30 Kasım 2009 05:00

MEDYATİK

Bayram boyunca memleketim İzmir’deydim. İzmir’de bir grup ‘hassas vatandaş’ın DTP konvoyunu taşlaması, konvoydakileri linç etmek istemesi üzerine bir dolu yazı yazıldı bu sürede.

Paylaş

Bayram boyunca memleketim İzmir’deydim.
İzmir’de bir grup ‘hassas vatandaş’ın DTP konvoyunu taşlaması, konvoydakileri linç etmek istemesi üzerine bir dolu yazı yazıldı bu sürede. Kimi İzmir’i faşizmin başkenti ilan etti, kimi DTP’lileri suçladı. Ben ise hâlâ ne diyeceğimi bilemiyorum tam olarak. Bu yazıyı da ‘aslında ne oluyor’ diye düşünmek için yazıyorum. Gelin beraber düşünelim.
ASLINDA NE OLDU?
Önce bu soruyu sormamız lazım elbette. Milliyet gazetesi gitmiş, İzmir’in Hatay semtinde oturanlara sormuş mesela ‘neden böyle oldu?’ diye. Verilen ortak cevap şu: “Bizi tahrik ettiler.” Ne yapmış peki DTP’liler? Sarı-yeşil-kırmızı flama taşımışlar, partilerinin rengini yani. Başka? Barış işareti yapmışlar İzmirli vatandaşlara karşı. Bir de Türk bayrağı yokmuş kortejde, buna çok kızmış ahali. Kendileri yılın 365 günü İzmir Ticaret Odası’nın verdiği bayrakları asıyor ya evlerine, herkes bayrakla gezmek zorunda sanki!
Şimdi çıkıp da ‘ne şiş yansın, ne kebap’ tavrıyla, ‘saldırganları da anlamak lazım, DTP’liler de Öcalan diye bağırmasaydı’ falan demenin alemi yok. Bir kere şunu en baştan söyleyelim: DTP’liler ister Öcalan diye bağırır, ister zafer işareti yapar, ister Kürtçe marş söyler, ister çocuklarına yöresel kıyafet giydirip meydanlarda dolaştırır. Kimse de bir şey yapamaz. Bunu, o ‘hassas vatandaşlar’ın kabul etmesi lazım önce.
Amma velakin tam da demokratikleşmenin, normalleşmenin sancılarını yaşadığımız bir dönemde, üstelik ‘demokratik açılım’ denen proje için Türk kamuoyu psikolojik olarak hazırlanmamışken, DTP’lilerin de çok daha dikkatli olması ve ülkenin batısında ‘yenilmişlik psikolojisi’ yaratacak eylemlerden uzak durması gerekirdi...
“YA TAM SUSTURACAĞIZ, YA KAN KUSTURACAĞIZ”
Türk kamuoyunun büyük çoğunluğu bölgenin gerçeklerini bilmiyor. Bunu unutmamak lazım. Sene 2009 ve pek çok insan, özellikle gençler Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananları bir televizyon dizisi sayesinde yeni yeni öğreniyor.
Daha düne kadar bu insanlara “Kürt mahkumlara canlı canlı fare yedirildi, insanlar lağım çukurlarında tutuldu, Kürt kadınlarına copla tecavüz edildi, erkeklere Coca Cola şişesi sokuldu, köyler yakıldı” dediğinizde size inanamıyorlardı. Böyle şeylerin yaşanmış olabileceğine ihtimal vermiyorlardı. Bölgeye gitmemiş, siyaseten PKK çizgisinden kimseyle oturup konuşmamış, cumhuriyetimizin tarihini de ders kitaplarındaki gibi zanneden insanlar elbette böyle davranacaktı.
Yaşananlar bilinmeyince, “Bu Kürtler niye isyan ediyor ki, otursunlar oturdukları yerde!” görüşü hakim oluyor işte. Bu ‘nankör Kürtler’e nefret duyuluyor. Bursa’da, İzmir yolu üstündeki bir duvara kocaman yazılmış “Ya tam susturacağız, ya kan kusturacağız” yazısı, tam da bu nefreti, ezme-susturma isteğini yansıtıyor. Yaşananlar bilinmeyince, empati kurulamıyor.
PEKİ NE YAPACAĞIZ?
Nasıl ki, bir köşe yazısıyla İzmirliler ya da orta sınıf milliyetçiliği üzerine derinlikli analizler yapmak mümkün değilse, aynı şekilde Türk-Kürt gerilimini sonlandırmak da mümkün değil.
Ama belki Milliyet’ten sevgili Ece Temelkuran’ın çağrısı anlamlı olabilir. İzmir’de bu olaya üzülen, yaşananlardan ürken insanlara, kentin demokrat kamuoyuna “ahbaplarınızla konuşun” demiş Temelkuran. “Israrla konuşun. Onlar size ‘AKP’ci oldu’, ‘liboş oldu’ dese bile konuşun.”
Bu bir başlangıç olabilir. Sakin sakin, dinleyerek, anlayarak konuşmak…
Unutmamak lazım ki bu insanlar “Bildikleri dünyayı kaybettiklerini hissettiklerinden”, “İnandıkları şeylere artık değer verilmemesinden” dolayı böylesine saldırgan ve sinirli. “Bildikleri dünya ayaklarının altından kayarken ve yenisine ayak uyduramazken, en yakınları tarafından bile alay konusu olabilmeleri, hakarete uğrayabilmeleri” onları bu hale getiriyor.* Ergenekon sürecinde de bunu görmedik mi?
Küçümsemeden, horlamadan, alay etmeden, kafalarına kakmadan konuşmak…
Başka bir yol gelmiyor benim de aklıma.
* Esra Sarıoğlu ve Barış Ünlü’nün Radikal İki’de yayınlanan “Her çıkışın bir inişi var” başlıklı yazısı. http://getir.net/znn
MUSTAFA KULELİ
ÖNCEKİ HABER

Reyting ünlülüğü oyun oldu

SONRAKİ HABER

Ekrem İmamoğlu: Rakibimiz 18 bin oyla yanıldı, ben 3 bin oyla yanıldım

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa