Kamu emekçilerinin 25 Kasım grevinin ardından

Kamu emekçilerinin 25 Kasım grevinin ardından

Grev kararı alındığında, başta KESK yönetimi olmak üzere acaba katılım nasıl olur endişesi vardı.


Grev kararı alındığında, başta KESK yönetimi olmak üzere acaba katılım nasıl olur endişesi vardı. Hatta uzun bir süre kadro grevi mi diye, kitle grevi tartışmaları yürütüldü. Gerek uygulanan ekonomik politikalar gerekse kamudaki gerici kadrolaşma, hak gaspları, sağlıkta reform olarak sunulan dönüşüm adı altındaki katılım paylarının can yakması, İlk San’da dönen dolaplar, KEY ödemeleri, ataması yapılmayan öğretmen adayları, sözleşmelilerin çalışma koşulları, ekonomik krizin yansımaları ve daha bir dizi hak gaspları, kazanı kaynatmış; içten içe kaynayan ve akacak mecra arayan bir hal almıştır.
Yukarıda saydığımız tüm olumsuzluklar yaşanırken, kamu emekçilerinin bir kısmı örgütsüz diğer kısmı da sendikalar arasında bölünmüş; sendikal rekabet, emekçilerin birleşerek hak alma mücadelesini baltalar durumdadır.
Adına toplu görüşme adı verilen, pratikteki karşılığı toplu kandırmaca olan süreçten sonra hükümetin yüzde 2.5 zam açıklaması ve tabanın baskısı sonucu, KESK ve Kamu-Sen’in utana sıkıla bir araya gelip ortak bir açıklama yapması bile, emekçilerin birlikle mücadele etmesi, cesaretle haklarını savunması ve kendi kabuğundan çıkması için yetmiştir.
Eğer grev kararı sadece KESK’e ait olsaydı, bu kitlesellik ve özgüven sağlanabilir miydi? KESK üyeleri bile bu birlikten güç alarak, daha rahat ve daha kitlesel iş bırakmışlardır. Ortak açıklama, eylemi marjinallikten kurtarmıştır. Kamu-Sen’in iş bırakmadaki samimiyetsizliği, işi çoğu işyerinde sevk alarak sulandırma tavrı, KESK’i güçlendirmiştir.
KESK’in sendikal ayrımları bir tarafa bırakıp Memur-Sen, Kamu-Sen, Eğitim-İş ve örgütsüz kamu emekçilerine seslenmesi, onları başka sendikaların üyeleri olarak değil, emekçi sınıfın bir parçası olarak görmeye başlaması, önemli bir etki yaratmıştır. Henüz buna uygun bir çalışma yürütüldüğünü söyleyemeyiz.
Bütün kamu emekçilerini siyasi iktidarın karşısına dikmek, emekçi politikasının bir kazanımıdır. Bu tutumu bundan sonra da sürdürmek, 25 Kasım’ın çok üstünde sonuç aldıracağı gibi, emekçileri sermaye sınıfının karşısına bir sınıf olarak dikmenin önünü açabilir.
Tüm sekter, dar tutumlarına rağmen KESK’in süreci örgütleyecek yegane güç olduğu bir kez daha tescillenmiştir. İşyeri gezileri sırasında emekçilerin birlikte hareket etme talebi, KESK yöneticilerinin -en azından söylemde de olsa- başlarken dillendirdikleri “Biz sağcı, dinci vs. sendikalarla eylem örgütlemeyiz” ifadelerini yumuşatmıştır. KESK’e bağlı sendikaların yönetimlerini yeniden işyerlerinden öğrenme, esas olanın işyeri sendikacılığı olduğunu göstermiştir ve buradan hareketle, kadro eylemlerinin marjinalliğinden de kurtulması için dönüştürücü bir etki yaratırsa bu ciddi bir kazanım olur.
Tarih, halka yaslanmayan, ondan öğrenmeyen bir yapının kitlelerin dışına düşerek yok olduğunun örnekleriyle doludur. 25 Kasım grevi bir başlangıç olarak ele alınmazsa; süreç, açılan soruşturmalarla geçirilirse, kaybeden sadece sendikalar değil kamu emekçileri olacaktır.
Antakya’da 25 Kasım grevi tüm alanlarda olmasa da eğitim işkolunda çok etkili olmuş; yapılan halk toplantıları, veli toplantıları, kamuoyuna yönelik açıklamalar sonucu velilerinden çocuklarını okula göndermeyerek açık destek vermesi, kimi velilerin de alana gelerek açıklamalara katılması, işyerlerinin son üç hafta içinde gezilmesi süreci olumlu etkilemiştir.
Seksen sonrası ilk kez işyerlerine “Bu İşyerinde Grev Var” pankartı asılmış; pankart asılan işyerlerinin önünde beklenmesi, davulla zurnayla halaylar çekilmesi, kararlılığı pekiştirmiş, eylemi renklendirmiştir. Katılımın kimi işyerlerinde yüzde 100’e varması, daha önce hiç iş bırakmamış kamu emekçilerinin iş bırakması, hak verilmez alınır şiarıyla kitlelerin örgütlü gücüne yaslanarak fiili meşru bir mücadelenin yürütülmesi, grevin kazanım hanesine yazılabilir. “Bu halktan adam olmaz. Bu öğretmenlerle, memurlarla bir yere varılmaz” diyen, kendi acizliğini halka küfrederek örtmeye çalışanlara kamu çalışanları bir ders vermiş; doğru taleplerle onlara yapılmak istenilenin anlatılmasıyla, ayağa kalkacaklarını göstermiştir. Meselenin emekçilerin duyarsızlığı değil, onlara doğru tarzda yaklaşılması meselesi olduğunu; uzaktan hamasi nutuklar atmak, telefon mesajları göndermek yerine, işyerlerinin gezilmesi gerektiğini göstermiştir.
GÜRBÜZ ŞAHİN Eğitim Sen İşyeri Temsilcisi-Antakya
www.evrensel.net