27 Kasım 2009 00:00

GERÇEK

25 Kasım grevi, devasa kitleselliği ve ülkenin büyüklü küçüklü tüm kentlerine yayılan bir eylem olarak, emekçiler ve emek mücadelesi yandaşı herkes için de tarifsiz bir mutluluktu.

Paylaş

25 Kasım grevi, devasa kitleselliği ve ülkenin büyüklü küçüklü tüm kentlerine yayılan bir eylem olarak, emekçiler ve emek mücadelesi yandaşı herkes için de tarifsiz bir mutluluktu. Özellikle katılımın beklenenin çok üstünde olması, pek çoğu ilk kez emek mücadelesine katılan kamu emekçilerinden, sendikal mücadelenin en önünde yer almış ama sendikal mücadelenin ana işlevini anlamamış, sendikacılara kadar herkeste bu önemli eylemin coşku uyandırdığı kesindir. Hele uzun zamandan beri, sendikal konfederasyonların, bağlı sendikalar ve üyelerinin ortak eylemini savunanlar için de bu eylem son derece önemli dayanaklar sağladı.
Son 5-6 haftadır gazetemiz, grevin hazırlıkları üstünden yaptığı haberler, onlarca yazı ve makaleyle, bu greve gelen süreci bir yandan açıklamaya öte yandan da grevin emek mücadelesinin ihtiyaçlarına en uygun hatta yönelmesi için çalıştı.
Bu önemli ve büyük eylem, elbette önümüzdeki dönemde pek çok yanıyla tartışılacak, dersler çıkarılacaktır. Ama, daha eylem günü ortaya çıkan görüntüleriyle ve eylemin boyutuyla görüldü ki, emek mücadelesinin en önemli sorunu olan sendikal parçalanmışlığın yol açtığı sorunların aşılma imkanları vardır. Daha da önemlisi emekçi yığınlar bu sorunun aşılması için isteklidir. KESK ve Kamu-Sen’in eylemde ortaklaşması bile, büyük bir güç ortaya çıkarmıştır.
Şu bir gerçek ki, tek başına KESK bu eylemin çağrısını yapsaydı; kendi üyelerinin tümünü katmakta bile çok zorlanırdı.
Şu bir gerçek ki, eğer Kamu-Sen bu eyleme tek başına bir çağrı yapsaydı, bu eyleme kendi üyelerinin çoğunluğunu katması bile zor olurdu.
Ama bu iki konfederasyon ortak bir çağrı yaptığı için, kendi üyelerini eyleme katmakta zorlanmadıkları gibi, kendi üyelerinden daha geniş bir sendikasız kamu emekçisi kitlesini ve “Greve karşı konfederasyonun üyeleri”nin önemli bir kesimini de greve katmayı başarmıştır.
Onun için diyebiliriz ki; bu grevi güçlü yapan, iki konfederasyonun çağrılarını ortaklaştırması olmuştur. Demek ki, yıllardır kimi konfederasyon yöneticilerinin, sendikaların kimi üst yöneticilerinin ve çeşitli sendikal fraksiyonların “İlla da biz tek başımıza eylem yaparız”, “O konfederasyonlar devlet güdümlüdür; öyleyse birlikte eylem yapmayız. Onlarla yan yana gelmeyiz” tutumunun, kamu emekçileri içinde bölücü bir tutuma karşılık geldiği görülmüştür.
Eğer bu eyleme Memur-Sen de katılsa; tabanda ciddi bir çalıma yapılsa ve konfederasyonlar sermaye hükümetinin karşısına sıkılmış bir yumruk gibi çıksa, greve katılımın yüzde yüz, alanları dolduranların da milyonlar olmayacağını kim söyleyebilir?
Ve dahası kamu emekçileri alanından gelecek böyle bir baskı, işçi sendikaları başta olmak üzere tüm emek örgütlerinin greve desteğini çok daha ileriye çekmez miydi?
Bu sorulara olumsuz yanıt verecek tek bir aklı başında kişi var mıdır?
Nitekim işyerlerinde ortak toplantılar, basın açıklamaları yapılmış, ne taleplerde ne da atılan sloganlar ve alınan tutumlarda bir “ayrılık”, bir “ayrışma” ortaya çıkmamıştır. Ufak tefek farklılıklar da aynı eylemin içindeki omuzdaşların karşılıklı anlayışı içinde çözülmüştür.
Ama, alanlara yürüyen emekçilerin, yürüyüşün bir noktasından sonra birbirinden ayrılıp ayrı meydanlarda toplanması ise, birleşme ve ortaklaşma için ileriye doğru atılan adımın adeta “Yukardan emirle geri aldırılması” olmuştur. Hele bu tutumun sendikaların en tepesinden gelmesi, (Ne yazık ki bu tutumun daha çok KESK ve bağlı sendikalarının kimi üst yöneticilerinden geldiği belirtilmektedir) son derece endişe vericidir.
Çünkü bu, meydan farklılaştırılması, bu önemli eylemden, sendikal mücadelenin birlik sorununun çözümüne ilişkin en önemli dersin çıkarılmadığını göstermektedir.
Bu tutumlar daha ne kadar sürdürülecektir? Sürdürülse bile kamu emekçilerinin bu tutumu meşru görmeleri, bugünden sonra artık çok zordur.
Konuyla bağlantılı olarak en önemli sorunlardan birisi olan “alan fetişizmi”ne ise çarşamba günü, yine bu köşeden değineceğiz.
İ. Sabri Durmaz
ÖNCEKİ HABER

Saldırı var, gözaltı yok!

SONRAKİ HABER

Demirtaş'tan İstanbul çağrısı: İmamoğlu’nun söyleminin desteklenmesi gerekir

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa