23 Kasım 2009 05:00

YAŞAMA KÜLTÜRÜ

Geçen hafta Ankara’da uluslar arası bir toplantıdaydım.

Paylaş

Geçen hafta Ankara’da uluslar arası bir toplantıdaydım.
İran, Japonya, Avustralya, Rusya, Finlandiya, Kolombiya, İspanya, Almanya’dan birer ikişer kişi katılmışlardı bu toplantıya. Geri kalanlar büyük çoğunlukla Türklerdi...
Çeviri düzeneği vardı...
Çok başarılı düzenlenmişti...
Eş konuda çalışanları bir araya getirip deneyim paylaşımı sağlandı. Herkes her yerde yapılan çalışmalardan bilgilenmiş oldu. Yanlışlardan, doğrulardan pay aldılar.
Küresel ölçekte yaygınlaşma, yararlanma örneğiydi etkinlik. Anamalcı düzenin küreselleşmesi değildi...
Yurt dışında, yurt içinde sayısız toplantıya katıldım. Çeviri düzeneğinin zorunluluğu tartışılmaz bu tür toplantılarda.
Bulunduğunuz ülkenin dilinden İngilizceye, İngilizceden o ülkenin diline çeviri yapılır doğal olarak. Çoğunluğun diliyle konuşulup, öteki dile eş süreli çeviridir alışılmış olan. Toplantı yerinde yüz Türk dışında, örneğin 7-8 yabancı varsa, doğrusu Türkçe konuşmaktır. Böylece büyük çoğunluk sizi doğrudan kendi dilinden anlamış olur. Geri kalan için de çeviri düzeni işler...
Bizde ilginç bir tutum gelişti son yıllarda... Türk konuşmacılar Türk dinleyicilere İngilizce konuşur oldular. (Çeviren o konuyu bilmiyorsa çeviri de öyle oluyor işte... Ben mimarsam tıp dilini nasıl çeviririm?) Bu ne biçim beceri gösterisidir? Anlamak olanaklı değil...
Yoksa sonunda hepimiz İngilizce mi konuşur olacağız? Kendi diliyle düşündüğünü dile getiremeyen bana ne anlatabilir?
Binlerce yıllık geçmişi içinde bu türlü değişim, yaşadığımız topraklarda birkaç kez görülmüştür. Ama tersi de söz konusu... Örneğin bir çağlarda Anadolu’nun dili Latince olsun diye dayatmıştır yönetenler. Becerememişlerdir... Helence ya da bu gün bizim deyişimizle Rumca konuşmayı sürdürmüşlerdir Anadolulular... Osmanlı da, Farsça, Arapçayla çorbaya dönmüş bir dili geçerli kılamadı Anadolu’da... Halk kendi dilini kullanmayı sürdürdü... Günü geldiğinde aydınları da buna zorladı bir bakıma...
Bir çağlarda ortak dil olarak geçerli kılınmağa çalışılan Esperanto’nun yerini İngilizce tuttu bu gün. Ortak anlaşma dili oldu... Ama herkesin ana dili yerine geçmedi...
Hiç bir dili kendi anadili gibi konuşamaz kimse.
Kendi dilimizi, konuyu bile bilmeyen birinin çevirisinden anlamağa çalışmalarına neden zorluyoruz ki insanlarımızı?
Bu acınacak bir sömürge ülkenin insanlarının durumudur. Kaldı ki günümüzde sömürgeler bile kurtuldu bu tinsel durumdan.
Bizde ise üniversitelerimizde bile İngilizce öğrenim yapılıyor yıllardır. Üstelik bunu yaygınlaştırmağa çalışıyorlar.
Olmaz, olamaz!
CENGİZ BEKTAŞ
ÖNCEKİ HABER

Bayramda 4 saat ücretsiz konuşma

SONRAKİ HABER

İngiltere’de Avam Kamarasından sorumlu bakan istifa etti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa