BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • Başbakan Erdoğan’ın dün AKP Meclis Grubu’nda esip yağmasını dinleyen ve onun tarzını bilmeyen birisi; “Bu Türkiye’de, demokrasi ve özgürlükleri savunan tek parti AKP, tek kişi de Tayyip Erdoğan” diye düşünürdü.


    Başbakan Erdoğan’ın dün AKP Meclis Grubu’nda esip yağmasını dinleyen ve onun tarzını bilmeyen birisi; “Bu Türkiye’de, demokrasi ve özgürlükleri savunan tek parti AKP, tek kişi de Tayyip Erdoğan” diye düşünürdü.
    Aynı kişi; Erdoğan’ın konuşması ilerledikçe, Türkiye’nin AKP iktidarı döneminde refah ve mutluluk içinde yaşadığı, işsizliğin; yoksulluğun yenildiği, ülkenin dünyanın en gelişmiş ülkeleri içinde yer aldığını, bunun da Erdoğan’ın ve hükümetinin başarısı olduğu düşüncesine kapılırdı.
    Kürt sorununun çoktan çözüm yoluna girdiği, Alevilerin inanç özgürlüğü ve azınlıkların hakları vb. konularının da artık sorun olmaktan çıktığı hükmüne varan bu “dinleyici yabancı kişi” Erdoğan’ın “demokrat kişiliğine” hayranlıklarını bildirirdi! Ve bugüne kadar Türkiye’de özgürlükler, insan hakları, demokrasi gibi konularda kimsenin parmağını oynatamadığı sonucuna varan kişi, Erdoğan’a demokrasi ve özgürlüklerin kahraman savunucusu olarak şapka çıkarırdı!
    Ta ki, basın özgürlüğü konusundaki söylediklerine gelinceye kadar!
    Nitekim Erdoğan’ın içindeki despot kişi, özgürlük, demokrasi için edilen onca sahte sözlere dayanır ama iş basın özgürlüğüne gelince, artık dayanamaz ve içini açar: “Bu planlı haberleri yayınlayan bu türden sipariş haberler var. Bugün bir tane var. Siyasetçiler ne kadar az konuşursa ülke o kadar huzur bulur diyor. Ne kadar güzel! Siz köşe yazarları, siz ne kadar az yazarsanız ülke o kadar huzur bulur. ... Bu hale geldi. Bunların yaptıkları tahrikten başka bir şey değildir. Bunlar barış, millet ve devlet düşmanlarıdır... Bu süreçte herkes sözünü ölçerek, biçerek tartarak on kez düşünerek söylemelidir.”
    Az çok basın özgürlüğünden nasibini almış bir başbakan böyle konuşabilir mi? Ya da herkese “Bu süreçte herkes sözünü ölçerek, biçerek tartarak on kez düşünerek söylemelidir.” diyen kişinin bunları söylemesi için buraya “Benden başka” şartını da eklemesi gerekir. Çünkü Başbakan demokrasi istiyor ama bunu kendine karşı bir şey söylenmemesi, mümkünse hep pohpohlanması kaydıyla istiyor!
    Erdoğan’ı özgürlük ve demokrasi kahramanı olarak selamlayan “yabancı kişi” bu sözler karşısında elbette ne diyeceğini, ne düşüneceğini şaşırır!
    Bu yabancı, “Önceki söyledikleri mi doğrudur Başbakanın, şimdi söyledikleri mi? İkisi aynı kişi midir?” sorularına kadar götürür kafa karışıklığını.
    Ve bu kafa karışıklığı içindeki yabancı, şöyle bir ajanslara, gazeteler göz atar.
    Akla gelen her konuda, sanki 8 yıldır Türkiye’yi kendileri yönetmiyormuş gibi, her sorundan muhalefeti, basını, AKP’yi ve Erdoğan’ı sevmeyen kötü niyetli kişileri sorumlu tutan Başbakanın ülkesinde; aynı gün, ülkenin Kürtleri yaşadığı kent ve mahallerinden polisle göstericilerin çatıştığını, gaz bombalı ve panzerli saldırıların haber fotoğraflarını görür. Özgürlük isteyen Kütlerdir hedefe konanlar.
    Yine, son haftalarda gündemin üst sıralarına tırmanan tele kulak skandalını merkezi olduğu anlaşılan ve Başbakana bağlı ve on binlerce kişiyi pervasızca dinleyen Türkiye İletişim Başkanlığı’nın mahkeme karayla yeniden aranması haberlerini görür ve bu haberin arka planındaki rezaleti öğrenir o kişi!
    Başbakan Meclis’te grubunun kürsüsünden konuşurken, o gün çıkan gazetelerde Dünya Gazeteciler ve Yayıncılar Birliği (WAN-IFI)’nin Türkiye’yi (Türkiye ile birlikte 7 ülkeyi daha) basın özgürlüğü ihlalleri nedeniyle kınadığı, bunun “Türkiye’yi utandıran haber” olarak verildiğini de görür o kişi!
    Yine aynı gün ajanslara düşen haberde devletin istatistik kurumu olan TUİK’in Türkiye’de yoksul nüfusun ve yoksulluğun korkutucu boyutları sergilendiğine de tanık olur yabancı.
    Böylece Türkiye’nin Başbakanı olan zatın, özgürlük ve demokrasiyi sadece kendi için isteyen başkaları için ise sadece kendi propagandasına malzeme olduğu kadar isteyen bir sahte demokrasi kahramanı, sadece “kendine Müslüman” bir zat olduğunu görür; Erdoğan ve partisini tanımak için gelen yabancı!
    Eğer lafa değil gerçeklere bakmayı bilirsek biz de Erdoğan ve partisin nasıl bir sahte demokrat, nasıl bir sahte demokrasi kahramanı olduğunu kolayca görebiliriz!
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net