30 Kasım 2009 05:00

ROJEV

İzmir’de DTP konvoyuna yapılan saldırı ve ardından Çanakkale Bayramiç’teki linç girişimi, Kürt sorununun aslında ‘Türk sorunu’ olduğunu hatırlatması bakımından önem taşıyor.

Paylaş

İzmir’de DTP konvoyuna yapılan saldırı ve ardından Çanakkale Bayramiç’teki linç girişimi, Kürt sorununun aslında ‘Türk sorunu’ olduğunu hatırlatması bakımından önem taşıyor. Hükümetin DTP’yi suçlaması ve gerici şoven güçlerin linç girişimlerini “vatandaş tepkisi” olarak değerlendirmesi, Kürt sorununun çözümü yönünde tartışmaların yapıldığı böylesi bir süreçte, ‘Türk sorunu’nun göz ardı edilmemesi gerekliliğini gösteriyor. Burada şu soruyu sormak gerekiyor: Çatışmalı sürecin en yoğun olduğu dönemlerde bile böylesi sorunlar yaşanmamışken, neden son yıllarda linç girişimleri/milliyetçi saldırılar artıyor? Hem gerici kışkırtmaların önüne geçmek, hem de sorunun eşit haklar temelinde birlikte yaşama dayalı çözümü için öncelikle bu sorunun yanıtı verilmelidir.
İlk bakışta çelişkili gözükse de, bu milliyetçi saldırganlığın kışkırtılmasına ortam sağlayan olguların başında, artık inkar politikalarının giderek hükmünü kaybetmeye başlaması yer alıyor. Bugün en gerici, en ırkçı çevreler bile “Kürt yoktur” diyemiyor; söze “Kürtler kardeşimizdir” ile başlıyor. Ardından Baykal’ın yaptığı gibi başta ‘anadilde eğitim’ olmak üzere Kürtlerin her türlü ulusal demokratik istemlerine “ülke bölünür” gerekçesiyle karşı çıkıyorlar. Demek ki, seksen yıldır “Kürt diye ayrı bir milletin olmadığı”, “Kürt sorununun dış güçler tarafından kışkırtıldığı” gibi geleneksel inkarcı politikalarla yatıp kalkan Türk halkı, bugün Kürt halkı ve bu halkın ulusal demokratik istemleri ile yüzleşmiş bulunmaktadır. Söylediklerimizden bu yüzleşmenin başlı başına milliyetçi saldırganlığa yol açtığı sonucu çıkarılmamalıdır. Mesele bu yüzleşmenin sonrasında, daha açık bir ifadeyle gelinen noktada egemen güç odaklarının bu sorunun çözümü konusunda nasıl tutum takındıklarında düğümlenmektedir.
Yine ilk bakışta çelişkili gözükebilir ama AKP Hükümetinin Kürt sorununu çözmek adına başlattığı ‘açılım’ politikası, MHP ve CHP yöneticilerinin milliyetçi kışkırtmalarının en önemli dayanaklarından biri durumundadır. Neden? Çünkü AKP Hükümetinin ‘açılım’ politikası, meseleye seksen yıldır yok sayılan bir halkın eşit haklarının kabulüne dayalı bir çözüm öngörmemektedir. Aksine, attığı her adımı Kürt ulusal hareketini etkisizleştirme ve sorunun çözümünde inisiyatifi ele alma hesaplarıyla atmaktadır. Bu nedenledir ki, yerel seçimlerden önce Kürtleri yedeklemek amacıyla TRT Şêş’in açılmasıyla başlayan süreç, Bölge’deki seçim yenilgisinden sonra DTP’ye karşı bir operasyona dönüşmüş, ya da en son Silopi’den gelen ‘Barış Grupları’nın sahiplenmesi karşısında Başbakan Erdoğan “en başa dönme” tehdidinde bulunmuştur. AKP Hükümetinin; sorunu, varlığı yok sayılan bir halkın anayasal düzeyde eşit haklara sahip olma sorunu olarak tarif etmek ve bu temelde bir çözüm geliştirmek yerine, politik hesaplar temelinde takındığı inişli çıkışlı, çelişkili tavır ırkçı kışkırtmalara zemin hazırlamaktadır. Mesela Başbakan Erdoğan “anaların gözyaşlarının ideolojisi olmaz” dedikten sonra, Kürt halkının neden eşit haklara sahip olması gerektiğini anlatmak yerine sınır ötesi savaş tezkeresinin uzatılmasını meclisten geçirmiştir. AKP’nin bu tavrı nedeniyle CHP, MHP gibi ırkçı şoven çevreler, “Terör örgütüyle pazarlık yapılıyor”, “Ülke bölünüyor” söylemleri üzerinden Türk halkının hassasiyetlerini kaşıyarak saldırıların önünü açmaktadır. Zaten bu ırkçı şoven çevreler de artık siyaset yapma zeminleri ortadan kalkmaya başladığı için, son kozları olarak gerilimi tırmandırma siyasetine sarılmaktadırlar.
Bugün Kürt halkı anayasal eşitlik temelinde birlikte yaşama dayalı çözüm için taleplerini çok açık olarak ortaya koymaktadır. Gelinen yerde sorunun çözümü, Türk halkı ve her milliyetten işçi ve emekçilerin artık birlikte yaşamanın ancak on yıllardır varlığı yok sayılan Kürt halkının eşit haklarının kabulüyle mümkün olduğunu görmesini sağlamaktan geçmektedir. Marx, 150 yıl önce başka bir ulusu ezen ulusun özgür olamayacağını söylemişti. Son dönemde yaşanan olaylar, Kürt sorununun esas olarak ‘Türk sorunu’ olduğunu hatırlatmanın ötesinde, sorunun demokratik çözümünün Türk halkının ırkçı gerici politikalardan kurtarılması bakımından önemini de göstermiştir.
ÇETİN DİYAR
ÖNCEKİ HABER

3 milyon kişiye zamlı ödeme yapılacak

SONRAKİ HABER

Ege Üniversitesinde iş kazaları alarm veriyor: 1 yılda 39 iş kazası

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa