27 Kasım 2009 00:00

AVRUPA GERÇEĞİ

Avrupa çapında yüksek öğrenimde “ortak standartlar”ın yakalanması adına 10 yıl önce İtalya’nın Bologna kentinde AB Eğitim Bakanları tarafından alınan ve ...

Paylaş

Avrupa çapında yüksek öğrenimde “ortak standartlar”ın yakalanması adına 10 yıl önce İtalya’nın Bologna kentinde AB Eğitim Bakanları tarafından alınan ve Bologna Süreci olarak atlandırılan kararlar, bir ay sonra hayata geçiriliyor. Her ne kadar ilk etapta sadece AB çapında yüksek öğrenimde aynı standartların yakalanması adı altında başlatılan sürece daha sonra AB üyesi olmayan ülkeler de katıldı. Toplam 46 ülke Bologna’da alınan kararları halata geçirmek için anlaşmaya imza koydu.
Yüksek öğrenimi daha açık bir şekilde tekellerin kalifiyeli işgücü ihtiyacına göre düzenleyen, bilimsel eğitimin kalan yanlarını da bir kenara iten, adeta “fabrikasyon usulüyle” üç yılda akademisyen yetiştirmeyi öngören bu sürece karşı, AB ülkelerindeki öğrenci örgütleri ve muhalif güçler bir kaç yıldır seslerini duyurmaya, kararların zararlarını anlatmaya çalışıyordu.
Ne var ki, uzunca süre Bologna Süreci’nin pratikte ne anlama geldiği sınırlı bir kesim tarafından fark edildi.
Ancak, kararların hayata geçeceği zaman yaklaştıkça Bologna Süreci’yle nelerin hedeflediği daha geniş öğrenci gençlik tarafından anlaşılmaya, öğrenilmeye başlandı.
Örneğin, Bologna Süreci ile üniversite eğitimi iki aşamalı olacak. “Bachelor” ve “Master” olarak ayrılan yüksek öğrenimde, öğrencilerden kısa bir süre içinde üniversiteyi bitirmeleri isteniyor. “Bachelor” sistemiyle dört yıllık üniversite eğitimi üç yıla düşürülüyor. Bir süredir uygulamada olan bu sistemle üniversiteye başlayan öğrencilerin üçte ikisi, öğrenimini altı sömestrde, yani üç yılda bitiremiyor. Bitiremedikleri için de ek sorunlarla karşılaşıyorlar.
Yani bilimselliğin olmadığı, tamamen piyasanın ihtiyaçlarına göre ucuza kalifiyeli eleman yetiştirme bu sistemin özünü oluşturuyor.
Keza, sürece dahil olan ülkelerin eğitime daha az yatırım yapması, daha az akademisyenle ders vermesini içeriyor. Öğrenciler üzerinde bu yolla kurulan baskı, dersten başka bir şeyi düşünmeleri ve ilgilenmeleri olanaksız hale getiriliyor.
Öğrenimi sırasında aynı zamanda çalışarak geçimlerini sağlamak zorunda kalan emekçi ailelerin çocukları bu sürecin en büyük kaybedeni durumunda.
Bu, zaten ilk ve ortaöğrenimde ailenin sınıfsal kökeninin başarıda belirleyici olduğu Almanya’da, bu elemenin üniversitelerde de sıkı bir şekilde devam etmesi anlamına geliyor.
Bir emekçi ailesinin çocuğunun üniversiteyi bitirerek mesleğe başlaması adeta mucize haline getiriliyor.
Bütün bunlardan ötürü Bologna Süreci, günümüzde yüksek öğrenimin sermayenin çıkarlarına bağlı olarak yeniden biçimlendirilmesini hedefliyor. Bu yüzden de, bu süreç sadece öğrencilerin, ya da buna karşı çıkan öğretim üyelerinin değil, bütün toplumun sorunudur.
İşte bütün bunlardan ötürü Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde bir süredir üniversite öğrencileri, yüksek öğrenimini bir kez daha sermaye lehine düzenlenmesine karşı çıkarak üniversite işgalleri, protesto gösterileri düzenliyor.
Avusturya’daki üniversitelerde başlayan ilk kıvılcım kısa bir süre sonra Almanya’ya sıçradı. 17 Kasım’da ülke genelinde 80 binin üzerinde lise ve üniversite öğrencisi dersleri boykot ederek, alanlara çıktı.
Bu gösterilerde öğrencilerin tepkilerinin dinmeye başlayacağını sananlar yanıldı. Çünkü, özellikle üniversiteliler eylemlerini yaygınlaştırarak sürdürüyor. Halihazırda ülkenin pek çok üniversitesinde işgal ve direnişler devam ediyor. Öğrencilerin talepleri ülke gündeminin ön sıralarına kadar yükseldi. Bu da, protestoların en azında sömestr tatiline kadar süreceği anlamına geliyor.
Hükümet ve üniversite yöneticileri ise, iki yüzlüce açıklamalarda bulunarak, bir taraftan öğrencilerin bazı taleplerinin haklı olduğunu söylerken, diğer taraftan Bologna Süreci’nin durdurulmasının söz konusu olamayacağından dem vuruyorlar. Bununla kalmayarak, öğrencilerin tepki ve öfkelerini içine sindiremeyerek, sert açıklamalarda bulunuyorlar.
Nereden bakılırsa bakılsın, ekonomik krizin de etkisiyle zaten gelecek kaygısına düşen gençlik, Bologna Süreci’nin yürürlüğe girmesinin vaktinin yakınlaşmasıyla birlikte çok daha öfkeli hale gelmiştir. Çünkü, gerçekten mevcut koşullar gençlik için pek umut verici değildir. Umut verici olan ise onların kendi geleceğini belirlemek, haklarında alınan kararları yırtıp atmak için başlatmış olduğu mücadeledir.
YÜCEL ÖZDEMİR
ÖNCEKİ HABER

Güldünya’ya

SONRAKİ HABER

“Gürültü” nedeniyle kendisini uyaran Suriyeli komşusunu öldürdü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa