25 Kasım 2009 05:00

BAŞYAZI

Başbakan bu sefer de, Libya’ya giderken havaalanında konuştu.

Paylaş

Başbakan bu sefer de, Libya’ya giderken havaalanında konuştu.
Başbakan, İzmir’de bir grup MHP’linin, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’ün de içinde bulunduğu konvoya yaptığı saldırıyı ve saldırganları savundu.
Her tür miting, yürüyüş, kitle toplantısı vb. vatandaşın fikirlerini ifade etmesini, bir düzen içinde savunması gereken; hele bir yasal partinin etkinliğini korumakla görevli güçlerin de başı olan Başbakan Erdoğan, saldırgan güruhu savundu. Saldırganlığı savunmakla da kalmayan Başbakan, DTP konvoyunda “bölücü örgüt pankart ve flamaları olduğu” iddiasıyla, saldırıyı meşru gördü, saldırıya uğrayanı da suçladı!
Son günlerde “açılımla” ilgili ağzını açınca demokrasiden, özgürlüklerden söz eden; “demokrasi yandaşı” kesilen Başbakan’ın, iş gerçek yaşama gelince birden zorba, ırkçı bir hükümetin başbakanı gibi davranması anlaşılır değildir. Ama bu tutum bir rastlantı da değildir. Tıpkı Başbakan’ın bu tutumunun ilk olmaması gibi!
Başbakan Erdoğan daha önce de, gösterilerde ya da polisle çatışan kimi gençlere, pompalı tüfekle ateş açan kişiye sahip çıkmıştı.
O günlerde, olayla ilgili olarak bir gazetecinin, “İstanbul’da bir vatandaş PKK sempatizanlarına pompalı tüfekle kendince müdahale etti; bu konuda vatandaşlara ne tavsiye ediyorsunuz” sorusuna şu yanıtı vermişti: “Eğer siz vatandaşın mağazasının camlarını indirirseniz; vatandaş kalkıp da, eğer elinde böyle bir tedbiri, böyle bir imkanı varsa, kendini savunma yoluna gidecektir…”
Başbakan şimdi de aynı tepkiyi veriyor. Bu sefer de gerekçesi, DTP konvoyunda bölücü pankart ve posterler taşınması!
Basın da Başbakan’la aynı ağzı kullanıyor. Bir partinin eylemine yapılan saldırıyı “vatandaş tepkisi” olarak verirken, olayı da rastgele bir araya gelen vatandaşların galeyana gelmesi olarak gösteriyor.
Demek ki artık zamane vatandaşları, bellerine bayrak dolayıp, özellikle aynı görüşte olanlar bir araya gelecek biçimde geziyorlar kentlerde!
Öyle ya, yoksa; DTP konvoyunu görünce birden “bölücü bayrakları” görüp, bellerindeki Türk bayraklarını açıp “kurt işareti” yapmaları, ortak sloganlar haykırmaları nasıl açıklanabilir ki?
MHP ve onların saldırganlığında şaşılacak bir yan yok. “Damarlarındaki asil kan” öyle akıyor ve zaten zor zapt ediyorlar kendilerini! Ama ülkenin huzur ve sükununu korumaktan sorumlu, kendini demokrasi ve özgürlüklerin tek savunucusu ve kahramanı ilan eden Başbakan, saldırganı masum, saldırıya uğrayanı suçlu gösterirse, artık orası sözün bittiği yerdir.
Ve İzmir’de bu gelinen yerden, sadece Başbakan Erdoğan değil Deniz Baykal ve CHP’si de sorumludur. Çünkü İzmir, yakın geçmişe kadar ülkenin en demokrat, en özgür kentlerinden birisiydi. Çünkü ne şeriatçı, ne de ırkçı baskılar kente kendi renklerini veremiyor; İzmir, demokrat kimliği ile ayakta kalıyordu.
Ancak öyle görünmektedir ki, CHP’nin milliyetçi çizgiye sürüklenmesi, İzmir’i statükoculuğun savunucusu bir çizgiye iterken, İzmirlilerin ırkçı milliyetçi odaklara karşı daha sıcak bakmasını da beraberinde getirmiş; bu yüzden de MHP’liler, ırkçı tutumlarını, kentin ortasında gösteri yapmaya vardırmaya cesaret etmişlerdir.
Bu tehlikeli bir yoldur ve Kürt-Türk çatışmasına benzin sıkmaktır!
Kendine oy vermeyen İzmir’e “Gavur İzmir” diyen Başbakan’a İzmirliler, “İzmir şeriatçı olmayacak, demokrat kalacak!” yanıtı vermişlerdi. Şimdi aynı yanıtı bir kez daha “İzmir ırkçı, şoven İzmir olmayacak, İzmir demokrat İzmir kalacak!” diye vermek gerekmektedir. Hem AKP’ye, hem MHP’ye, hem de CHP’ye verilmelidir bu yanıt.
Pazar günü, İzmir’de demokrasi güçleri bu yanıtı verdiler. Ama yanıt verip ucunu bırakmamak gerekir. Çünkü zaman, ırkçılığa, şovenizme karşı demokrasi taleplerini yükseltmekte daha kararlı, özgürlükleri savunmada ısrar etme zamanıdır.
Tabii ki sadece İzmir’de değil, ülkenin her yanında!..
İHSAN ÇARALAN
ÖNCEKİ HABER

‘Böyle de olmaz ki!’

SONRAKİ HABER

Meral Akşener: Biz gerekçeli kararda, gerekçe bulamadık

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa