HEGEMONYAYA ALTERNATİF ALAN İNTERNET

HEGEMONYAYA ALTERNATİF ALAN İNTERNET

Bu hafta ilk olarak görüşlerini yazan Murat Germen’e yer veriyoruzŞu anda bir galeriye bağlı çalışıyorum ve eser satmak için sergi açıyorum.


Bu hafta ilk olarak görüşlerini yazan Murat Germen’e yer veriyoruz
Şu anda bir galeriye bağlı çalışıyorum ve eser satmak için sergi açıyorum. yaptığım sanatla hayatımı kazanıp, sanatıma daha çok vakit ayırmak istiyorum. Sanat, ciddiye alırsanız, gerçekten çok zor bir eylem ve her işte olduğu gibi ne kadar çok vakit ayırırsanız o derece iyi sonuç elde edebiliyorsunuz.
Politika ise hayatımın çok önemli bir parçası. Yerel ve küresel gelişmelerle ilgili her gün en az 2-3 makale indiriyorum İnternetten. Amacım ilerde kurgusal ve / veya olgusal bir kitap yazmak. Derslerde de politik içerikli paylaşımlar yapmayı seviyor ve doğru buluyorum.
Ama politika ve sanatı aynı zeminde birleştirme bana biraz “oksimoron” bir hal gibi geliyor; yani birbirleri ile karşıt içerikteki kavramların kısır döngü oluşturması söz konusu. Sanat üretimi ve paylaşımı itibariyle hayli kişisel bir eylem; belli kuralları yok, iletişim konvansiyonları yok, ne zaman ne çıkacağı belli değil, programa bağlı değil, alıcısı var, patronajı var, sponsoru var… Politika ise uzun vadeli planlama gerektiren, kolektif, örgütlenmenin kaçınılmaz olduğu, keyfin olduğu zaman değil her zaman duyarlı olmanı gerektiren bir pratik. Bu yüzden politika, sergi veya sergi açılışları gibi günlük, harcıalem durumlar için harcanacak bir konu değil bence. Sergilerde ve özellikle açılışlarda gördüğüm insanların çok büyük çoğunluğu zaten görece hali vakti yerinde, politik haksızlıkların direkt muhatabı olmamış insanlar. Dolayısıyla sanatçılar birbirlerine, arkadaşlarına, izleyicilerine zaten bildikleri bilgileri defaatle aktarıp duruyorlar. Ağır politik içerik imgeleştirme yoluyla iyice banalleşiyor, hafifleşiyor ve en sonunda politik içerikler sanatçıların özgeçmişlerinde birer satıra dönüşüyorlar. Politik olarak aktif bir şeyler yapmak istiyorsak sergiler ve galeriler bunun doğru mecrası değildir.
Basında fotoğrafın kullanımı fotoğraf dağıtan ajansların ve medya kuruluşlarının tekelinde (Birgün, Evrensel gibi daha bağımsız haber kaynaklarının dışında). Bu ajansların belli bir bölümü de Reuters, AFP gibi dünyanın önde giden ajansları. bu ajanslar egemen kültürlere ait olduklarından servis ettikleri fotoğraflar da ona göre olmakta. Bu tür kaynaklardan, örneğin, Irak’ta amerikan askerlerinin gerçekleştirdiği Felluce katliamına ilişkin fotoğraf pek alamazsın; bu katliamdan ancak Irak’taki bireysel anonim kaynaklar tarafından çekilmiş cep telefonu kameraları fotoğrafları aracılığı ile haberdar olursun.
Bu hegemonyaya alternatif alanı ben İnternet ortamı olarak görüyorum. Belli bir ideolojide olan bir basın kuruluşunun gazetesinde, gazete patronunun kontrolünde seçilmiş imzalı ve “profesyonel” bir fotoğraf görmektense, İnternet üzerindeki bir blogda kimin çektiği belli olmayan ama hiç bir şekilde sansür uygulanmamış ve belki de bu yüzden bir çok kimsenin içerdiği şiddetten dolayı bakamadığı, amatör ama belki daha “gerçek” fotoğraflara bakmayı tercih ederim. Çünkü o tür fotoğraflar yapılan zulmü unutmayacağım bir şekilde kafama kazıyabiliyorlar; haksızlıklarla mücadele etmek için ise, ülkemizde yapılanın tersine, unutmamak gerekiyor.
Sergi, afiş, etkinlik duyurularında kullanılan fotoğraflar dikkat çekmek amacı taşıdıkları için, çoğunlukla içerikten çok estetik ve grafik ağırlıklı, hatta bazen sansasyonel sayılabilecek fotoğraflardan seçilebiliyorlar. Bu mecrada amaç bu olduğu için bunu çok yadırgamıyorum. Çünkü bu tarzın varoluş biçimi bu çeşit bir görselliğe dayanıyor. Bu yüzden de bu tür etkinliklere politikanın alet edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Selamlar, sevgiler Murat Germen
www.evrensel.net