GERÇEĞİN GÖZÜYLE

GERÇEĞİN GÖZÜYLE

  • Siyasetin nabzının Ankara’da attığı söylenir.


    Siyasetin nabzının Ankara’da attığı söylenir. Buna karşın içte ve dış dünyada deyim yerindeyse Türkiye’nin hal ve gidişi İstanbul’dan izlenir. İktisadi, sosyal ve kültürel veriler için önemli bir kaynak oluşturduğu kadar, gözlemciler için kentin siyasetle harmanlanan insanı da büyük önem taşır. Nicedir İstanbul kendi zengin kültürünün, tarihi mirasının dışına itilmeye çalışılıyor. AKP’in postmodern belediyecilik anlayışının hayata geçirilmesi ile arabesk bir kültürün temelleri atılıyor kentte. Dört bir yanda birbirinin ışığını, güneşini kesen gökdelenlerden siteler türüyor birbiri ardına. İşsizlikle; ulaşıma, elektriğe, doğal gaza birbiri peşi sıra gelen zamlarla yaşantıları her gün biraz daha güçleşen emekçi kesimin kentle bağları koparılmaya çalışılıyor giderek. Sermayenin oluşturduğu yeni tarz bir tüketim elitinin İstanbul’unu yaratmak istiyorlar. Beyoğlu, Galata, Nişantaşı, Etiler, Beşiktaş, Ortaköy, Cihangir, Caddebostan, Moda gibi semtler popüler kültürün eğlence mekanları olarak peşkeş çekiliyor işletmecilere. İstanbullular onlarca yıl oturdukları mahallelerinden, sokaklarından uzaklaşmaya zorlanıyorlar. Bu semtlerde trafik değnekçilerin insafına terk edilmiş durumda. Sahi, şimdi onlara sosyetenin benimsediği dille “vale “diyorlar. Mekanların sağı solu, özel giysili, özel tıraşlı, tümü birbirine benzeyen görünümlü güvenlikçilere emanet. Gürültü kirliliği, yaşanan öteki kirliliklerin yanında size hafif mi geliyor? Yaşamıyorsanız bilemezsiniz. Kuşkunuz varsa bu mekanların önünden gece saat 02.00’den sonra geçmenizi öneririm. Çevre sakinlerinin uyku hakkı, huzuru, çocukların okul için uyku gereksinimleri, hasta insanlar mı dediniz? Kime anlatacaksınız ki?.. Bana vahşi kapitalizm düzeninde sermaye ile bütünleşmemiş bir şikayet mercii gösterin de hakkımı arayayım.
    İstanbul’u bir haftadır teslim alan sis, Tevfik Fikret’in İstanbul’u yerdiği o ünlü “Sis” şiirini anımsattı bana. Eşsiz güzelliğine karşın zulüm ve kötülükleri barındıran bir kent olarak nitelediği İstanbul için “Sis” şiirinden küçük bir alıntı, şairin duygularını bize aktarmada yeterli olabilir.
    “Hep riyanın kiri, hasedin kiri, çıkarın kiri;
    Yalnız bu...ve yalnız bununla yükselme ümidi.
    Milyonla barındırdığın cesetler arasından
    Kaç alın vardır çıkacak temiz ve parlayan?!
    Örtün evet, ey facia... Örtün evet, ey kent!
    Örtün ve sonsuz uyu, ey dünya kahpesi!..”
    Sisin İstanbul’u yoğun biçimde etkilediği günlerde gerçekten kent daha bir masum görüntü içeriyordu. Her türlü kirliliği gözden uzak tutuyor, gizliyor gibiydi. Siyasetçilerin ortamı geren tutarsızlıkları, halkları birbirine kırdırma politikaları, sahtekarların yolsuzluk yapanların “vatanseverlik” sloganına sığınmaları, haksızlıklar, adaletsizlikler, insanın insana yaptığı kıyıcılıklar...tümünün birkaç gün için de olsa üstü örtüldü sanki. Şair denli kıyamadım çok sevdiğim İstanbul’a . Kültürel mirasından gelen mağrur duruşundandır diye düşündüm.
    Alıntı, şiiri günümüz diline uyarlayan Orhan Karaveli’nin “Tevfik Fikret ve Haluk Gerçeği” kitabından yapılmıştır.
    TURGAY OLCAYTO
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.