MERCEK

MERCEK

  • CHP Genel Başkanı D. Baykal, “Türkiye”nin “Dersim’i konuşuyor” olmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirmek üzere bu ‘üç sözcük’ü kullanmış.


    CHP Genel Başkanı D. Baykal, “Türkiye”nin “Dersim’i konuşuyor” olmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirmek üzere bu ‘üç sözcük’ü kullanmış. Baykal, “Sadece Dersim değil ki. Yozgat’ta, Bolu’da isyanlar var, bir sürü isyan var. Bu durum kimliğe saldırı, etnik saldırı olarak düşünülmemeli” diye devam etmiş(!)
    Güncel Kürt başkaldırısının, Dersim ‘38’de yapıldığı türden bir bastırmayla ezilmesini isteyen Öymen’in tutumunun CHP için bumerang etkisi yaratması, Baykal ve ekibini bir manevrayla bu “irtifa kaybı”ndan kurtulma çabalarını artırmaya yöneltti. Baykal şimdi, Dersim katliamına atıfta bulunarak, CHP’ye eleştiriler yönelten AKP ve Başbakan Erdoğan’ı, Darfur canisi El Beşir’le dostlukları üzerinden “vurma”ya çalışıyor. “El Beşir’in 300 bin kişiyi öldürme katliamına ‘katliam’ değildir diyen sen, nasıl olur da 62 yıl önce (72 olmalı,b.n) yaşanmış, yüreğimizi kanatan o acı olaylar için böyle diyebilir; bu sözleri nasıl içine, beynine, yüreğine sindirebilirsin? Ayıp olan bu. Yanlış olan bu” diye yükleniyor! Dersim’de yaşananlar “acı olaylar”, ama “katliam değil” demeye getiriyor. Ardından, Alevi mezhebinden milyonlarca işçi ve emekçinin duygularına seslenerek, Başbakan ve partisini bir kez de Madımak vahşeti üzerinden vuruyor! “Benzin bidonlarıyla Sivas’ta Madımak’a saldıranların arkadaşları olarak gelip, Alevilerle bizim aramızı açmaya kalkacaksın...” diye, Sivas’taki sönmemiş ateşe uzatıyor ellerini. Oradan da Hazreti Ali’ye kadar giderek, istismarı ve hakareti daha da ağırlaştırıp “Atatürk”ün adını Hz. Ali’nin adının yanına yazıyor.
    Burjuva politikasında ihtisas yapmış, sermayeye hizmette ustalık ehliyetine sahip bir “devlet adamı” olarak Baykal, Dersim katliamının bir benzerini bugün için öneren “ülküdaşı”nın omuz başında, Alevilerin “gönlünü alma”ya çalışıyor. Dersim katliamına hazırlık raporlarını okuyup askeri “tedip ve tenkil kanunu”nu imzalayan Mustafa Kemal’i, Kürt inkarını ve asimilasyonunu şirin göstermek üzere Kürtlere-Zazalara-Ermenilere-Araplara da “Ata” göstermeye çalışan Türkçü anlayışın bu savaş eri, hileli manevralarla partisini kurtarmaya çalışırken, yakın tarihin resmi yazıcılar tarafından karanlığa itilmiş gerçeklerinin aydınlanmasına karşı bir duvar örmeye de çalışıyor.
    Baykal -ve onunla aynı yöntemi benimseyenler- Genelkurmay Harp Dairesi’nin “Gizli Belgeleri”nde; İnönü ve C. Bayar tarafından hazırlanan ve askeri harekat istemiyle “Reisicumhur Atatürk”ün onayına sunulan raporlarda, Dersim katliamına gerekçe gösterilen halk hareketinin “milliyet”-”millet” kategorisinde sayılabilecek taleplerle ortaya çıkan bir kalkışma olduğu açıkça ilan edilmiş olmasına karşın, Dersim “isyanı”nı bir tarikat ayaklanmasına indirgemeye kalkışıyor. Bunu, ancak farklı ulusal kimliklerin reddi politikasında ısrar edenler yapabilir.
    İnançlarından ötürü baskı ve katliamların hedefi olan Aleviler, evet, Cumhuriyetin laisizm yönünde attığı zayıf adımları sahiplenmişler; ancak bu tutumları da, -inançları nedeniyle- devlet baskısından kurtulmalarına engel olmamış; devlet, Kürt politikası gereği, Alevi ve Sünni inancından kitlelerin bir tek mücadele hattında birleşmelerini önlemek üzere inanç ayrımlarının -derinleştirilerek- sürmesini, Sünni-Hanefi inancı lehine kollayıp korumuştur. DP-AP-DYP-MSP-ANAP ve AKP gibi sağ muhafazakar partilerin Sünni tarikatlarının desteği üzerinden güç bulan politikası, Alevi kitlelerinin CHP’nin -ve generallerin- laisizm üzerine ikiyüzlü propagandasından etkilenmelerine yol açmıştır. Alevi çoğunluğu uzun yıllar CHP’ye destek vermiş; 12 Mart ve 12 Eylül faşist cuntalarının vahşi baskılarının hedefi olmalarına karşın, yüzyıllar boyu gördükleri baskı nedeniyle “laik generaller” yanılgısına kapılabilmiştir. Baykal ve ekibi bu yanılgılı hale oynamaktadır.
    Ama “köprülerin altından çok sular akmış”tır! Dersimlilerin inançlarıyla ulusal kimliklerini karşı karşıya getiren Baykal, Hz. Ali ile “Atatürk”ü yan yana göstererek, Dersim derelerinde hâlâ yığılı duran insan kemiklerinin üzerini yalanla örtebileceğini sanmaktadır.
    Türkiye’nin Dersim’i konuşuyor olmasından duyulan rahatsızlığın gerçek nedeni, Dersim katliamının geniş halk kitleleri tarafından öğrenilmesi üzerinden Türkiye gericiliğinin kanlı tarihinin sayfalarının aralanması; burjuvazinin şiddet, imha ve inkar politikalarının daha fazla açığa çıkarılması olasılığının kuvvetle ortaya çıkmasıdır. Türkiye’nin Dersim’i tartışması çünkü, Türkiye’nin tüm milliyetlerden ve inanç gruplarından emekçilerinin, Dersim’de gerçekleştirilmiş katliamın aydınlığa kavuşturulması vesilesiyle sermaye devletinin kanlı politikalarını öğrenmelerine hizmet ediyor. Değil midir ki onlar, 60 bin kişinin katledilip on bin kişinin “aynı aileden birden fazla kişinin bir arada olmayacağı şekilde” Türkiye’nin ‘Batı’ kentlerine sürüldüğü; hamile kadınların karınlarının deşildiği, zincirlenmiş yüzlerce kişinin bir arada kurşuna dizildiği, emekleyen bebelerin analarının gözü önünde süngü uçlarında can verdiği bir katliamı anımsatmayı, “tarih dersi” diye önümüze getirmişlerdir. Yeni katliamlara davet anlamındaki CHP açıklamasına karşı gösterilen kitlesel tepkilerin, Kürt-Zaza katliamlarına imza atanların, Alevilere baskı ve boyun eğmeyi dayatanların günümüzdeki temsilcilerini bunca rahatsız etmesinin en önemli nedeni budur.
    * * *
    ‘Resmi tarih’in üzerini kapattığı gerçekler, mücadelenin fırtınalı ortamında açıklık kazanarak halkların gündemine yeniden geliyorlar. Türk-Kürt-Zaza ve diğerleri; Alevi ve Sünni emekçiler, kardeşliğin, hak eşitliğinin, sömürüsüz bir dünyanın kavgası içinde bu gerçekleri yerli yerine oturtacak, riyakarlar cephesine hak ettikleri cevabı ve dersi vereceklerdir.

    A.Cihan Soylu
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.