Ekmek istiyoruz gül de!

Ekmek istiyoruz gül de!

Nâzım Hikmet, Abidin Dino’ya “Mutluluğun resmini yapabiliri misin Abidin?” derken şiirinde, devamını şöyle getirir...


Nâzım Hikmet, Abidin Dino’ya “Mutluluğun resmini yapabiliri misin Abidin?” derken şiirinde, devamını şöyle getirir: “İşin kolayına kaçmadan ama, gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü bir anneciğin resmini değil.” Bir kadının, bir annenin resmedilişidir belki de onun için mutluluk. Mutluluğun tariflerinde, şiirlerde, hikayelerde, masallarda kadın vardır.
Cennetin ayaklarının altında olduğu söylenen, kutsallığı her dem vurgulanan kadınlar. Bizler... Ezilen, sömürülen, aşağılanan, çalıştırılan, köleleştirilen bizler. Yaşamın içinde var olan; fabrikalarda, tarlalarda, kamuda, ağır sanayide var olan, servis bozması arabalarda ölen kadınlar.
Soyun devamını sağlayan, sevmesi yasaklanan, dilinin lal olması beklenen bizler. Alınıp satılabilen bir mal gibi görülen, itaat etmesi beklenen, itaat etmediğinde ölüme zorlanan, intihara sürüklenen bizler. Kadınlığa adımını atamadan, çocukluğunu yaşamasına müsaade edilmeyen Ceylanlar, Güldünyalar, ismi bilinmeyen nice kadınlar.
İlk önce bir kadından (istemeyerek de olsa hemcinslerinden) şiddet gören; abisi, babası, dayısı, amcası, kocası diye şiddeti uygulayanların listesinin uzadığı bir yaşam. Tecavüze, işkenceye uğrayıp (kol kırılır yen içinde kalır mantığı ile) sesini çıkarmayan bizler. En güvenli yer diyebildiğimiz, kendimizi dışarıdan soyutladığımız, içinde bulunmaktan kimi zaman nefret ettiğimiz, şiddete uğradığımız evlerimiz. Sessiz çığlıklarımızı dinleyen dört duvar. Kimi zaman yemek yapmadı, kimi zaman da istekler geri çevrildi diye aşağılanan, hatta öldürülen bizler.
Krizin yükünü çeken, yoksullukla boğuşan, en kötü koşullarda dahi çocuklarının önüne bir tas yemek koyabilmek için uğraş veren bizler. Yoksulluğun getirdiği şiddeti yaşayan, yaşatılan, aldatılan, ağlatılan kadınlar.
Gazetelerde üçüncü sayfa haberi olmaktan öteye gidemeyen; kadına uygulanan şiddeti, sadece dışarıdan seyrettiğimizi düşünürken, uğradığımız haksızlıkları yok sayan bizler.
Şiddetin sadece fiziksel olmadığını, kadının kimliğinin yok edilmeye çalışılmasının da bir şiddet olduğunu unutmaya; evde, işte, her yerde (devlet eliyle de desteklenen) şiddete, baskıya maruz kalan bizler...
Bizler kadınız. Narin bedenleriyle her türlü zorlamaya, zorlanmaya karşı koyan... Karşı koyarken sessiz çığlıklarımızı birleştirip sesimizi duyurana kadar mücadele edecek bizler... Evet, bizler kadınız. Şiddete, baskıya maruz kalmadan; insanca, hakça, kendimiz olarak yaşamak istiyoruz. Ekmek de istiyoruz, gül de!..
Zeynep Özdemir (Siemens işçisi-Kartal/İstanbul)
www.evrensel.net