınız, sonra uzun yıllar cezaevinde kaldınız, şimdi de bakansınız, parlamento başkanısınız. Hangi dönem daha zordu sizin için?En zoru bir dönem kayıp olmaktır; politik olarak kayıp olmaktır. Hepsi farklıdır ama düşünsel olarak kayıp olmak çok önemlidir ve bu en zoru. Sol, bir dönem konjonktür olarak çok olumsuz durumdaydı ve bizim için de en zor olan bu dönemdi. İşte bu, en büyük problem.Yeni bir şeyler yaratmak için değişik bir şeyler yapabiliriz ve her zaman halkın bunu anlama kapasitesi vardır ve bu çok önemli bir faktördür. Gerçekliğin ne olduğunu anlamak zorundasınız. Düşünsel olarak, sosyal olarak anlamak zorundasınız.Biz yalnızca gerilla değiliz (Lucador), biz aynı zamanda savaşçıyız. Fakat biz, kapitalizme karşı halkın yaşaması için mücadele ediyoruz; fantastik bir solu değil, gerçeğin solunu savunuyoruz.Şu anda da aynı şekilde devrim istiyor musunuz?Evet, kesinlikle. Devrim uzun bir süreçtir, öyle bir iki günde ya da birkaç yılda gerçekleşmesi mümkün değildir. Diğer türlü bir fantezi olur. Bir ülke kolay kolay değişmez; teknolojik olarak, sosyolojik olarak bir değişim gerekir. Biz çoğu zaman özgürlüğün bayrağını taşıdık. Bir dönem bitiyor, bir sürü şey değişiyor. Sadece bir bölümünde değil bütün dünyada solun egemenliğini istiyorum. Çünkü bütünlüklü bir devrim gerekli. Devrim bütün olarak bürokrasiyi yok edecektir. Artık benim devrim bitiyor, şimdi sıra senin devrinde.Türkiye’deki devrimcilere söyleyecek bir şeyiniz var mı?Bütün devrimcilere sağlık ve esenlik diliyorum, Kürtlere de... Almanya’dan tanıdığım bir yoldaş vardı. Bence bu Türkiye, dünya için çok önemli bir yere sahip. Bu süreçte de önemi daha fazla. Çünkü Türkiye, hem Müslüman ülkelere çok yakın hem de diğer ülkelere ve Türkiye’nin çok güçlü bir devrimci geleneği var: Türk ve Kürt halk hareketleri... Rotanıza devam edin ama önemli olan onu sürdürmektir. Dünyanın Türk ve Kürt devrimcilerden çok şey öğreneceğine inanıyorum.
GDO’LU TARIM DEVRİM DEĞİL BARBARLIKSiz, şu an ülkede aynı zamanda tarım bakanısınız ve ülkenizde GDO’lu üretim de var. Bunun için bir şey yapmayı düşünüyor musunuz?Önceki hükümet, GDO’lu tarımın yapılabilmesi için özellikle soyada ve ülkenin birçok yeri için uluslararası şirketlerle çeşitli sözleşmeler yapmış, GDO’lu ürünlerin izni için imzalar atmışlar. Böyle bir pozisyonda geldik ve bu gerçekliği değiştirmek zorundayız. Uruguay, aslında çok doğal bir ülkedir; kültürel olarak doğal bir ülke markasıdır, kondisyon olarak da doğaldır ama şimdi uluslararası kapitalist şirketlerle antlaşmalar imzalanmış. Buna karşı mücadele etmek gerekir doğal bir Uruguay için. Neoliberalizm, kalıcı etkileri olan bir süreç ve önceki hükümetin yaptıkları uzun yıllardır devam ediyor. Çünkü burası bir haklar devleti ve şimdi burada bir devrim değil, ne yazık ki barbarlık tarımı var. Anlatabildim mi?..
YIKILAN BİR GELENEKTürkiye’de sol, çok farklı gruplardan oluşuyor ve hiçbir zaman bir araya gelemedi. Uruguay’da da farklı gruplar var ama siz nasıl bir araya gelebildiniz?Bunun için Uruguay tarihine de bakmak lazım. Yüz elli yıldan fazladır Uruguay’da iktidara sadece iki parti gelmiştir. Bu iki partiden farklı olarak ilk defa biz geldik. Aslında bu iki parti sürekli bir cepheydi. Partiler çok büyüktüler, çok değişik kesimlere sesleniyorlardı ve dolayısıyla kapasiteleri de büyüktü. Bizde kültürel anlamda değişik politik grupların bir araya gelmesi mümkün; değişik bir kültürümüz var. Latin Amerika’da çok değişik parçalar var.Uruguay solu bunu sosyal olarak öğrendi. Ortak bir minimum program üzerinde birleşmeyi çok uzun zamanda öğrendik. İlk olarak, işçilerin oluşturduğu bir birliktelik vardı; sadece bu seçimlerden önce değil, otuz yıldır devam eden bir şey. Bu süreç otuz yılı kapsar. Bundan sonra pratik olarak, su için mücadelede birleşildi. Çünkü herkes bu süreçten bölüm bölüm etkilendi. Önce bir taraf, daha sonra diğer taraf katılarak cepheyi oluşturdu. En önemlisi, bizim yaşamak için birlikte olmaya ihtiyacımız vardı, buna zorunluyduk. Uruguay için bu çok önemli bir nedendir; politik olarak yaşamak için bir araya gelmek zorundaydık.
Metin Yeğin / Dilek Çolak
www.evrensel.net