25 Kasım, kadına yönelik şiddete karşı uluslararası mücadele günüdür...

25 Kasım, kadına yönelik şiddete karşı uluslararası mücadele günüdür...

Latin Amerika’nın ufak bir adası olan Dominik Cumhuriyeti’nde 1961 yılında Trujillo diktatörlüğü işbaşındadır.


Latin Amerika’nın ufak bir adası olan Dominik Cumhuriyeti’nde 1961 yılında Trujillo diktatörlüğü işbaşındadır. Trujillo diktatörlüğü, emekçi sınıfa karşı ağır baskı ve yıkım politikaları izlemektedir. Patria, Minerva ve Maria Mirabel kardeşler, diktatörlüğe karşı mücadele yürütüyorlardı. Kardeşlerden Patria, 1961 yılında diktatörlük karşıtı olan Clandestina hareketini kurdu. Diğer kardeşler de onun mücadelesine omuz verdiler. Bu mücadelelerinden dolayı da hareketin sembolü oldular.
1961 yılının sonbaharına gelince diktatörlük 3 kız kardeşin kendileri için tehlike olduklarını açıklar. 1961 yılının 25 Kasım’ında 3 kız kardeş tecavüz edilip öldürüldükten sonra bir uçurum kenarına atılır. Ertesi gün medyada bu ölümlerin kaza olduğu yazılır. Tabii buna kimseler inanmaz, çünkü bu öldürme olayına kadar kaç defa gözaltı, baskı yaşamışlardır.
Mirabel kardeşlerin katledilmesi, dünya kadınlarına, özellikle de mücadele eden tüm emekçi kadınlara gözdağı verip geri adım atmalarını sağlamak içindir. Mirabel kız kardeşlerin anısı, özgürlük ve insan hakları savunucularına yol gösterici olmuştur.
Mirabel kardeşler, şiddete uğrayan ne ilk kadınlardı ne de son olacaklar. Kadına yönelik şiddet tüm dünyada en acımasız ve en pervasız şekilde devam etmektedir. Ataerkil yapıya sahip olan ülkemizde kadına yönelik şiddet, toplumdaki diğer şiddetlerle iç içe geçmiş durumdadır. Geleneksel şiddet biçimlerine ek olarak; ekonomik, sosyal ve siyasal şiddet biçimleriyle her geçen gün daha da güçleniyor. Kadın hem ‘asli görevi’ olan ev işçiliğiyle hem de kapitalist sistem çarkları arasında 2 defa eziliyor. Kadının işçiliği 24 saat sürüyor.
Adaletsiz gelir dağılımına ve uygulanan ekonomik programa ve asıl olan sistemin kendisinden kaynaklı olarak yoksulluk tüm ülkede kol gezmektedir. Yoksulluğa paralel olarak ilerleyen aile içi şiddet, yine sistem tarafından tırmandırılıyor. Gazetelerin 3. sayfalarına manşet olan cinnet haberleri, toplumun ne duruma getirildiğini en açık şekilde yansıtıyor. Yine açlık ve yoksullukla at başı giden fuhuş, tüm ülkede her geçen gün yaygınlaşmaktadır. Kapitalist sistem içerisinde kadın bedeni alınıp satılmaktadır. Tüm dünyada kadın fuhuş sektörü devasa büyüklüğe ulaşmıştır.
Dünyada her 3 kadından birinin şiddete maruz kaldığı istatistiksel bilgilerle sabittir. Ülkemizdeki kadınların durumu elbette ki dünya kadınlarının durumundan farklı değildir. Özellikle aile içi şiddet, ülkemizde alabildiğine yaygındır. Kadınların yüzde 40’ı eşlerinden dayak yiyor, yüzde 35’i sözlü saldırıya uğruyor, yüzde 4’ü cinsel baskıya maruz kalıyor.
Bölgedeki kirli savaştan en fazla Kürt kadını etkileniyor. Gözaltında, ev baskınlarında taciz ve tecavüze uğruyor. Militarist politikalardan en çok Kürt kadını etkileniyor. Töre ve namus cinayetleri ve intiharları, Kürt sorununda şiddet odaklı çözüm, yoksulluktan bağımsız ele alınmamalıdır. Verdikleri özgürlük mücadelesi ve ulusal mücadele ile Türkiye’deki kadın hareketine ilham vermektedir.
Tüm bunların toplamından baktığımızda, kadının kurtuluşuna dair birçok çevre açılımlar getirmektedir. Bu açılımlar, kısa süreli ya da genel geçer sayılan şeylerle donatılmıştır. Kadına şiddet bir sistem sorunudur. Kadının kurtuluşu da bu sistemin değişmesiyle oluşacak bir durumdur. Sorunu özünden koparıp sadece olayı yasa vs. gibi şeylerle çözmeye çalışmak, kısa süreli bir mücadele zemini oluşturmaktadır. Kadının toplumsal kurtuluşu, işçi sınıfının kurtuluşundan bağımsız değildir. Kadının sorununu sadece erkek şiddetine bağlarsak, yanılgıya düşmüş oluruz. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, kadının kurtuluşu işçi sınıfının kurtuluşunda yatmaktadır. Kadın hareketi, sınıfsal bir zemine oturduğunda anlam kazanacaktır.
PINAR BALABAN
www.evrensel.net