27 Kasım 2009 00:00

Güldünya’ya

Kadına yönelik şiddet devam ederken… en genel haliyle töre cinayetleri, tecavüzler-tacizler, intiharlar...

Paylaş

Kadına yönelik şiddet devam ederken… en genel haliyle töre cinayetleri, tecavüzler-tacizler, intiharlar... ve dahi kendimize bile söyleyemediklerimizle...

Birer birer ölüyorsunuz Güldünya. Birer birer öldürülüyorsunuz. Daha ne olduğunu anlayamadan, birer birer göçüyorsunuz bu dünyadan. Her şeyi göze alabileceğiniz bir aşkı yaşayamadan. İçiniz kavrulurken, kafanızı kaldırıp şöyle doyasıya gözlerine bakamadan sevdalınızın. Sevdiğiniz türküyü bağıra bağıra söyleyemeden. Bırak kadınıyla erkeğiyle eşit hak ve sorumluluklara sahip, herkesin özgür olduğu bir dünyayı, “bir ev, bir iş, bir de içmeyen koca” hayalini bile kuramadan daha...
Sahi, hiç hayal kurmuş muydun Güldünya? “Düşünce”nin yasak olduğu bu ülkede, bilgilerini; duygularınla, sezgilerinle, kadın duyarlılığınla harmanlayarak kendi düşlerini kurabilmek cesaretini gösterebilmiş miydin? O düşler ki, insanoğlunun en güzel sihirleridir yaşamda, karşı duruşudur.
İşte siz böyle gözümüzün önünde gidiyorsunuz ya Güldünya, benim düşlerimden elimde avcumda kalan ne varsa onlar da kayıp kayboluyor sizinle bir. Her yolumu şaşırdığımda, her üşüdüğümde; kitap aralarından, miting alanlarından, işçilerin alın terinden, çocukların avuçlarından bulup çıkardığım “anlam”lar da gidiyorlar utançlı.
Ölüm orucunda ölen Canan götürüyor birazını. Birazını Batman’da daha 15’indeyken intihar dışında seçme şansı bulamayan Güler. 13’ünde zorla evlendirilen ama intiharı değil yaşamı seçip, sevmediği adamı terk ettiği için ağabeyleri tarafından öldürülen Nayime. Ve kimliği olmadığından karakola götürülen, orada her neyle karşılaştıysa çok korkmuş olsa gerek ki ablasından saçlarını taramasını istemek dışında hiç konuşmayan ve defalarca intiharı deneyen 13 yaşındaki Döndü. Ölüm haberini gazetelerin “O aslında hiç yaşamadı ki” diye verdiği, okul yüzü görmeden, buğulu bakışlarını yüreğimizde bırakarak, kuş gribinden değil aslında, yoksulluktan, cehaletten, duyarsızlıktan sessizce gidiveren Gülten.
Ne çoktular oysa... Düşlerim, inandıklarım daha düne kadar ne çoktular. Şimdi hepsi gazete kağıdından yapılmış bir uçurtmanın kuyruğunda, ha koptu ha kopacak. Onlar böyle uzaklaştıkça benden, yüreğim gelincikler gibi bir açıp bir solmuyor. Tenim sevdiğimin tenini coşkuyla aramıyor. Çocukların yüzüne bakmaya yüzüm kalmıyor. Yüreğim daralıyor. Ve böyle zamanlarda aklıma hep Edip Cansever’in şiiri geliyor:
Sanki bir akvaryumun içinde
Yapayalnız kaldım da ben
Yanımda başka akvaryumlar ve
İçinde içimden çıkan diğerlerim
Doğrusu müthişti bu, denizin icat ettiği mezarlık gibiydik.
Hepimiz az çok kımıldanıyorduk
Hepimiz ağzımızı açıyorduk arada
Bir sesi dışından olsun yakalamak için
Ama nafile
Yoktu ses,
Yok bile yoktu ki bir yerde...
Ki bunları hisseden ben Güldünya, bu ülkenin şanslı(!) kadınlarındanım. Üniversite okumuş, para kazandığı bir işi olan azınlıktan. Aşık olduğu adamla evlenmeyi seçebilmiş, ondan çocuklar doğurmuş biri. Ve İzmir gibi bir büyük şehrin kent kısmında yaşayan. Kadın olmak yetiyor işte, biz de yaşıyoruz cinsel kimliğimizden kaynaklanan, benzeşen, faklılaşan sorunları... Ama ‘yaşıyoruz’ en azından. Kadın olmanın zorlukları, derinlikleri, incelikleri, güzellikleri içinde yaşayıp giderken, en zor ve yorucu olanı, ‘umudu ve inancı’ kaybetmeme çabası.
Belki sen , “İstanbul’da oturup Kangal’ı bilmek başka, Kangal’da yaşayıp Kangal’da ölmek başka” diyorsundur... Deme Güldünya... Garip olan bunun fark edilememesi, anlaşılamaması, hissedilememesi. İster kadın olalım ister erkek. Bu ayrım, bu yok sayma ve sonunda da kaçınılmaz olarak gelinen yok etmeyi insanlık nasıl böyle olağan karşılıyor anlayamıyorum. Yaşamı kuran ve devamı için vazgeçilmez olan iki cinsten birinin diğeri üzerinde her türlü üstünlüğü, öğretilerek, doğuştan hak bilmesiyle başlayıp adına töre diyerek cinayete kadar gidebilen bir cehalet uzlaşması bu. Bu uzlaşmanın vazgeçilmezi, baskı, korku, sindirmeyi içimize öyle bir yayarlar ve öylesine kalabalık ve zalimdirler ki, korkarız Güldünya. Korkar ve susarız çoğunlukla...
Bu öyle bir ‘susmak’ ki Güldünya; tecavüze uğrar, hatta hamile kalır biz cezalandırılırız, sesimizi çıkaramayız. Biliriz ki çıkarsak da kimse duymaz!
Bu öyle bir ‘korku’dur ki Güldünya; gencecik bir beden ölüme gönderilirken, biri çıkıp da feryat edemez, kendini yerlere atıp dizlerini dövemez. İsyan edemese de “Yapmayın, günahtır” diyemez. Gözünü kırpmadan size canını verecek analarınız, cenazelerinize gelemez.
Bu nasıl bir “namus”tur Güldünya? Nasıl bir namus ve baskıdır ki bu, herkes her şeyi görür, bilir de yalnızca kadın doğduğun için sen cezalandırılırsın. Ve yine kadın olduğun için sana güvenmeyip, aklından, bedeninden, düşlerinden, senden ayırdıkları namusunu taşıdıklarını sanan, senin ‘can’ların imzalar ölüm fermanını. Bayramlarda yanakların kızararak ilk öptüğün o eller, nasıl döner de titremeden sana kıyarlar!..
Bu nasıl ‘ikiyüzlülük’tür Güldünya? Bu nasıl ikiyüzlü bir toplumdur ki kendi yaşayamamışlığının, eksikliğinin acısı ve öfkesiyle, adına “töre” deyip, suçlunun cezasını hafifletir. Bu suçtan cezaevinde olanları başköşelerde ağırlar, çıktıklarında da kahraman ilan eder.
İşte Güldünya. Bu senin -aslında hepimizin- kim bilir kaçıncı defa tecavüze uğrayışındır. Hem de toplumun büyük bölümünün ortak olduğu bir tecavüz...
Anlayamıyorum Güldünya. Mektubun başında söylemiştim ya; düşündükçe bunları, anlayamadıkça, düşlerimi, inançlarımı, umudumu kaybediyorum her bir gideninizle biraz daha.
Senden istediğim bir şey var Güldünya. Sen şimdi orada Nayime’yi bulmuşsundur. Güler’i de, Canan’ı da. Bana cevap yaz. “Hep birlikteyiz” de. De ki: “Ben burada sonsuzluğun içinde tüy gibi hafifim. Buradan tüm evreni görebiliyorum. Gördüğüm bu evrende bir yer var ki, ışıl ışıl. Hani özlemini duyduğumuz, düşlerini kurduğumuz, o başka yer işte.” Olduğunu söyle Güldünya. Bunu bize sen söyle. Buna ihtiyacı var düşlerimizin...
Bize, “Başka bir dünya var” de... Sevgili Güldünya...
MEMNUNE BAHÇİVAN
ÖNCEKİ HABER

Kamu emekçileri sınıfa güven, iktidara ihtar verdi

SONRAKİ HABER

İzmir’de LGBTİ+ Onur Haftası yasağı kaldırıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa