UZUN MESAFE

UZUN MESAFE

  • Eskiler “Bir dokun bin ah işit” derlerdi. Şimdilerde aşı bahsi bin aha gebe. Bu bir anlamda bireyin tek kalamayışının işareti; ne dersiniz?


    Eskiler “Bir dokun bin ah işit” derlerdi. Şimdilerde aşı bahsi bin aha gebe. Bu bir anlamda bireyin tek kalamayışının işareti; ne dersiniz?
    Okurlar haklı olarak, domuz gribine dair neden yazmadığımı soruyorlar. Bir bıraksalar yazacaktım ama bırakmadılar ki! Ünlenmek isteyen domuza geldi. Misal, eski Sağlık Bakanı Osman Durmuş, Türkçülüğün esaslarını domuzdan kıl çeker misali yeniden hatırladı ve Türk milletinin kobay kılınma mevzuuna yeniden can verdi. Ve nihayetinde Başbakan, “Aşı olmayacağım” dedi. Ve bana kalırsa iyi de etti. Yoksa dinlisi dinsizi, Türkçüsü Ergenekoncusu, aşının ciddi yan etkileri için dua eder misali halkın sağlık ve esenliğini AKP karşıtlığı adına ‘vatan için bir teferruata’ indirgeyecekti.
    Ah, o ünlü teferruat! Evet, ne zaman ki ortam vatan için teferruata indirgenir, gözümün önüne 17 Mayıs 2006 Danıştay saldırısı geliyor; ya sizin? Bir gün zamanım ve imkanım olursa saldırı sonrası düzenlenen protesto gösterilerini yeniden izlemek istiyorum. Yitip giden yaşamlara dair bir hüzün yoksa, bilin ki orada “teferruat” severler baskındır. Misal, benim aklıma İzmir geliyor. İşte o etkinlikte kentin tabip odası, barosu, aralarında Türk-İş, DİSK, KESK ve TMMOB ile farklı siyasi partilerin de olduğu kurumlarla ortak etkinlikten imtina etmişlerdi. Aynı kentte aynı saatte iki ayrı etkinliği kırmak adına Dr. Fatih Sürenkök, Dr. Ergun Demir, Dr. Mustafa Vatansever’in de katkıları ile Basmane Meydanı’nda buluşan kitle örgütlerini tabip odası, baro ve birlikte davrandıkları az sayıda kurumun bulunduğu Cumhuriyet Meydanı’na gitmeye ikna ettik. İşte orada yaşamını yitirenlere dair hüzün değil de, ‘bir mevzi kazanımı’ edasının yaygınlığına tanıklık etmek, o gün bugündür aklımdan çıkmıyor. Adeta tüm diğer sonradan katılan kurumlar seyirci kılınmıştık.
    Dedik ya, vatan adına teferruatçılıkta ve kapsamında ısrarcı olanların çoğaldığı zaman dilimlerinde biraz dingin olmakta yarar var. Hele söz konusu olan çocuklar, hastalar ve bir o kadar da hastalıklardan korunması gereken geniş bir kitle ise!..
    Öyleyse teferruat severler bastırmadan haydi aşıya! Ama okula değil meydanlara! Unutmayın, bugün “Ö” harfi parantezinden çıkıyor. Yıllarca G(ö)REV olarak tanımlanan kamu işkolundaki iş bırakmalar, bugün resmen GREV’e dönüşüyor.

    Cildi çiçek açmayanlara
    Cildin çiçek açması mevzuunu genç nesil pek bilmez. Ne de olsa 1977 sonrası doğanların cildinde devlet eli ile hiç çiçek açmamıştır. Ve onlar, muhtemeldir ki çiçek bozuğu hiç görmemişlerdir.
    Ne zaman ki küresel bir sağlık sorunu çığ gibi yol alır ve kıyısında serbest piyasacılar nemalanmayı bekler ama aynı zamanda bir arpa boyu yol alınamaz; aklıma ölümcül çiçek hastalığı ve çiçek aşısı gelir. “İstense yapılabilirdi, aynen çiçek hastalığında olduğu gibi” sözü bir kez daha haklı çıkar.
    Evet, çiçek hastalığının kökü 1977 yılı itibariyle dünyadan kazındı. İşte o yüzden yaşı otuzun altında olanların ön kollarında aşı izi yoktur.
    Bir anlamda çiçek aşısı başarılı bir küresel programla yerküreden silinirken, özü itibariyle aşıyı kabul eden her bireyin milyarlık nüfus içinde bir katkısı oldu. Ya domuz gribi aşısında?.. İsterseniz TTB’nin geçtiğimiz haftalarda yaptığı açıklamayı yeniden hatırlayalım:
    “Bağışıklıma hizmetlerinin topluma sunulması sayesinde, sadece kişisel düzeyde bağışıklık sağlanmamakta; eğer aşılanma yaygınlığı belirli bir orana ulaştırılabilirse, hastalığın kişiler arasındaki geçişi de azaltarak toplum içindeki yayılımı da önlenmektedir. Bu sayede hastalığın ölümcül riskler yaratabileceği riskli grupları koruyucu özellikte bir toplumsal bağışıklık da gelişir. Önemli bir faktör de şudur; grip virüsü, hızla değişiklik gösterip yeniden hastalandırıcı özellikler kazanabilen bir virüstür. Hastalık yayılımı azaldıkça bir virüsün diğer grip etkenleri ile karşılaşma olasılığı da azalacak, böylece yeni grip virüslerinin ortaya çıkış olasılığı düşecektir.”
    Evet, ne düşündünüz? Toplumcu bir bakış açısının izi var mıydı yaşadığımız süreçte? Hal böyle olunca pnömoni, yani zatürree aşısı da bir anda adeta karaborsa kılındı. Ve şimdi pusuda devlet eli ile ücretsiz yapılan çocukluk çağı aşılarının serbest piyasa muadilleri beklemekte. Hangi ülkede mi; 1940’lı yılların kıt olanakları ile dahi aşı üretebilen ama şimdinin aşı ithalatçısı kılınan ülkemizde. Ve yine hatırlarsanız, doksanlı yıllarda bulaşıcı sarılık aşısının ticarete tahvil edilmiş ilanlarının gölgesinde, satış fiyatı, ithalat birim fiyatının 200 katına tırmandırılmıştı.
    Sağlıcakla kalın ve sağlıkta bireyselliklerin uzağında durun!
    DR.ZEKİ GÜL
    www.evrensel.net