Sonuçlarına katlanacaklar!..

Sonuçlarına katlanacaklar!..

Sermaye iktidarları, ne zaman azıcık dara düşseler, öncelikle işçi, memur, küçük esnaf ve üretici köylü gibi emekçi kesimlere yönelik baskı ve dayatmaları artırırlar.


Sermaye iktidarları, ne zaman azıcık dara düşseler, öncelikle işçi, memur, küçük esnaf ve üretici köylü gibi emekçi kesimlere yönelik baskı ve dayatmaları artırırlar. Özellikle zamlar, ekonomik ve sosyal içerikli “reformlar” ile yaşamı daha da çekilmez hale getirerek, geçim derdine düşen emekçileri düzene bağlayıp, sermaye partilerinden birini, diğerine tercih etmek durumunda bırakırlar. Günümüzde yaşananlar da bundan başka bir şey değildir.
Gelmiş geçmiş sermaye hükümetlerinin en “süzmesi” sayılabilecek AKP Hükümeti de ipliği pazara çıkıp, işlevini tamamlamak üzere iken, yarattığı zam, zulüm, baskı ve sömürü ortamı ile tam da bunu yapıyor. İşsizlik, yoksulluk, antidemokratik baskılar ve giderek yoğunlaşan gelecek endişeleri, milyonlarca insanın kabusu durumunda. İş yok, sosyal güvence yok, eğitim ve sağlık başta olmak üzere tüm kamu hizmetleri “paralı ve ulaşılamaz” hale getirilmiş; “Umut”, o da yok edilmeye çalışılıyor.
İşte böylesi bir ortama düşen 25 Kasım kamu çalışanları grevi, ön çalışmaları, farklı sendikaların birlikte hareket etme kararlılığının yarattığı güven, kitlesel katılım ve coşkulu toplu gösterileri ile, “yeni bir başlangıcın” habercisi gibiydi. Ekonomik-demokratik talepleri karşılanmayan, buna karşın çeşitli baskı ve dayatmalarla sindirilmek istenen kamu emekçileri, “sendika farkı” gözetmeksizin, sınıf kardeşleriyle birlikte iş bırakarak, “uyarı grevi”ne çıktılar.
İzmir’de de oldukça görkemli yaşandı, “uyarı grevi”. Okullardan, hastanelerden; belediye, adliye, vergi dairesi, yol-su-elektrik işyerlerinden büyüyen emekçi dalgaları, Konak Meydanı’na sığmadı, sığdırılamadı. Kitlesellik ve coşku yan yanaydı Konak’ta. Buna, tarihi Saat Kulesi de, Vilayet Konağı da tanıklık etti, gün boyunca.
Ama, hükümetin başı, anlayamadı bu coşkunun mahiyetini ve alışılmış bir şekilde “yasa dışı” ilan etti böylesine “meşru” ve “barışçıl” bir eylemi. “Sonuçlarına katlanırlar!” diyerek, tehdit etmekten de geri durmadı, bir diktatör edasıyla. Oysa azıcık gerilere baksa, birazcık tarih incelese görürdü, görebilirdi, belki. Yıkılmayan tek imparatorluk, devrilmeyen bir diktatörlük mü kalmıştı yer yüzünde?
Evet; birileri, böylesine eşitsizlik, adaletsizlik ve baskılarla sürdürülmeye çalışılan bu sömürü düzeninin yaratacağı “sonuçlara” katlanmak zorunda kalacaklardır. Ama bunlar, kesinlikle emekçiler olmayacaktır. Bu, böyle biline!..
M. Kâmil Bal (İzmir)
www.evrensel.net