Grev şiddete karşı mücadeleyle birleşti

Grev şiddete karşı mücadeleyle birleşti

Ankara Kadın Platformu olarak 25 Kasım sürecinde bizi kuşatan her türlü şiddete, sömürüye, ayrımcılığa karşı mücadele kararları aldık.


Ankara Kadın Platformu olarak 25 Kasım sürecinde bizi kuşatan her türlü şiddete, sömürüye, ayrımcılığa karşı mücadele kararları aldık. Bu çerçevede işkence, taciz ve tecavüz uygulamalarına karşı Sincan Cezaevi’ndeki tutuklu kadınlarla dayanışma eylemi düzenledik. Ankara Büyükşehir Belediyesi önünde eylem yaparak “Parasız eğitim, parasız sağlık”, “Kadınlar işe, çocuklar kreşe”, “aydınlatılmış sokaklar”, “Her semte ücretsiz kreş”, “Sığınma ve dayanışma evleri açılması” taleplerimizi haykırdık. Ankara’daki bütün yerel yönetimlere taleplerimizi içeren fakslar gönderdik. 19-20 Kasım’da KESK’li tutukluların duruşmasına katılmak için İzmir’deydik. 22-24 Kasım tarihleri arasında Yüksel Caddesi’nde kurduğumuz stantlarda Ankaralı kadınları eyleme çağırdık. Ayrıca sendikalarımızın broşürlerini işyerlerindeki kadın üyelerimize dağıttık.
Ankara polisi etkinliklerimiz sırasında çeşitli tehditler savurdu. Oysa biz çok kararlıydık. Çünkü sağlıksız, eğitimsiz, geleceğe karşı güvencesiz, işsiz ve yoksulduk. Çalışanlarımız ise sendika, toplusözleşme ve grev haklarından yoksundu. Üstelik yüzlerce kadın cinayeti, küçük Ceylan’ın iri gözleri canımızı yakıyordu. O nedenle kimse sesimizi kısamayacaktı, kadınlar artık susmayacaktı.
Bu 25 Kasım biz KESK’li kadınlar için iki kez anlamlıydı. Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’nde grev kararı alınmış olmasına dair başta yönelttiğimiz eleştirilerden sonra bir iddia geliştirmiştik: Grevle, şiddete karşı mücadeleyi birleştireceğiz. Bu yıl şiddete karşı, üretimden gelen gücümüzle ve en kitlesel halimizle karşı koyacaktık.
O nedenle işyerlerinde greve dair her çalışma aynı zamanda şiddete karşı mücadele çağrısıyla birleşti. Kadın kamu emekçileri önce işyerleri önünde diğer mesai arkadaşlarıyla grev meydanında halaya duracak, merkezi mitingden sonra ise “Savaşa, yoksulluğa ve şiddete karşı grevdeyiz. KESK’li kadınlar” yazılı pankartla Kızılay YKM önünden başlayacak eylemimize katılacaklardı.
Öyle de oldu. 25 Kasım günü, önce işyerlerimizde “Bu işyerinde grev var” pankartı önünde taleplerimizi haykırıp, davul zurnalı halaylar çektikten sonra, Ziya Gökalp Bulvarı’nda yapılacak eyleme katılmak üzere yürüyüşe geçtik. Başbakan’ın tehditlerine, Ankara Valiliği’nin grevimizin yasa dışı olduğu yönünde yayınladığı genelge memurlara tek tek tebliğ edilmiş olmasına, amirlerin tehditlerine rağmen hiçbir tereddüt yoktu. Şöyle diyorlardı: “Bugün bizim için çok güzel bir gün, hepimize kutlu olsun!” Hem grev hakkımızı kullanıyor ve toplusözleşme hakkımızı haykırıyorduk, hem de “şiddete hayır” diyorduk.
KIYMETLİ HANIMLAR BİZE ŞİDDET UYGULAMAYIN!
Kortejin en önünde, “Savaşa, Yoksulluğa, Şiddete Karşı Grevdeyiz. KESK’li Kadınlar” pankartını taşıyan belediye emekçisi kadınlar yürüdü. Alanda yapılan konuşmalarda da kadına yönelik şiddete karşı mücadeleye yer verildi. Mitingin ardından KESK’li kadınlar bugüne kadarki en kitlesel katılımlarıyla yürüyüşe geçtiler kadın dayanışması için. Daha ilk hamlede polis barikatıyla karşılaştık: “Bu güzergahtan ve pankartla yürüyemezsiniz” dediler. Ama biz yürüdük, hem istediğimiz güzergahtan hem de pankartımızla...
YKM önüne geldiğimizde bini aşkın kadın olmamıza rağmen etrafımızın çevik kuvvet polisleri tarafından çepeçevre kuşatıldığını gördük. Halka biçiminde bir polis ordusu görünüyor, yüzlerce kadın o şiddet zinciri arasında eritilmek isteniyordu. Kızılay Meydanı’ndan Yüksel Caddesi’ne geçerek basın açıklaması yapmak istiyorduk. Polis ise pankart ve dövizlerin kapatılmasını ve metronun altından geçmemizi, yani ne yapacaksak görünmeden yapmamızı istiyordu. Oysa pankartımızı ve öne çıkaracağımız sloganı özenle tartışmış, Ceylan ve yitirdiğimiz kadın işçiler, Dicle Hoca ve şiddete uğrayan diğer kadınların yer aldığı dövizlerimize, hazırlığından meydana gelişine yüzlerce kadının eli değmişti.
Dört saat süren eylem boyunca birkaç kez biber gazı sıkıldı üstümüze. Barikatı zorladığımız her seferde ayaklarımız kalkanlarla ezildi, tekmeler, yumruklar, sözlü hakaret, küfür ve aşağılamaya uğradık. Bu muamele altında biz polis barikatının saldırısı sırasında nefesimizi dahi alamazken polis aracından şöyle sesleniliyordu: “Kıymetli hanımlar, bize şiddet uygulamayın! Şiddetin kadını erkeği olmaz, şiddet şiddettir. Bu yaptığınız yasa dışıdır!”
Saatler sonra alandaki kitleyi dağıtmadan, Kızılay’daki ışıklarda yeniden birleştik. Olağanüstü bir gayretle pankartımızı korumayı başaran Hatice’nin görünmesiyle eylem başka bir hal aldı. Bu kez hem mağrur hem de tadını çıkarmak için dura dura giden ama coşkuyla haykıran kadınlardık.
ÇALIŞIRKEN HİÇ BİRŞEYDİK İŞ BIRAKTIK KIYAMET KOPTU
26 Kasım günü işyerindeki soruşturmalara karşı birimleri dolaşırken kadın arkadaşlarımızla yaptığımız değerlendirmede konuşulanlar şöyleydi: “Kadın eyleminde çok direngen ve kararlıydık. Çünkü çok haklı taleplerimiz vardı. Ayrıca müdürlerimiz bize greve katıldığımız için saldırıyor, bayram öncesi mesaimizi kesiyor. Çalışırken hiçbir işe yaramadığımızı söylüyorlardı, emeğimiz hiç görünmüyordu. Bir gün iş bıraktık dünya yerinden oynadı, kıyamet koptu.”
25 Kasım’da basın açıklamasından sonra iş yerlerimizden kadın arkadaşlarımızla ayrılırken birbirimize verdiğimiz söz gibi; daha çok çalışarak, daha çok kadını katarak, daha güçlü bir hareket yaratalım. Bugünden 8 Mart’ın ilan edilişinin 100. yılı için hazırlanalım.

Ellerinizi emeğimizden, bedenimizden, kimliğimizden çekin!

AKP’nin iktidara geldiği günden beri geçen her günde ülkemiz emekçiler açısından yaşanması daha zor bir yer haline geldi. Giderek artan işsizlik, yoksulluk, açlık en çok da kadınları vurdu. Genel Sağlık Sigortası ve Sosyal Sigortalar Yasası kadını daha fazla babaya ve eşe bağımlı hale getirdi. Krizin can yakıcı yüzü en çok kadınların hayatını etkiledi. İstanbul İkitelli’de sel sularında boğulan 7 kadın işçi, kadın emeğinin ve hayatının ne kadar ucuz olduğunun acı sembolleri oldular.
Zaten AKP’li bakanlar işsizliğin artmasından da kadınları sorumlu tutarken, Başbakan Erdoğan da her fırsatta “En az üç çocuk doğurun” telkininde bulunarak “Kadınların yeri evidir” zihniyetini desteklemiştir.
Ekonomik kriz, intiharlar ve cinnet olaylarıyla birlikte kadına yönelik şiddeti de gözle görülür bir şekilde artırdı. AKP iktidarının AB’ye uyum sürecinin de zorlamasıyla kadınlar lehine bir takım yasal düzenlemeler yapması ne yazık ki kadın cinayetlerine engel olamadı. Hatta ilk 7 ayında 953 kadını kaybettiğimiz 2009 yılı, en çok kadının öldürüldüğü yıl olarak hafızalarımıza kazınacak. Sığınak ve kreş talepleriyle belediyelerin kapılarını çalan kadınlar yanıtsız kaldı.
Yargı kararlarıyla kadına yönelik şiddet adeta kutsanır hale geldi, öldürülen kadınlar katil erkekleri “tahrik etmekle” suçlandı. Yani adı koca, baba ya da sevgili olan erkekler vurmuş, öldürmüş devlet ise onları korumaya devam etmiştir.
Kürt açılımı sürecinde kadınların talepleri dikkate alınmadı, barış isteyen kadınlar gözaltı ve tutuklamalarla cezalandırıldı.
İşte 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nü bu koşullarda karşıladık. İşten atılmalara karşı emeğimize; taciz, tecavüz ve dayağa karşı bedenimize; bir yandan “Demokratik Açılım” yaptığını söyleyen AKP’nin diğer yandan İzmir’deki gibi milliyetçi saldırı ve linç girişimlerini kutsadığı bir dönemde kimliklerimize sahip çıkmanın daha da anlamlı olduğu günlerde...
Bu nedenle 25 Kasım’da İstanbullu kadınlar “Emeğimiz, Bedenimiz, Canımız İçin Erkek Egemen Kapitalizme Hayır” dediler. Ancak şunu belirtmek gerekir ki, 25 Kasım çalışmalarımıza en büyük engel yine kendi içimizden geldi. Gereksiz bir bayrak tartışması çalışmalarımızı hem nitelik hem de nicelik olarak zayıflattı.
Yine de özellikle İstanbul’un çeşitli merkezlerinde (Eyüp, Kadıköy, Kartal, Sancaktepe) açılan sergilerle şiddeti anlatmaya çalıştık. Bazı semtlerde söyleşiler ve paneller düzenlendi. 25 Kasım akşamı Taksim Meydanı ve Mis Sokak’ta gerçekleştirdiğimiz sergilerin ardından Galatasaray’da yaptığımız basın açıklamasıyla taleplerimizi dile getirdik.
İstihdamdan, aileye her alandaki cinsiyetçi yasalara karşı, şiddeti genel bir politika olarak uygulayan erkek egemen devlete karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu mücadelenin işsizlik ve yoksulluğa karşı mücadeleyle birleşmesi ise kaçınılmaz. Büyüyerek yürümek ancak bu şekilde mümkün olacaktır.
www.evrensel.net