01 Aralık 2009 05:00

ALBATROS

Şu son günlerde elimden düşmeyen kitaplardan biri de, Gazeteci Rayhan Yıldız’ın Literatür Yayınları tarafından kısa süre önce yayınlanan...

Paylaş

Şu son günlerde elimden düşmeyen kitaplardan biri de, Gazeteci Rayhan Yıldız’ın Literatür Yayınları tarafından kısa süre önce yayınlanan, “İçeriden” adlı kitabı oldu [430 sayfa, Eylül 2009]. Kitabın özgün olan yanı, 1951’den bu yana, farklı insanların hapishane deneyimlerini aktarması. Bu tanıklıklar elbette sadece hapislik ve işkence anlatımları ile kalmıyor, Türkiye’nin farklı dönemlerdeki siyasal çatışmalarının bir anlamda tarihini de aktarıyor. Burada devlet ve militarizm baskısının sürekliliğini de algılıyorsunuz.
Daha 1951’de gerek Barış Derneği Davası gerek ise TKP Davası sanıkları Askeri bir mahkeme de yargılanıyorlar. Onları askeri mahkemede yargılatan siyasal iktidar mensupları ise, onları alaşağı eden askeri cuntanın kurdurduğu sözde sivil Adalet Divanı’nda yargılanıyorlar. Aslında kitapta Yassıada’da tutuklulara uygulanan şiddet de yer alsaydı, Türkiye’de sırayla herkesin payına düşen “imha” uygulamasının genel panoraması daha eksiksiz olarak algılanırdı diye düşünüyorum. Vedat Türkali’nin ilginç bir anlatısı ise, 6-7 Eylül olaylarının sosyalistlerin üstüne yıkılması çabasından sonra, 1960 yılında sosyalistlere yönelik bir imha planının da hazırlandığı. Yani, kıyımlara gerekçe hazırlamak için senaryo hazırlamaktan hiçbir zaman vazgeçmemiş bazı odaklar. Siyasetçilerin bir grubu tasfiye olunca, onlar yeni gelenlere sunmuşlar hizmetlerini yeni “imha”, “tasfiye”, “tenkil”, “tedip” planları ile.
Türkiye aslında, çok uzun bir zamandır “kafes”te… Halim Spatar’ın 1980 Ankara Mamak Askeri Cezaevi’ndeki “Kafes” tanıklığı çok çarpıcı. Deniz’lerin Avukatı Halit Çelenk, Halim Spatar’ı kafeste görünce gözyaşlarını tutamaz.
Mamak, Diyarbakır, Metris ve Anadolu’nun birçok yöresine yayılan toplama merkezlerinde militarizmin uyguladığı vahşetin tanımı mümkün değil.
Bırakın gençleri, nice öğretim üyelerinin DAL grubunda kaba dayaktan geçirildiğini biliyorum.
İnsanlar bir cehennem olarak tanımlanan Ankara Dal Grubunda 90 günlük bir işkence sürecinden geçirildikten sonra, Mamak’ta bir hayvan gibi ‘kafes’e konuluyordu. Evet, resmen demir parmaklı bir kafesti bu. İki kişilik hücreye 3 kişi konuyor, ve uygulanan “karıştır, barıştır” politikası gereği, bunlardan biri ülkücü oluyordu.
Aydınlara yönelik militarizmin sindirme politikasına, 1971 olayı üzerinde Kemal Burkay, Seçkin Selvi, İsmail Beşikçi, Faruk Pekin, Ali Sirmen tanıklık ediyor. Daha sonra onların tanıklıkları 1980 darbesi ile devam ediyor. Nevzat Çelik, Taha Akyol, Fethiye Çetin, Necmiye Alpay, Halil İbrahim Özcan, Sadık Albayrak, Mert Özmen’in tanıklıkları da eklenerek. İsmail Beşikçi için elbette ‘90’lı yılların tanıklığı da söz konusu… Beşikçi’ye yapılanlar Türkiye’nin utanç tarihinden asla silinmeyecek. Pınar Selek’in tanıklığı ise Ecevit-Bahçeli hükümetinin siyasal sorumluluğu altında militarizmin gerçekleştirdiği en soğuk kanlı kıyıma, sözde “Hayata Dönüş” operasyonunu kayda geçiyor. Medyanın, TV’lerin naklen, alkışlayarak bir maç gibi aktardığı bir katliamdı bu. Bütün bu yıllarda, 6- 7 Eylül olaylarının, militarizm tarafından örgütlenip solun üstüne yıkılmaya çalışılması üzerinde durulması gereken bir nokta.
En son ele geçirildiği açıklanan “Kafes” planında da, yine “Azınlık” diye tanımlanan bu ülkenin öz be öz çocuklarının yine hedef alındığı anlaşılıyor.
Bu çevreler hem bir yandan laik geçinirken, bir yandan da farklı inançtan olan insanları hedef göstermekten vazgeçmiyorlar. Mezara saygısı olmayanın insana saygısı olur mu? Ölüye saygısı olmayan diriye değer verir mi?
Kafes planının yürürlükte olduğu son bir yıl içinde bir çok Rum ve Ermeni mezarı saldırıya uğradı.
Ama sadece onlar mı? Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin, Cihanların, yurtsever Kürtlerin ülkenin çeşitli yerlerindeki mezarlarının kaç kez saldırıya uğradığının hesabını bile tutamıyoruz artık.
Sevgili Ayşe’nin mezarı da geçen yıl bundan nasibini aldı. Ve yeniden yaptırmama kararı aldım.
Kirli savaş yıllarında insanların ölü bedenleri kurda kuşa yem olsun diye dağ başlarında bırakıldı. Bunların gömülmesi için başı çeken insan hakları savunucusu Vedat Aydın kaçırılarak, ölüsü bir köprü altına atıldı.
“İçerden” kitabını okurken, Mamak’ta Metris’te Diyarbakır’da toplu dayak çeken o erlerin nerede olduğunu düşünüyorum. Ya onlara emir veren teğmenler yüzbaşılar acaba hangi rütbede?
İşkenceci memurların, komiser, vali, bakan olduğunu biliyoruz. Ya askeri ayak? Çok merak ediyorum.
17’sinde Erdal Eren’e beslemeyip de asmadan önce acımasızca dayak atanlar, onlara emir verenler acaba şimdi nerede, vicdanları varsa acaba sızlıyor mu?
Evet, Mamak’a kurulan KAFES, sonunda bütün Türkiye’nin başına geçirildi.
Yapanlar yargılanmadığı, yaptıkları yanlarına kâr kaldığı için.
RAGIP ZARAKOLU
ÖNCEKİ HABER

Türkiye’nin ekseni ABD

SONRAKİ HABER

Ekrem İmamoğlu: Rakibimiz 18 bin oyla yanıldı, ben 3 bin oyla yanıldım

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa