23 Kasım 2009 00:00

EKONOMİ VE POLİTİKA

Din ve kapitalizm; ikisi de toplumsal yaşamı oluşturan ve bunun içinde bireyin düşünce ve davranış kalıplarını şekillendiren dokular veya ortamlar olarak görülür.

Paylaş

Din ve kapitalizm; ikisi de toplumsal yaşamı oluşturan ve bunun içinde bireyin düşünce ve davranış kalıplarını şekillendiren dokular veya ortamlar olarak görülür. Din olgusunun manevi değerleri öne çıkardığı, buna karşın kapitalizmin ise dünyevi çıkarları yeğlediği yadsınamaz bir gerçektir. Dindar, özellikle de İslam felsefesine yönelik bir birey için dünya yaşamı öbür dünyanın temelini oluşturduğundan, bu birey için ebedi hayat karşısında dünyevi geçici heves ve hırslar hiçbir değer ifade etmediği gibi, hatta ebedi yaşamın dünyevi hırslara feda edilmesi de kesinlikle söz konusu olamaz. Bu düşünceleri biraz da felsefik ifadelere dökmeye çalışırsam, diyebilirim ki yaşam kodu olarak, dindar birey moral değerlere yönelik iken, kapitalist birey maddi değerlere önem verir.
Dindar bireyin moral değerlere önem vermesi, hiçbir şekilde dünyevi faaliyetlerden, yani ekonomik çabalardan uzak durması anlamına gelmediği gibi, tam tersine; topluma yapabileceği katkıları toplumdan esirgememesi kutsal bir görevdir. Ancak, bireyin topluma yapabileceği katkının sömürüye dayanmaması, sadece ahlaksal bir yargı olmayıp aynı zamanda dinsel düşünce ve felsefe gereğidir de. Dinlerin oluşum dönemlerinde ekonomik sistemler henüz oluşmamış ve günümüzdeki gibi sermaye kategorik olarak ortaya çıkmamış olmakla beraber, çalışmadan kazanç temin etme ya da emeğin hakkına saygısızca saldırı gibi uygulamalar doğal hukuk kurallarına aykırı olduğu kadar, kutsal düşüncelerle de taban tabana zıttır.
Hal böyle iken, hatta geçen haftaki yazıda da belirtmiş olduğum üzere, Smith’in de ahlaksal normların ekonomik faaliyetlerdeki önemini belirtmiş olmasına karşın, zamanla hemen tüm kurallar büyük bir değişime uğratılarak, toplumsalcılıktan aşırı bireyselciliğe geçiş ve bireysel hırsın toplumsalcı şuurun önüne geçmesi, dinsel felsefe ve öğreti karşısında ekonomik dürtülerin başarı sağlaması ve bireyi kendi yönlendirmesi altına alması anlamına gelmektedir. Moral değerlerle maddeci görüşler arasında, ikincisi lehine oluşan büyük çatlak bireyi metalaştırırken, ne hazindir ki, bu büyük dönüşümün içselleştirilmesinde felsefik kökenlerinden kopartılmış ve şekli ritüellere büründürülmüş olan bir din anlayışı emperyalizme çok büyük bir hizmet vermektedir.
Emperyalizmin İslam dünyasına dayattığı “Ilımlı İslam” görüşü, yukarıda anlatılanlar açısından çok büyük bir önem taşımaktadır. Zira, büyük mücadeleler sonunda hezimete uğratılan reel sosyalizmin yerini İslam dünyasının alabileceği düşüncesi ile irkilen Batı emperyalizmi, bir yandan “Radikal İslam” yaygarası ile İslam dünyasını içten çürütmeye ve karartmaya çalışırken, diğer yandan da çürütülen dokuyu “Ilımlı İslam” tezi ile felsefik kökenlerinden uzaklaştırıp, şekli uygulama biçimine dönüştürmeye çalışmaktadır.
Emperyalizm, bir yandan laikliği reddederek akılcı yoldan kapitalist sömürünün algılanıp mücadele yollarını kapatırken, aynı zamanda da dini felsefik kökenlerinden kopartıp şekli uygulama biçimine sokarak, sömürünün meşrulaştırılmasına moral zemin hazırlamakta ve sömürülenleri bilinçlenme zemininden uzak tutmaya çalışmaktadır. Her işi ehline yaptırmada büyük deneyim ve hüner sahibi olan Batı, felsefik ve moral temellerinden uzak salt şekli uyugulamalara evrilmiş olan pratikleri de din kisvesi altında İslam dünyasına yuttururken, maalesef, günümüzde de böylesi bir tarihsel şansı kullanmada bir beis görmemektedir. Türkiye, böylesi bir süreç içinde sürüklenirken, hızla destabilize edilmekte, kurumları çökertilmekte ve yeniden biçimlendirilmeye hazır konuma doğru hızla yol almaktadır.
Samimi dinin felsefik temelini moral değerler oluşturup, samimi dindarın toplumla ilişkisinde, topluma verebildiği kadarını vermek, ihtiyacı kadarını çekmek ilke olduğu halde; kapitalistin felsefik temelini maddi değerler oluşturmakta, kapitalistin toplumla ilişkisi ise toplumdan azamiyi almak, topluma asgariyi vermek şeklinde formülleştirilebilir. Böylesi bir dönüşümde, din dinciliğe dönüşür ve sömürücü kapitalist düzenin üzerini bir perde gibi örterek, sistemi ve sömürüyü meşrulaştırıcı ahlaksız işlevi yüklenir.
Günümüzde yaşadığımız bu derin dönüşümü, bazı örneklerle, gelecek hafta ele almayı düşünüyorum.
İZZETTİN ÖNDER
ÖNCEKİ HABER

3,5 aylık Stî Türkçe takıntısı yüzünden tedavi olamıyor

SONRAKİ HABER

Un çuvalı taşıyan Suriyeli elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa